Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakereler Devam Ederken Olası Restleşmeler

Her   gün evimize aldığımız ekmek, içtiğimiz su kadar hayatımızın olağan parçası olan “müzakereler” başlığı altındaki  süreçle ilgili  türlü çeşitli siyasi atraksiyonları izleyip yorumlamaktan daha can sıkıcı bir başka olay yoktur her halde! Üstelik tadı tuzu da kalmadı!

Buna karşın başına “belki” kelimesini koyup çözüm umudunu yaşatmayı da çok sevdik! Ki Sn. Akıncı’nın böylesi bir umuda yolculuğu asli görevi! Müzakereler bittiği anda onca hareketli ve Cenevre serüvenli günlerden sonra, Cumhurbaşkanlığının o anayasal yetkisizlikle protokolden ibaret donukluğunda her halde canı çok sıkılacak!       Anastasiadis ise yeniden Cumhurbaşkanlığı için  seçimi gözlüyor! Bu da şu demek oluyor:

Anastasiadis Rum halkının beklentilerine cevap vermeyecek hiçbir çözüm planına en azından Haziran ayına kadar “evet” demez! Buna Başkanlık sistemi için  16 Nisan’da Türkiye’de gerçekleşecek referandumu da kattınız mı  Sn. Akıncı’nın maaile bir süre tatile çıkmasının tam  fırsatı ve zamanıdır diye düşünüyoruz. Bencillik olacak ama dolayısıyle yoklukları ve müzakeresizlik nedeniyle biz de  tatile çıkmışcasına ambele olmuş kafamızı  dinlendirmiş olacağız!

       LAFLAMANIN ÖTESİNE GELİNCE: Ne var ki temennilerimizin  aksine  söndü sönecek denirken ateşine körük sıkılan süreç devam ediyor. Nitekim yakında yine Cenevre yolcusu olacak! Öyleyse yazalım:

Federasyon gerçekleşmekle devlet olunmaz, “Federasyon” olunur! Yanılmıyorsam Rum tarafı bu gerçeği bizden çok daha iyi biliyor. Bu nedenle Annan planına  sadece Türkiye’nin garantörlüğü nedeniyle değil, adanın tek tanınmış devleti oluş üstünlüğünü de kaybedeceğinden dolayı “hayır” dediydi! !

ANCAK:  bugün bir başka gerçeğin de farkındadır. “Çözüm için ayak sürüdükçe  “zamanın” eritip çürüteceğini zannettiği Kuzey gitgide  kemikleşerek tanınma aşamasına gelmiş, devlet olma yönünde hızla ilerlemektedir. Yani artık AB’nin ambargoları, uluslar arası ilişkiler dışında tutulması KKTC’nin ilerlemesini durdurmaya yetmiyor. Ve bu şekilde devam ederse, “çözümsüzlük” asıl Rum tarafını olumsuz etkileyecektir..

BU NEDENLE: Rum tarafı kabul etmesi mümkün olmayan  pek çok konuya karşılık inisiyatifi elinde tutmaya çalışarak müzakereleri sürdürüp götürüyor. Bunedenle bundan sonrası süreçte  Türk tarafının siyasi  becerisi çok önem kazanacaktır çünkü “restleşme” söz konusu olacaktır. Mesela “TC’nin garantörlüğünün devamı” ile “siyasi eşitliği” bire bir çakacak “dönüşümlü Başkanlılığın olmazsa olmazı” gibi. Ki kartlar açıldığında Türk tarafı kazansın! Çünkü “Kurucu” da olsa “devlet oluşu” başka türlü sağlayamayız..


SUYA HASRET KALAN GÜZELYURT BAHÇELERİ VE İŞTE İHANET ETTİĞİMİZ SU!

1950’ler toplumunda darlıkla yoksulluk insanların  hayatlarını karartırken, bir yandan da “nimetin” büyüklüğü ile kutsallığı yaşanırdı. Nitekim her bir şeye ihanet edilebilirdi ama ekmekle suya asla! Toprak yollarda yürürken bir parça ekmek kırıntısı görsek eğilir alır, öpüp alnımıza götürdükten sonra bir duvar dibine koyardık. Çünkü ekmek nimetti.

Bir bardak su isteyen babamız anamız da olsa, hemen yetiştirir, içine kadar bekler ve “berhudar ol, su kadar aziz ol” sözünden sonra bardağı ellerinden alıp yerine koyardık. Çünkü su “aziz”di..

Hatırlar  mısınız Türkiye’den akacak suya daha boruları döşenmeye başlanırken “istemeyiz” diyerek neler yaptığımızı!        Hatırlar mısınız akmaya başladığında “maliyet hesaplaması” diyerek  yaptığımız rezilliği!                                                     Neredeyse suyunu da al git dediğimiz Türkiye’nin Devlet Su İşlerine yapmadığımızı bırakmadığımızı!

Oysa yıllar yıllarca neyi hayal ettikti bu adada. Türkiye’den su akacak, hem içilecek hem tarımda kullanılacaktı.                                   Aktı ve hâlâ ne içebiliyoruz ne tarımda kullanabiliyoruz! Çünkü bizim için su hiç “aziz” olmadı! Nimet olmadı!

NARENCİYECİLER:  Henüz TC’nin suyu KKTC’e akmadan yıllar önce topraklarındaki tuzlanmanın zararlarında vizileyen  Güzelyurt narenciye üreticileri, geçtiğimiz hafta son bir feryat daha kopardılar: “Güzelyurt bölgesinde su kaynakları kurudu. Yeterince sulanamayan ağaçlar kuruma tehlikesiyle karşı karşıya. Hemen tedbir alınmazsa gelecek yıl ağaçları sökmek zorunda kalacağız!”

Oldu mu? Sen hükümet olarak, sen narenciye üreticisi olarak, sen  Cypruvex olarak yıllardır bu tuzlu topraklarda üretim yaparken bir gün bir damla suya muhtaç kalacağını bilmiyor muydun? Eee ne yapıldı TC’den akacak suyla ilgili? Hangi planı, hangi sulama şebekesini, akmaya başladığında hemen yararlanılması için hangi  programı yaptın? Baraja aktıktan sonra “çok pahalıdır” diyerek maliyetinin kavgasını yapmaktan başka!

Kıbrıs Türk üreticisi, belediyeleri, hükümeti Allah’ın “nimeti” olan suya bile sahip çıkamadılar.  Bazen düşünüyorum, gerçekten devlet olmaya layık mıyız?


KISACA TAKILDIĞIM: (TC’DEN TURİST AKIŞI BAŞLARSA NE OLUR?)

Bugüne kadar TC’den KKTC’ye gelen Türkiyelilerin sayısı yüzde 8-9’u geçmiyormuş! Son tanıtım girişimleriyle falan bu yüzdelik sayı 15-20’lere ulaşabilirmiş.. Aman “Allah muhafaza” diyorum! Çünkü:

Kaç gündür Hürriyet gazetesinin hemen her gün KKTC’yi görücüye çıkartacak gelinler gibi makyajlayıp Türkiye’ye sunması sonucunda eğer TC’den  KKTC’ye turist akmaya başlarsa önce o makyajın nasıl döküldüğünü görecekler! Ardından da şu sesleri işitecekler:                                  “İçimizdekiler yemiyormuş gibi şimdi dışımızdakileri de taşıyorlar!..                            “Bu kadar TC’linin KKTC’ye gelmesi fazla olmuyor mu?”                                                           “Ne askerini, ne paranı ne memurunu ne suyunu  istemeyiz dedik bu kez de KKTC’ye turistlerini yığdılar!.. Bu Kadar olmaz! Turistini de alt git!…”                                                  “Kumarcıları yetmiyordu şimdi parasız olanları da geliyor!…”

“Böyle akın akın gelmeye devam edeceklerse biz kaçalım çünkü demokrafik yapımızı bozuyorlar!..”

İyisi mi bu KKTC tanıtımından vaz geçin çünkü    “altın yumurtlar” dediğiniz turizmin de “cılkı” çıkacak!