Anastasiadis’li Rum liderliği Kuzey’deki Türk tarafı ile ne oluşacak federal devleti ne bu devletin yönetim organlarını ne de “iki bölgeliliğe” dayalı siyasi eşitliği “paylaşıp bölüşmeyi” istemiyor!..
Kendi siyasi ideaları yönünden amacı “tüm adanın egemeni olmak” şeklinde izah edilecek bu tutum tabi ki çözümü de imkânsız hale getirmektedir. Çünkü masada müzakeresi yapılan çözüm planı, “iki toplumlu, iki bölgeli, kendi içlerinde özerk ve siyasi eşitliğe dayalı iki devletli bir federal çözümdür.” Ancak araya sıkıştırılan “tek uluslar arası temsiliyet” ayakları yere basmayan hükümsüz bir hayaldir! TABİ Rum tarafının “federal devlet” üzerine oturtulmaya çalışılan çözümün ne olduğunu anlamak için Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yataklarına hangi göz ve tutumla baktığını görmek yeterlidir!
Nitekim Anastasiadis “Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarına ne Kıbrıs Türk tarafını ne de Türkiye’yi asla karıştırmak niyetinde olmadığının defatle açıklamalarını yapmıştır.
ÇELİŞKİLER de bu nedenle yaşanmaktadır! Çünkü çözüm aranırken, Güney “tanınmış devlet oluşuyla AB üyeliğinden zerre kadar ödün vermeden sonuca gidilmesinde ısrar ediyor! O zaman da oluşacak federal sistem, Rum tarafının tırnaklık ödün vermeden, Kuzey Türk devletinin kendi egemenlik alanında yer alacağı bir siyasi çözüme dönüşüyor!
OYSA ne olmalıdır: Vakti zamanında Denktaş Rum tarafına “beni bir günlüğüne tanı” önerisinde bulunduydu da etraf dalgalanıp çalkalandıydı!
Çünkü o “24 saatlik tanınmışlık Türk tarafına resmen devlet statüsünü bahşedecekti.. Elbet 24 saat uzun süre değildi! Fakat sonucu ne olurdu bilinmez, “kalıcılığı” bile mümkün olabilirdi zaten “öneri” de mecaziydi!
UZUN lafın kısası! Yeniden müzakereler başlayacaksa evvel emirde Güney’in Kuzey’deki Türk devletini tanıması gerekir! Çünkü bugüne kadar sürdürülen müzakereler “tanınmış Rum devleti” ile bu devletin Kuzey’deki malını mülkünü gasp etmiş korsan Türk devleti arasında oluyordu! (AB ve BM’ler için de değerlendirmenin çok farklı olduğunu sanmıyorum.) Böylesi dengesiz ve insafsız bir müzakere sürecinden çözüm beklemek de mümkün değildi nitekim olmadı! Masaya oturulacaksa iki tanınmış devlet olarak oturulacak… O zaman pazarlıklar çok daha kolay yapılır.
İSTESENİZ DE “DEĞİŞTİREMEZSİNİZ!”
Önce gelin idrake varalım. Ve diyelim ki hep birlikte, “bu ülkede siyasi partileri sulayıp yeşerten, büyütüp geliştiren, zamanı geldiğinde meyvesini de yeme hakkı kazanan partili seçmenleridir!
Ve sonra ikrara varırken itiraf edelim: “Aş, iş, para” beklentilerindeki seçmendir ki her seçim onlar için bir yeni umuttur. Eğer siyasetin şah damarında atıyorlarsa gözledikleri aştır, iştir, terfidir, kredidir, “evladı ayanın” istikbalini kurtarma, belki bir arazinin tahsisidir!
Hatta ikbaldir, izazdır… Yeter ki arkasında koşulan parti iktidar ola!
Bu nedenle devlet zaten batarken Yenierenköy Belediyesinin, ötesi belediyelerin, batmasına şaşılmamalıdır!
Çünkü herkes bilir ki her seçim sonrasında siyasi partiler, kendilerini iktidar yapan “aş iş beklentilerindeki seçmenleriyle” gelirler.. Ve göreve başlarlarken “kadro hareketi” kılıfına sığdırdıkları yeni istihdamlarını yapmaya başladıklarında da öncesinde ayni usulle iktidar olanların giderken arkalarında bıraktıkları istihdamlarına bir ordu dolusu daha “geçici” katarlar!
Şu anda Dörtlü Koalisyon hükümeti de henüz bu aşamadadır! Kadroları oluşturulacak, Tabandan tepeye doğru giden gidecek, yer değiştiren değiştirecek, kalabilen kalacak fakat her hal’u kârda “iktidarı oluşturan 4 partinin çıkarlarına uygun evsaftaki partili seçmenler,” her seçim sonrası biraz daha kalabalıklaşan ve çektikleri maaşlarla devletin ödemeler dengesini bozan atanmalarıyle görev yerlerine dağıtılacaklar…
Batmaları pahasına da olsa Belediyeler, işte bu görev yerlerinin başında olan kurumlardır! Üstelik Belediye Başkanlarının bu konuda karşı çıkışları da olamaz! Çünkü onlar da “mensubu oldukları parti başkanı ile üst kademe yöneticilerinin “emir kulları” olarak “emirleri uygulamakla mükelleftirler!
BU nedenle belediyelerin batması karşısında hayret edenlere biz daha çok hayret ediyoruz!
Ha çare mi? Yoktur, boşuna uğraşmayın! Hatta tavsiye ederim şimdilerin hükümetini de yakından izleyin. Bakalım ne yapıyorlar “aceleyle kadrolarını nasıl oluşturuyorlar!
KISACA TAKILDIĞIM: (HER GÜZELİN BİR KUSURU VARDIR!)
Halil hoca ile memleketin ahvalini konuşuyoruz da “yani deyiverdi bu memlekette hiç mi iyi, büyük, güzel işler yapılmadı?” Ki hep birlikte sızlanırken “battık, mahvolduk ne olacak hallerimiz” yakınmaları üzerine heyamola çekiyoruz” dedi…
Doğru. Onca üniversite, onca turistik otel, onca yol, gölet, TC’den su, abartmanlar, arabalar falan…
FAKATTT! Vakti zamanında bir Genç, görücü usulüyle kız bakmaya gitmiş. Hoş beşten sonra kız ailesi veririz demiş ama bir yandan da uyarmışlar.
“Bak delikanlı demişler. Kızımız güzeldir ama bir gözü hafif şehladır! “Zarar yok” demiş genç damat. “Bir ayağı da kısa olduğundan hafif topallar…” Delikanlı yine “önemli değil demiş..” Kız ailesi devam etmiş ama: “Doğuştan yüzünün bir tarafı da lekelidir..” Genç yine “Eee bu kadarı da olur gayrı” demiş!”
Ve kız ailesi devam etmiş kızlarını anlatmaya: “Ha unutmadan söyleyelim. Kızımız bir defa nişanlandı, bir defa da nikâhlandı, kısmet değilmiş evlenemedi işte!” Damat adayı bir süre düşünmüş, “kader demiş ben yine de kızınıza talibim.”
Ve sona gelindiğinde “bak demiş anası. Kızımız bakire değil, bir de bebeği vardır!..”
KKTC’de de güzeldir hoştur amma her güzelde olduğu gibi vardır bir kusuru! Tahammül eder yerseniz bal gibi de sineye çekilir yani!
































