Zannedersem Annan Planı üzerinden çok hızlı geçiliyor, hemencecik mülkiyete geldiler! Açıklaması da çok umut verici çünkü henüz müzakeresi bile başlamadan “Mülkiyette büyük uzlaşı” dendi! Ve eklendi: “Liderler üç ayaklı çözüm formülü üzerinde anlaştı…” “Bağımsız bir komite kurulacak üzerinde anlaşmaya varılan ‘formül’ ile çözüm arayışına girilecek…” “Formül” dediğimiz de şu bizim Annan Planı’ndan tanıdığımız bildik hikâye. İzahını da sanki bir dördüncü çaresi varmış gibi şöyle yaptılar:
“Mülkiyet sorunu ya iade ya takas yahut da tazminat yoluyla çözülecek.” (Haberi işittiğimden beridir muzırlık olsun diye bir 4. şıkkı düşünüyorum. Bulamadım ama “yerine göre tümü de” dendiğinde olur dört ayaklı! Akla mantığa da çok uygun düşer. Çünkü “iki ayaklı” olabilirdi ama üç ayaklısı hiç görülmediydi. Haa, dört ayaklısı boli boli!)
AKINCI çok inançlı: “Aylar içinde çözüm olabilir” diyor. Tam aynı esnada yeni Dışişleri Bakanımız Emine Çolak da ilk kez sesini ve yetkisini işittirerek “Belki bu yıl çözüm olmaz ama 2016’nın başlarında bu iş tamam” açıklamasını yaptı. Demek ki Çolak’ın çok acelesi yok!
GELELİM MÜLKİYETE VE TOPRAK KONUSUNA: Annan Planı’nda Lefkoşa-Mağusa yeni yolunun güneyi, Güzelyurt’u da içine alacak şekilde olduğunca Rum’a iade edildiydi. Ki saydım 60’ın üzerinde yerleşim yeriydi. Bunların arasında Güzelyurt olmak üzere Haspolat, Alayköy, Yeşilırmak, Gemikonağı, Vadili, Çayönü, Pirhan, Yedidalga, Pile gibi tarım, sanayi ve turizm alanında dikkat çekici yöreler de bulunuyordu.
ŞİMDİ BİR DAHA HATIRLATALIM. Unutmayın! Rum tarafı bu büyük kazanımlarına karşın referandumda “hayır” dediydi. Şimdi ve her halde “evet” deme tatminine ulaşması için Annan Planı’nın üzerinde ödünler isteyecektir. Zaten bunun işaret fişeğini de Akıncı ateşledi, “hazırlanın mülkiyet ve toprak konusunda büyük parasal masraf olacaktır” dedi.
Tabii merak ediyoruz: Bu büyük uzlaşı sonucunda Türk halkına atılan büyük bir kazık mı yoksa sezdirilmeden yedirilecek bir hıyar mı olacak?
**********
Kamu yönetimi: (Devletin itici gücü olabilecek mi?)
Dün yeni koalisyon hükümetinin “iddialı” olduğu söylenen “programına” baktıktı. “Demokrasi, hukuk ve kamu görevlileri” ile başlayan girizgâhından da alıntılar yaparak bazı değerlendirmelerde bulunduktu.
Programa adeta “önsöz” gibi “kamu görevinde iyileştirmelerin” konması isabetliydi çünkü devleti yürütecek esas organdı. Biliyorduk ki memuru çalışmayan, iş üretmeyen, yurttaşa bigâne kalan bir “kamu yönetimi” çarpıklığında, devlete zemzem suyu da akıtsanız “hayrını” göremezsiniz…
Göremediğimizin ispatı çok yaşandı. Elan DAÜ ile Kıb-Tek ile dairelerdeki laçkalıkla, belediyelerin çöküşü ile falan yaşanmaya da devam ediyor. Nitekim dünden bugüne başında “devlet” yazan tüm kurum ve sektörleri kaşıyın, göreceksiniz ki sorunlar sadece “kötü yönetilmekten” değil, “kötü yönetilmeye paralel kötü çalışan kamu görevlilerinden dolayıdır da. Oysa ne olması gerekirdi? Kötü yönetimlere karşın “doğru çalışan bir Kamu Görevlileri geleneği…”
HÜKÜMET “KAMU YÖNETİMİ” YARATACAK: Hükümet programında buna “temel ilkemiz” dendi. Nitekim 6 ay içinde yasalaşacağı vadedilen yeni “kamu yönetimi” özetle şu maddeleri içeriyor. Değerlendirmelerimle aktarıyorum:
Bir: Kamu yönetimi ülke şartları, AB normları çerçevesinde düzenlenecektir. (Çelişki şuradadır. AB normları esas alınırken ülke şartları gözetilmez, çünkü böyle oluşturulacak yasa arabesk olur!)
İki: Yeni yasa çıkmadan üst kademe görevlisi “müşavir” ataması yapılmayacaktır. (Yani sonra eskisi gibi mi olacaktır?)
Üç: İstihdamlar tüm kamu yönetimini kapsayacak şekilde, münhallerin ilanı ve yazılı sınav prosedürünü izleyecek. Tabii hukuka uygunluk esas olacak. (Başbakan’ın, bakanların hatta milletvekillerinin istihdam kontenjanları varken bakalım yeni ve ilkesel denilen yasalar dayatmalara ne kadar dayanacaklar?)
Dört: Kamu Hizmeti Komisyonu’nun yeniden oluşumu 9 ay içinde… Kamu tüzel ve hukuk tüzel kişilerinde ve öteki tüm devlet denetimindeki kurullarda “münhal, yazılı sınav” üç ay içinde hayata geçecek.
Beş: Kamu işçilerinin maaş ve ücretleri ile diğer hakları “verimlilikleri” dikkate alınarak saptanacak!. (Zannedersem hükümetin başı sendikalarla çok ağrıyacak çünkü baltayı taşa vuracak!)
Altı: Kamu görevlilerinde verimliliği artırmak için kriterlere bağlı olarak görev yerleri değiştirilebilecek. (Sendikal eylemlere davetiye çıkartacak.)
Yedi: Kamuda verimlilik artırılacak. Taşeron işçilerin hakları yeniden düzenlenecek sözleşme zorunluluğu getirilecek. Yasa bir yıl içinde geçecek. (Taşeronluk kaldırılmalı, devreye İş Bulma Dairesi sokulmalı.)
Sekiz: Kamu görevlilerinin özlük hakları iyileştirilecek…
BANA ÖYLE GELİYOR: 9 maddeden oluşan kamu yönetimi ile ilgili söyleyebileceğimiz son sözümüz olsaydı “üzerinde iyi çalışılmadığıdır!” Ne yapılması gerektiğini bilememenin, az biraz da fincancı katırlarını ürkütmek istememenin sonucunda zaten bilinen “münhal, sınav, hukuka uygunluk” gibi klasik donelerle zevahiri kurtarmak istediler! Yine de masaya yatırılması ve memuru eğitime tabi tutacak tedbirler alınması olumlu yaklaşımlar…
***********
Kısaca takıldığım: (DAÜ’de neler oluyor?)
Kurulduğu günden beridir ne oluyorsa o oluyor! Eğer, Özay Oral’dan beridir gelip giden rektörler mevcut iktidarların emir ve isteklerini ikiletmeden yerine getirirler, DAÜ’de istihdamları istenen kişileri anında istihdam ederlerse… Eh! Bir iki devre rektör olarak idare ederler!
Ancak yetmez! Eğer bu süre içinde okuldaki sendikaların gönüllerini hoş tutmazlar, önerdiklerini kabul etmezler, Kampusu yönetirlerken sendikaları da yönetime katmazlarsa ağızları ile kuş tutsalar ne “iyi ve başarılı Rektör” olurlar ne de “istenen!”
Eh! Gökten inmiş peygamber olsa böylesi bir rektör bulunamayacağından bugüne kadar hiç biri kazasız belasız görev yapamadı! Son olay da bu. Abdullah Öztoprak, Serdar Denktaş ve sendikalarla itişti kakıştı, gitti! Yerine Osam’ı koydular! Adam işini biliyor mu diyelim! Etliye sütlüye karışmıyor, vaziyetleri idare ediyor. O zaman da “aman ne başarılı rektör” oluyor!” Oysa DAÜ gitti gider!
































