Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mültecilere AB ne yapıyor?..

Güney Kıbrıs mültecilerin sığınma evini kapatma kararı aldı. Bizde ise daha da kötüsü, mülteciler cezaevine konuyor. Kabul edelim, doğru değil, ama ne yazık ki mevcut yasalarımız böyle.
Geçtiğimiz hafta mahkemeye çıkarılan iki Suriyeli mülteci ile ilgili Lefkoşa Kaza Mahkemesi Yargıcı Hale Ahmet Raşit bile isyan etti ve “Bu insanları neden cezaevine gönderiyoruz anlamış değiliz. Yani savaş ve zulümden kaçan bu insanlar ülkede sığınma evi yok diye cezaevinde mi kalacaklar” demesi aslında acizliğimizin bir ifadesiydi.
Şimdi Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu, Mültecilerin Entegrasyonu konusunda iki topluma yönelik bir tartışma düzenliyor.
Konusu, bir anlamda farklılıklara saygı…

Her fırsatta bizleri mülteciler konusunda suçlayan uluslararası çevreler ve özellikle de AB’nin kendisi mülteciler konusunda ne yapıyor peki..?
Konu şu anda en büyük sorunlarının başında geliyor.
Mültecileri, daha ülkelerine giriş yapmadan engellemeye çalışıyorlar. Olaya insan ticareti olarak baktıklarından, mücadelelerini de bu şekilde sürdürüyorlar. Sınır polislerini güçlendiriyorlar.
Öyle Türkiye’nin yaptığı gibi kapılarını açtıkları, barındırdıkları falan yok. Ondan sonra da başka ülkelere “mülteciye saygı” konusunda akıl veriyorlar.
Mesela İtalya, sınırlarına giren mültecilere kayıt dahi yapmıyor ve başka ülkelere geçişlerini kolaylaştırıyor. Son 20 yılda 20 bin mültecinin, Akdeniz kıyılarında öldükleri bildiriliyor.
Mesela Dünya Bankası, Yunanistan’a milyon dolarlar vererek, mültecilere karşı duvar ördürüyor.
Diğer taraftan da, sözde insanlık göstergesi olarak, mültecilerin AB’nin sınırları kabul edilen yerlerde kalmalarını sağlamaya çalışıyorlar.
O sınırlar da, bu bölgede Kıbrıs ya da Türkiye…
Yine de bu ilgiyi kullanarak, AB ya da BM’den mültecilerin barınma, bakım sorunlarına geçici çözüm sağlanması adına destek talep edilebilir.
Tabii bu arada bizim de yasalarımızı gözden geçirmemiz gerekiyor ki, ülkelerindeki siyasi baskılardan kaçan insanları bir de biz içeri atmayalım…

 

OKUR UYARIYOR…
Dün bu sayfada Tanju Müezzinoğlu’nun “Kumarcılar Hanı” isminin, “Hımarcılar Hanı” olarak değiştirilmesi talebiyle ilgili bir mesaj yazmış ve “Hımarcılar” ne demek diye sorgulamıştık. Sağ olsun Semavi Aşık dostumuz mesaj göndermiş ve meselenin aydınlanmasına katkı koymuş. Kendisine teşekkür ederiz…
“Günaydın Moreket.
Tanju Müezzinoğlu’nun Kumarcılar Hanı’nın adının Hımarcılar Hanı olarak değiştirilmesi talebi doğrudur ve destekliyorum… Eski adı zaten Hımarcılar Hanı idi uzun yıllar önce. Ancak senin yapmış olduğun araştırma sonucunda vardığın nokta doğru bir nokta değildir. HIMAR kadınların kullandığı bir başörtüsü anlamına gelmekle birlikte aynı zamanda eşek (merkep) anlamına da gelmektedir. Nasıl ki çok uzun yıllar önce develerle Lefkoşa’ya gelenler, Deveciler Hanı’nda konaklarlardı ve o nedenle Deveciler Hanı diye adlandırılmıştı, aynı şekilde Lefkoşa’ya eşeklerle gelenler de işte bu handa konaklarlardı ve adı Hımarcılar Hanı olarak bilinirdi. Zaten giriş kapılarının yüksekliğine bakarsan Hımarcılar Hanı’nın kapısı, develerle girilemeyecek kadar alçaktır. Hanın içindeki zemin kat odalarının da kapıları alçaktır ki, bu odalar o yıllarda ahır olarak kullanılmaktaydı.
Sevgiler…”

 

YERİN KULAĞI VAR
GÖNÜLLÜ DEĞİL, ZORAKİ:
Bakan Arabacıoğlu’nun, “kayıt sırasında velilerden para istenmesi doğru yasal değildir, isteyen sadece gücüne göre bağış yapabilir” demesine rağmen, Mağusa bölgesinde kayıt için hala para talep edildiği iddia ediliyor. Ya parayı verirsiniz, ya da kayıt yapmıyorlar. Yani sayın bakanın dediği gibi bu bağış işi, gönüllü değil adeta zoraki olmuş… 

YAKINDA GÖRECEĞİZ:
DP-UG’den birileri çıkmış ve “Eroğlu aday olursa yanındayız” demişler. Hatta Eroğlu’nun aday olması için çalışmalara başlamışlar bile. Niye peki?.. Bunun cevabı yok. Eroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı makamındaki başarılarından mı, yoksa çeyrek asırdır yönettiği ülkeye yaptığı hizmetlerden mi..? Boşuna telaş etmesinler, yakında o bildik örgütler Eroğlu’nu ziyaret edip, aday olması yönünde baskı yapacaklar. Eroğlu da bu “baskılar” sonunda, adaylığını açıklayacak…

ERKEN BAŞLADI:
Seçimlere daha sekiz ay var, bu acele niye diyoruz ama erken kalkan da çok yol alır diye bir laf var. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bağımsız aday olacağını açıklayan Mustafa Akıncı, seçim startını verdi bile. Diğer partilerde adaylık kavgası sürerken, festivaldi, STÖ ziyaretiydi derken, Akıncı yavaş yavaş seçime ısınmaya başladı…

KANUNSUZLUK DİZ BOYU:
Adam kafasına göre çukur kazıyor. Uyarılara rağmen, çökme riskini göze alarak. Nitekim gencecik bir çocuk, yaz tatilinde para kazanmak adına, işvereninin ihmalinden hayatını kaybediyor. Tam bir cinayet. Yetmiyor, etraftaki iki bina da boşaltılıyor. Biri hanelerce ev, biri iş yeri. Bir sürü insan kapının önüne kondu. Ya onların kayıpları? Başbakan “İhmali olanlara yasalar kapsamında gerekli işlemler yapılacak” diyor. Hani kocakarı hikayesi. Hükümetin görevi yasaları başından uygulamak değil mi? En büyük suç da Girne Belediyesi’nin. “Biz defalarca uyardık” diyor bir yetkili. Niye mühürleyememişler? İzahı var mı? Eğer hesap sorulacaksa, hatırlı inşaat sahipleri yanında, görevini yerine getirmeyen makamlardan da sorulsun. Sadece bu yıl, bu üçüncü çöken inşaat…

ÇAMUR AT İZİ KALSIN:
Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim’in, “kuruma ait 28 araç kayıp” açıklamasına yanıt, biraz geç olsa da UBP Genel Sekreteri ve Ekonomi eski Bakanı Sunat Atun’dan geldi. Atun söz konusu araçların Ahmet Uzun’un Maliye Bakanı olduğu CTP iktidarı döneminde satıldığını söyledi. Bu durumda ya Akim, ya da Uzun çıkıp bu konuya açıklık getirmelidir. “Çamur at izi kalsın” gibi bir düşünce ne Sayın Akim’e, ne de Sayın Uzun’a yakışmaz…

YOK ARTIK:
Geçitkale eski Belediye Başkanı Kıvanç Buhara ile ilgili “kafatası” iddiası doğru çıkmış. Polis, diş hekimliği okuyan oğlu için mezardan kafatası aldırdığı iddia edilen Buhara’yı gözaltına almış. Böyle bir şeye bir insan nasıl tevessül edebilir. Hele de söz konusu şahıs, yıllarca belediye başkanlığı yapmış, seçilmiş birisi ise…

 

ZİRVEDEKİLER
Gençler, Helal Olsun: Genç Folk-Der ve Devran Vudalı tarafından organize edilen ve kanser hastası 3 yaşındaki “Nefes” adlı kız çocuğu için düzenlenen geceye yaklaşık 2 bin kişi katılmış. Gençler ayrıca, ALS hastaları yararına hediyelik eşya satışı yapmışlar, son üç yılda meydana gelen trafik kazalarında hayatını kaybeden gençlerin fotoğraflarının yer aldığı bir pankart açarak onları da anmışlar.

DİPTEKİLER
Rum’un Zihniyeti: Kıbrıslı Rum iş adamı Fotis Fotiadis’in korkusuna bakın; Türkiye’den gelecek suyla Kuzey Kıbrıs “engin” bahçelere dönüşecek, istihdam olanağı artacakmış, böylece biz de suyu kendilerine karşı korkunç bir silah olarak kullanacakmışız, bu da Helenizmin yok oluşu olacakmış. Fotiadis bu görüşlerini bir mektupla kendi devlet Başkanı Anastasiadis’e iletmiş. Hemen karşı harekete geçmeliymişler. Mantığa bakar mısınız? Size abartılı, kötü niyetli, saçma gelebilir. Ama şu da bir gerçek ki, Rum halkı da bu tür düşüncelerle pek güzel motive ediliyor. Zaten toplumu da Fotiadis’i kanaat önderi olarak biliyor…