Tabii kâhin olmaya gerek yoktu. Elbette birinci tur seçimleri bitecek, ikincisi böylesi bir sonuçla yahut öylesi bir olasılıkla gerçekleşecek ve ardından müzakerelerin başlaması için hemen girişimler başlayacaktı.
Başlıyor. Yeni seçilecek Cumhurbaşkanı, yeminiyle birlikte makamına oturduktan sonra “müzakerelerle ilgili trafik yoğunlaşacak.”
Buraya kadar olagelen her bir kafadaki düşünce ilkbahara dengi dengine gelmişliği ile çiçekler gibi açarken, Akdeniz mavisi Kıbrıs semalarında çözüm umutlarının rengârenk balonları yine uçmaya başlayacaklar! İşte tarih burada tekerrür edecek! Çoğumuz “biz bu filmi kaç kez seyrettik” derken, müzakerelerin içine balıklama dalanlar iddialarının ilk senaryosunu şöyle takdim edecekler: “Hayır bu film benim yapımım! Ben ötekiler gibi değilim!”
Siz yine düşüneceksiniz: “İyi ama ötekiler de hep bunları söyleyerek başladılar sonrasında “çözümsüzlüğün antikaları” olarak “Kıbrıs siyasi sorunu müzesinde” aldılar yerlerini! Ki Kıbrıs ve ilgili ülkelerde, siyasi sorun yollarında koştururken ölenlerin mezarları ile doludur! O mezarlarda hem Kıbrıslı Rumlarla Türkler yatar hem Kıbrıs’la ilgili BM yetkilileri ile memurlar yatar. Ki artık bunlara AB’den de takviyeli katılımlar olmaktadır!
AMMA DA KÖTÜMSERSİN HA! Diyeceksiniz! Tutun ki sizlerin işi “umutlar yeşertmek” benimkisi cehennem zebanisi gibi “umutlar karartmak” Fakat itiraf edelim.
Başından beridir müzakere masasına konan sorun, hep “yanlış” planlarla kurgulandı! Tek doğru 1974 Barış Harekâtı’nda yakalanabilirdi. O da bizzat zaferin sahibi Ecevit tarafından “mağlubiyete” mahkûm edildi! Oysa tüm siyasi koşulların bizden yana olduğu o dönemlerde oluşmuş koşullarda ABD Dışişleri Bakanı Kissinger’in çözüm girişimleri dikkate alınsa ve hemen sıcağı sıcağına iki bölgeli çözüm gerçekleştirilseydi; şimdi ne GRY adanın tek devleti iddiasını sürdürebilirdi ne de “mazlum Türk halkı muzaffer işgalci” pozisyonuna düşerdi. Dolayısı ile Rum’a da “mazlumu” oynama rolü hediye edilmezdi! Kısaca bugünlerdeki krizler yaşanmazdı!
O GÜNLER GEÇTİ YENİ GÜNLERE BAKALIM. Eee, ne yapıyoruz? İşimiz hep yeni günlere bakmak değil mi? Ki biz Annan Planı’na bile evet dedik de Rum “yemezler” diyerek nanik çektiydi! Ha şimdi umut ediyoruz ki Denktaş’ın da Talat’ın da Eroğlu’nun Rum’la uzlaşamadığı masa başında “yeni Cumhurbaşkanımız şipşak uzlaşsın ve çözüm olsun!”
Şimdi Akıncı’yı bu cümlemin içine koyuyorum ve “Cumhurbaşkanı seçilirse” olasılığını dikkate alarak aslında diğer adaylardan çok da farklı olmayan vaatleri silsilesine koyduğu “çözüm stratejisine” bir daha bakıyorum: Gelin hep birlikte seçim Kampanyası sırasındaki bildirgesine göz atalım.
**********
Çözüm odaklı siyaset: (İşte Akıncı’nın vaatleri!) (2)
Mustafa Akıncı, 11 Şubat 2014 tarihli ortak açıklama metnini kendine yol haritası yapıyor. O ortak açıklamadaki iki bölgeli, iki kesimli, iki toplumlu federal çözümü benimsediğini ise şu sözleri ile vurguluyor:
Bu çözümde her iki tarafın da kazanacağı çok şey vardır? Böylesi bir çözüm bölgesel istikrara da katkıda bulunacaktır… Bu açıklamalarını pekiştirmek için şöyle devam ediyor:
Bu bağlamda çözüm odaklı bir anlayış ve halkın iradesini müzakere masasına yansıtacak bir kararlıkla hareket edeceğiz…
BURAYA KADAR TAMAM: Zaten öteki adaylar da müzakereleri sürdüren Eroğlu da farklı şeyler söylemedilerdi. Neredeyse artık “iki bölgeli iki toplumlu federal sistem” Kıbrıs Türk halkının vuvuzella gibi ciyaklayan “milli görüşü” oldu! Pekala nedir Akıncı’yı müzakerelerde diğer adaylardan ayıran özellik? Yine bildirgesinde vardır:
Bir: Güven artırıcı önlemlerin artırılmasına önem verecek.
İki: Bu konuda Kapalı Maraş bölgesi BM gözetiminde yerleşime açılacak. Bu açılışla eş zamanlı olarak Türk halkı ticaret ve turizm alanında yaşadığı dar boğazları aşacak…
Üç: Doğrudan ticaret için Mağusa Limanı ve Ercan Havaalanı’nın kullanılmaları için uzlaşma yolları aranacak.
Dört: Bu GAÖ’ler tüm paydaşlara yarar sağlarken kapsamlı çözüm çabalarına da katkı yapacak!
NE ANLADINIZ? Demek ki M. Akıncı “Maraş’ı zoka olarak kullanacak!” Önce Maraş sorununu çözüp Rum’u yemleyecek, sonra kapsamlı sorunu çözmek için oltaya zoka olarak takacak! Şimdi şöyle mi düşünelim: “Rum zokayı yutarsa çözüm, yok yutmazsa “lâ çözüm!” Bu konu yoruma çok açık da “Köşemizin” sermayesini şimdiden tüketmeyelim çünkü daha önümüzde nice yıllar var!
AKINCI’NIN DİĞER VAATLERİ: “Toplumsal konulara duyarlılık gösterecek. Ancak bunu da iki toplumlu etkinlikler şeklinde düşünmektedir. “Temiz siyaset, şeffaflık, hesap verebilirlik ve yolsuzlukla mücadele” konularında Cumhurbaşkanlığı makamı üzerine düşen görevi yerine getirecek.” Çok olağan ve yapılması gerekendir diyoruz…
“TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER:” Karşılıklı saygı sevgiye dayanacak.
Temelde iş birliğini gözetecek, kişisel ilişkiler kurulmasına önem verecek.
Ancak Türk halkının iradesinin yönetime doğrudan yansıması ve kendi kurumlarında söz sahibi olması esas alınacak.
KKTC kurumlarının iyi yönetilmesi KTHY ve Lefkoşa Türk Belediyesi’nde yaşananlara benzer durumlar yaratılmaması ise yaşamsal önemlidir.
TC ile ilişkilerin zemini teslimiyet ya da çatışma değil, uzlaşma olacaktır.
Yalnız Akıncı hatırlatıyor: “Uzlaşmanın temeli karşılıklı haklara saygıdan geçer…”
“BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ CUMHURBAŞKANI:” Akıncı seçilirse nasıl bir Cumhurbaşkanı olacağını şu şekilde belirtiyor. Ombudsman, savcılık, Kamu Hizmeti, öteki Kurumlar anayasal hakları içinde güçlendirilecekler, demokratik, şeffaf ve çoğulcu bir yapıya kavuşturulacaklardır…
Eğer seçilirse yukarıda siyasi görüş ve tasavvurlarıyla anlattığımız Akıncı’nın bu vaatlerini gerçekleştirmesini bekleyeceğiz. Tıpkı bir zamanlar sandıktan seçip çıkarttıklarınızdan bekledikleriniz gibi!
*********
Kısaca takıldığım: (Talat yuvaya dönerken – Sibel’e reva görülen)
Denktaş müthiş bir “zamanla” adamıydı. Nerede nasıl adım atacağını çok iyi hesaplardı. Zaten bu “zamanlamayı” şaşırdığında Cumhurbaşkanlığına veda etmek zorunda kaldıydı.
Talat helefidir! Ancak ne Denktaş kadar taktiksel olmuştur ne de “zamanlamayı” becermiştir. Üstelik bir politikacıda olmaması, olsa bile dışa yansıtmaması gereken kendine özgü naturası ile çok da kırılgan bir siyasi Talat profili aynalamıştır! Ve tam beş yıl hem sayesinde CTP hem de KKTC siyaseti çok şey kaybetmiştir. Halkla ilişkilerini koparmamış, hatta medyatik olmasını bile becermişliğine karşın “politika dışında kalmıştır!” Şimdi “yuvası” olan CTP dönmeye hazırlanıyor. Haberi işittiğimde sevindim çünkü Talat’ı hem severim hem de takdir ederim. Hayırlısı olsun.
SİBER’E DE TAKILAYIM: Sibel Siber ne UBP oylarından dolayı kaybetti ne de öteki muhalif oylardan dolayı. Bizzat partisi içinde ayarlanıp derlenip toparlanıp Akıncı’ya kaydırılan oylardan dolayı kaybetti! Ve ne yaptı: Gitti Akıncı’ya tam destek beyanında bulundu! Oysa ne olması gerekirdi: Külliyen CTP kurmaylarının ve CTP’lilerin Sibel Siber’e uğrayıp “özür dilemeleri!” Kadere bakın: Hem Siber’i sandıklarda yakın, hem de muhatabı durumuna getirilen adaya destek vermesi zorunda bırakın! Ben bu politikayı bunun için hiç sevmedim!
































