Rum basınını eskisi kadar takip edemiyorum. Fakat izlediğim kadarıyla Güney’in muhalefet cephesi Anastasiadis’e ateş püskürüyor! “Guterres belgesi kapsamında müzakerelerin yeniden başlamasını reddettiği için!” Anastasiadis’in büyük fırsat kaçırdığı iddiasındadırlar!
Neydi o kaçırılan fırsat? “Güneydeki bazı Rumların yeniden Kuzey’e dönme olasılıkları, yeniden mülklerine sahiplik koymaları…
OYSA Anastasiadis için mesela 80 yahut yüz bin Rum’un Kuzey’e dönmesinden çok daha önemli olan sorun, “Türkiyesiz bir Kuzey”dir. Bu da tabi ki hem Türkiye’nin garanti hakkından vazgeçmesi hem askerlerini geri çekmesi anlamına gelmektedir. Nitekim Sn. Akıncı da garantörlüğü müzakerelerde pazarlık konusu yapmayacağını, kaçtır açıklıyor, Anastasiadis de bu tutuma karşılık “ben ön koşullarla masaya oturmam” diyor…
FAKAT sorun da devam ediyor! Son günlerde Güney Türk mallarını yeniden saptamak ve envanterlerini çıkarmak için çalışıyor… İlk haberlere göre Güney’deki toplam Türk arazileri 455 bin dönümmüş.
Bizim tarafta böyle bir çaba yok! “Alan aldı, satan sattı, el elde baş başta!” Öyle mi?
AMA Rum tarafı bizim gibi düşünmüyor! Sürekli Kuzey’deki mülkü için AB İnsan Hakları Mahkemesinin kapısını çalıyor… Son kazancı da 2003 yılından beri ilk kez bir Kıbrıslı Rum’un, “manevi zarar davası” açması ve mahkemenin ilk kez TC’yi 14 bin 526 Euro “manevi tazminat” ödemeye mahkûm etmesi!
Bunun bir ilk ayni zamanda bundan sonrası davalar için emsal olduğu söyleniyor ve Türkiye’ye yönelik 50 milyon Euro’luk manevi tazminat davalarının peş peşe geleceği söyleniyor.
YANİ: Yıllarca Rum’un Kuzey’deki malıyla oynamayın… Puanlar icat edip har vurup harman savurmayın… TC’den kaydırdığınız insanları rehabilite ederken kendilerine tahsis edilen mallarını satmalarına izin vermeyin… Derken ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha görüyoruz! Ne var ki “rant” gözleri karartmış, “Rum’un Kuzey’deki mülkü beytambal malı haline getirilmiş ve devlet “deniz yemeyen de domuz” esamesine düşürülmüştü!
Bundan sonra mülk sorunu nasıl çözülür bilmiyorum ama galiba gün gelecek tüm KKTC yurttaşları olarak (ne kadar pamuk ne kadar kirli olduğu belli değil ama) ellerimizi cebimize sokmak zorunda kalacağız. Tabi Rum’un da! (Yarın da onu yazarım…)
**********
REYNAR’IN KİRLİ HABERİ
Geçtiğimiz hafta, son zamanlarda daha sık rastlandığı üzere bir “haber kirliliğiyle” daha karşılaştıktı ki olay yargıç Tacan Reynar’ın “yargı kurumumuzun” tam orta yerine bıraktığı bombanın patlamasıydı! Bunun sonucunda Reynar hem günün kahramanı hem de günün iftiracısı olarak aldı yerini medyada!
OLAY biliniyor: Sosyal medyada bir mesaj yayınlayan Reynar, “mevcut kurulu düzende bu göreve devam etmenin hiçbir anlam ve önemi yoktur” diyerek, yargıçlıktan da istifa ettiğini duyurduydu! YÜKSEK Mahkeme Başkanı Narin Şefik ise anında bu zatı muhteremin ödenekli izinli olarak 3 ay süreyle Kanada’da dil eğitimi gördüğünü ve Kanada’ya yerleşme niyetinde olduğunu açıklayarak yargıya yönelik yapılan eleştiri ve yorumlarının yersiz olduğunu” açıkladı…
TABİ ki bir yargıç eğer kalkar da KKTC’deki “kurulu düzen” dolayısıyla görevine devam edemeyeceğini açıklarsa, akla “baskı altında kaldığı gelir!”
Peki ama neydi bu baskı? Kendisi yargıç olalı beri mi devam ediyordu? Yoksa son Meclis basma olayıyla ki olayın suçlularına altı ay hapislik kesmişti, onunla mı ilgiliydi? Baskı nereden geldiydi? Neden sadece kendisi muhatap haline getirildiydi?
Bu sorulara cevap vermeden, bizzat Tacan Reynar doyurucu açıklama yapmadan, bu “haber” kirli ve şaibeli kalmaya devam edecektir!
ÇÜNKÜ Rum tarafını bile ayağa kaldıran haberin kesinlikle siyasi yanı vardır ve resmen KKTC’yi “baskı rejimi altında” bir devlet esamesine düşürmüştür!
Yok, amaç “çal karayı tutmazsa bile izi kalır” ise bu memlekete ancak bu kadar kötülük yapılabilir diyeceğiz!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (YENİ HASTAHANELERE DOKTOR DA İNŞA EDİLECEK Mİ?)
Ne zaman yazmaya başlasam kendime telkin ederim. “Uzun yazılar okunmaz… Sürekli tekrarlar can sıkar… Kendini tatmin etmek için yazarsan “sen yazar sen okursun!” Araştırmadan, okumadan, çalışmadan, yazarsan yazdığın işkembe’i küpradan atmasyon olur! Yine de çoğu zaman bildiğimiz mevlaya çağırırız! Memleketin eğitimi bir, sağlığı iki her zaman “benzer kaderin” yolcusu oldular! Her gelen hükümet bu iki kurumun “öyle geldi böyle gitmemesi gerektiğinin bilinciyle sarıldı işe! “İyileştirmelere” hatta adını reform koydukları icraatlara da gidildi! Fakat ne sağlık kurtuldu sağlıksızlığından ne eğitim vardı salâha! Şimdi sıra dörtlü koalisyon hükümetimizde… Yeni inşa edilecek hastanelerden söz ediyor… Ve aklımıza geliyor: “Doktor inşa edemezsiniz ama!” Şimdilerde iki üç hastanemizde bile doktor sıkıntısı ile sorunları varken, devreye girecek yeni hastanelere onca doktorla personeli ve kat kat katlanacak bütçesini nasıl sağlayacaksınız? Demek istediğimiz “bari ve ilk kez “hastaneleri inşa ederken bugünden doktor ihtiyacını da planlayın ki yarın ayazda kalınmaya!”
































