Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MÜLKİYET SORUNUNUN FATURASI: (ÇOK PARA GEREKTİRİYOR!)

Müzakereler sürecinde Anastasiadis’in “paradan” söz ettiğini hiç işittiniz mi? Buna karşılık artık süreklilik kazanan “tekrarıyla” ne diyor Akıncı? “Çözüm için sadece hibeler yeterli olmayacak. Çözüm sürecinde kullanılabilecek uzun vadeli kredilere de ihtiyaç olabilecek…”
Eğer Akıncı’nın “tazminatlarla”  ilgili öncesi açıklamalarını Davos’taki bu yeni açıklaması içine koyup harmanlarsak şunu anlayacağız: “Türk tarafı mümkün olduğunca “Rum mülkü  iadelerinden kaçınarak bunların tazminatlarını vermeyi yeğleyecektir.”   Zaten bu konuda Akıncı’nın da zaman zaman açıklamaları olmuş, en az iade ile Kuzey’de çok hasar yaratmadan tazminatlar çaresinden söz etmiştir. Dolayısıyle evet büyük oranlarda paraya ihtiyaç vardır.
ANCAK: Başında da yazdık. Anastasiadis “paradan, tazminatlardan” söz etmiyor.  Fakat  “kuzeydeki  mülk sahibi Rumların  haklarından çok söz ediyor. Yani “verin bana mülkümün parasını başımı eğip sesimi kısayım, daha çok fasarya çıkartmayayım” demiyor!
  Anastasiadis’in Kuzey’deki bu hak arayışına  artık iyice açığa çıkan “üniter Kıbrıs”  sevdasını da ekliyorum ve “üzerinde uzlaşıya varıldı”  denilen “Yönetimle Güç Paylaşımında” iki bölgelilikle iki toplumluluk olayına kuşku ile yaklaşıyorum! Çünkü Rum liderliği bir yandan AB muktesebatı normlarına uygun “çözümü” işaretlerken, öte yandan “insan haklarının vaz geçilmezi olan “dört özgürlüğü” de savunuyor!
Oysa Sorunun  içine “dört özgürlük” giriverirse Kuzey’deki mülk yine ilk tapu sahibi olan Rum’a dönüş  yapacak. Ki bu konuda Rum tarafının iddiası şudur. “Kuzey’deki malımızdan feragat etmemiz mümkün değildir. Ancak bu yeniden Kuzey’e dönmek anlamına da gelmez…” Pekala mülkiyet hakları kullanılırken ne olur?
A) Kuzey’deki Rum Malına   tazminat verilir.
B) Rum malı iade edilir.
C) Kuzey’deki mülk, İlk sahibi Rum tarafından satılır, takas edilir veya kiralanır.   
Tabi bunların “kıstasları” da olur: “Mesela 41 yıldır Rum malını kullanan Türk kullanıcının korunacak  hakları” gibi. 
Başa dönersek: Akıncı’nın çözüm aşamasında ısrarla büyük paralardan söz etmesi Bunu Davos’ta da seslendirmesi öyle zannediyoruz ki Türk tarafının mülkiyet sorununu büyük oranda  “tazminatlarla” çözmeyi hedeflediğinin belirtisidir…        **********      TC’Yİ DIŞLAMA: (SÜRÜP GİDEN ZARARLI POLİTİKA!)
TC Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu,  Bakanlığında düzenlediği bir toplantı sırasında  su sorununa da  değinerek, her halde “orada neler oluyor” sorularını cevaplamak gereğini   duyarken özetle şunu da söyledi:
“Orada bir kararsızlık var. Biz şunu söyledik. Gelin 500-600 milyon TL daha harcayalım, orayı dört dörtlük çiçek gibi yapalım. Şebekeyi, kanalizasyon sistemini, atık su arıtma tesisini yapalım.   Sulamada kullanacağımız  sulama şebekesini yapalım. Önce işletelim ondan sonra size devredelim…”
Yani Türkiye’nin KKTC akıttığı su konusundaki tek istediği “devreye yeni giren bu devasa tesisin kazasız belasız çalışması, zaman içinde sisteme oturtulması, teknolojik yönden bizimkilerin de kazanacakları deneyim sonunda şebekenin KKTC’ye devredilmesi!” Ki “bizimkiler şu anda yönetimini  ve olduğunca şebekenin tümünün sahipliğini alsalar bile  devletin harcayacağı yahut belediyelerin karşılayacağı Eroğu’nun sözünü ettiği o 600 milyon TL bile yoktur!
NE VAR Kİ: Bu bir acizlik değildir. Hatta “işte Kıbrıs Türk halkı böyle çekiyor” denilerek Yezidiler gibi kendi kendimizi zincirlerle dövüp yaralarımıza tuz basabiliriz! 
Hayır sorun mazlum ve mağdur Türk halkının siyasi iradesinin  elinden alınması da değildir çünkü o irade koalisyon hükümeti tarafından çoktan kadük hale getirildi ki “su konusunda” karar mercii “CTP Parti Meclisi” oluverdi!
Olay  ne zaman böylesi tatsız gelişmelere toslanılsa üzüntü vermektedir çünkü  Türkiye’ye yönelik olumsuz tepkilerden kaynaklanmaktır! İspatı da geçmişte yaşananlardır. Nitekim: 
TC’den Kuzey’e nüfus kaydırması olduğu dönemlerde (doğruya doğru)  yanlış bir iskân ve topraklandırma politikası  ile gettolar oluşturulurken, CTP ile TKP’nin  slogansal propagandaları da çalışmaya başladıydı. Kısaca TC’den kaydırılan nüfusu ne partilerine üye yazıyorlardı ne de yakınlık gösteriyorlardı ki  “defolup gitsinler” seslendirmeleri de  cabasıydı! Fakat onların dışladıkları bu nüfusa UBP yakınlık gösterirken, seçim sandıklarında da oylarını devşiriyor “iktidar üzerine iktidar tezeliyordu.”   
DIŞLAMAYA DEVAM: O günlerin geride kaldığını, siyasi partiler hiyarerşisinde TC’li-Kıbrıslı ayırımın kalktığını   sanıyordum! Su sorunu göstermiştir ki belirli kesimler için Kuzey’deki Türkiye hâlâ istenmeyendir! Takılan kulp ise “biz kendi kendimizi yönetecek siyasi iradeye sahibiz, Türkiye’nin himmetine ihtiyacımız yoktur!”
Bu nedenle TC’nin onca iyi niyetli yaklaşımına karşın mesela Veysel Eroğlu da anlayamıyor, “beyefendiler  karar verecekler” diyerek şaşkınlığını ortaya koyuyor! Doğrusu biz de şaşırıyoruz bu beyefendilerin tutumuna!  
   **********
KISACA TAKILDIĞIM: (İNSAN BÖYLESİ BİR DÜNYADA TERÖRİST OLMAZ MI?)
İngiliz Yardım Kuruluşu bir raporla  açıkladı. (Oxfam)   Dünyanın en zengin yüzde 1’lik kesiminin serveti, geri kalan yüzde 99’lık kesimin servetinin toplamına eşittir! Credit Suisse verilerine dayandırılan rapor, Davos forumunda dünya liderlerine dağıtılarak dikkatleri çekildi.
Bu verilere göre dünyanın en zengin 62 milyarderin serveti dünya nüfusunun en yoksul yüzde 50’lik kesiminin servetine denk geliyor…
Veriler insanlığın utanç duyması gereken böylesi rakamlarla devam ediyor. Kısaca yoksulluk, dar gelirlilik gitgide büyük oranlara yükselirken, zenginlik de belirli ellerde toplanıyor, mutlu bir azınlık yaratılıyor!
BİRİ YER BİRİ BAKAR KIYAMET ONDAN KOPAR: Ki o kıyamet çoktandır kopmaktadır. Nitekim ne İşit bir rastlantıdır ne Suriye! Ne Kürt isyanı laf ola beri geledir ne de kaynayan Afrika! İnsanlar işsizdir, açtır, yoksuldur, geleceklerini göremeyecek kadar karanlıklar içinde yaşamaktadırlar… Ve bu insanlar fil kulesine çekilmiş azınlıktaki “zengin insanlar” dünyasını da görmektedirler… Terörist olmayıp da ne halt etsinler? Öyle de ölüyorlar böyle de…