Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mülkiyet sorunu: (Al-ver pazarlığı öncesinden bugünlere…)

Geçen hafta siyaset rüzgârları çok sinirli estiydi! Çünkü  “hemen çözüm” olsun  diyen büyük bir  halk kitlesi, çözümün ayni zamanda verilmesi kaçınılmaz bir diyeti olduğuyla sanki ilk kez yüzleşiyormuş gibi şaşırıverdi! Oysa ayni insanlar Annan planı ile  Güney’e  güle oynaya ve “evet” diyerek dünya kadar mülk iade ettiydi!            Geçmişi unutmaya müsait toplumsal huyumuz nedeniyle  bu kez masadaki pazarlığın çok daha çetin geçeceği, Annan planının üzerinde ödünler isteneceği hiç düşünülmediydi! “Hemen çözümün”  o kadar kolay olmayacağı, kırk yılın hesaplaşmasında pazarlıklar  yapılacağı,  kendini dünyaya “mazlum” ve “mağlup” olarak angaje eden Rum tarafının bu yeni çözüm şansını sonuna kadar zorlayacağı da dikkate alınmadıydı!
İşte geçen hafta tsunami dalgası gibi Kuzey’i vuran  “bireysel mülkiyet hakkı”  “hemen çözüm” rüyasıyla yatanları dipdiri ayağa dikerken  ardından da  “ne oluyoruz” sorusunu getirdiydi..
BU GELİŞME BEKLENİR MİYDİ?  (Yaşlı beynimi yokladım ve aklımın sağlıklı kalmış son düşünce kırıntısında  “evet  beklenirdi” dedim!  Çünkü Rum tarafı ne masumdu ne de enayi! Oysa:
Çoktan Kuzey’de beyinler    “hemen çözüm” sloganıyla yıkandıydı!
Çoktan  insanlar “çözümden başka bir çarenin kalmadığına” alıştırıldılardı!
Çoktan Türk halkı saflarına sokulan  siyaset ajanları Güven Yaratıcı Önlemler gösterilerinde Rum tarafını Kuzey’e taşıyıp birlikte yaşama operasyonları praktisi yaptırttılardı!
Çoktan  Güney’deki Rum halkı Kuzey’de açılan kiliselere taşıttırıldılardı!    Çoktan ikili etkinlikler yer aldıydı!    Çoktan “vermeden kazanmak mümkün değildir”  lafı ile ambalajlanmış  “barışçı çözüm” müzakerelerin ana başlığını oluşturduydu!
BUNLAR BİLİNİYOR MUYDU? Tabi ki! Sn. Akıncı Eroğlu’nu, Siber’i, Özersay’ı geride bırakarak Cumhurbaşkanı olduydu. Hem de UBP’nin, DP’nin, CTP’nin oyları ile! Sn. Akıncı “hemen çözüm isteriz”  diyen kitlelerin isteklerine cevap vermek için sandıktan çıkartıldıydı… Bu bir rastlantı değilseydi müthiş bir siyasi kombinezasyondu!
FAKAT: Çözümün ödenmesi gerekecek bir faturası olacağını düşünemeyenler için hayal kırıklığı kaçınılmaz oldu! Müzakereler yeniden başlıyor. Eğer Mülkiyet konusu ile başlayacaksa “ne alacağımız değil, elimizde olanları nasıl vereceğimizle hangi oranda vereceğimiz”  tartışılacaktır.  Pazarlık yaman olacaktır!      

  **********     

Vaatler: (Ve tabi sükûtlar!)
Geçtiğimiz günlerde Sn. Cumhurbaşkanı’nı çok hırpalamamak gerektiğini savunan bir çevrede  sohbet ederken düşündüm: “Politikada en büyük zafiyet hassasiyetten kaynaklı kırılganlık olmalıdır!” Hani “meydana düşen kurtulmaz seng’i hezimetten” derler ya! Politikacı tüm arıza ve muhalefete karşın yolunu yürümek zorundadır.  Bu gerçeğe sığınarak şimdi biz de Sn. Akıncı’ya  Cumhurbaşkanlığı “seçim bildirgesindeki”  vaatlerine ilişkin iki konuyu hatırlatacağız:     Birincisi  şuydu:
“Siyasi sorunda uzlaşı:” Diyordu ki Sn. Akıncı “Kıbrıs’ta yıllardır çözümsüz kalan sorun ve yarattığı statüko sürdürülebilir değildir; hem adamızın hem de bölgemizin barışı ve huzuru için de ciddi tehditler içermektedir…”
“Toplumsal konular:” Diğer “sözü”  Toplumsal Konulara yönelikti: Diyordu ki “İki toplum arasındaki sorunların aşılması ve Barış kültürünün gelişmesi için çaba harcarken kendi içimizde de çatışmacı bir anlayış yerine toplumsal uzlaşı için uğraş vermemiz gerekmektedir. Cumhurbaşkanı siyasi partilerin içişlerine değil ama toplumumuzun iç konularına duyarlılık göstermelidir…”
NEREDE BU SİYASİ VE TOPUMSAL UZLAŞI? Önce Sn. Cumhurbaşkanı cephesinden  bakalım: Siyasi partilerin “İktidar-muhalefet” “Sol-Sağ misyonları gereği (olmaması gerekir ama) Kıbrıs siyasi sorununa yönelik çözüm görüşlerinde “farklılıklar” olacaktı. Bizde ise  “kamplaşmalar” ve “husumet oluştu! Özellikle zaman zaman siyasi partilerin yerine geçen Sendikalarla STÖ’leri toplum katlarında temenni edilen uzlaşı yerine “kavgayı” egemen kıldılar! Sn. Akıncı bu konuda yeterli inisiyatifi yüklenemedi ve tabi ki bizzat kendileri seçim bildirgesindeki sözüne karşılık  uzlaşı sağlayamadı!
Son günlerde yaşanan “mülkiyet sorunu”  bunun  en somut  örneğidir!    Nitekim  mülkiyet sorunu toplum kademelerindeki  düşünceleri parçalarken hem çatışmacı bir ortam yaratıyor hem de toplumsal  huzursuzluğu azdırıyor!
Mesela:   “Hemen barış” isteyen insanlara bugüne kadar  TC Büyükelçisinden gayrısı “acele etmeyin” demedi!   Sn. Akıncı ise tam aksi tutumda “hemen çözüm” sloganının bayraktarı oluverirken toplumun önüne de “çözüm uzlaşısı” yerine Mülkiyet sorunu ile  kopacak yeni bir çıngarı  koydu! Öte yandan STÖ’nin kendi içlerinde yarattıkları lobileri de Kuzeydeki Türk insanını   kavgalı tartışmalara itti…
“Toplumsal konular:” Siyasi sorundan baş kaldıramayan Sn. Akıncı’dan tabi ki Elektrik kurumu gibi toplumsal sorun haline gelen bir sektöre o “toplumsal uzlaşma vaadi”  içinde müdahale etmesini bekleyemezdik. Fakat  Sadece Kıb-Tek sorununun değil, kamu görevlilerindeki sürgit laçkalıkların da yeniden yapılandırmalarla fonksiyonel hale gelmesi için Cumhurbaşkanı’ndan  “sözü” gereği “müdahaleler”  beklerdik. En azından devlet kademelerinde “barışçı uzlaşının”  sağlanması ilkesinde…            

    **********
Kemal Servet’i anarken: (O Mağusa’nın son sancaktarı idi)

1974 Barış Harekâtı’nda  Mağusa’nın  komutanıydı. Geçtiğimiz hafta Allah’ın rahmetine kavuştu. Tutun ki  1958’de   Şefik Karakurt’la başlayan TMT örgütünün “Bayraktarlık” ve “Sancaktarlıklar” hiyarerşisinde süregelen Mağusa’daki son askeri görevlisiydi. (O dönemleri geçmişte çok yazdımdı ileride daha detaylı yazarım.) Bugün de Kemal Servet’i  değişmeyen kanaatimle ayni değer yargılarımda anıyorum. İyi bir askerdi. İyi bir insandı. Az konuşur, karşısındaki kim olursa olsun küçümsemezdi. İnsana güven veren insan yanı, askerin o sert gibi görünen profilinden  daha  barizdi.
Doğrusu Rumların ve Yunan askerlerinin Mağusa surlar dışında  konuşlanıp surlar içine kurşunlar bombalar hatta napalm bombaları atmalarına karşılık soğukkanlılığını hiç kaybetmemiş,  en önemlisi Mağusa halkı ile mücahitleri maceraya atacak savaş oyunlarına yeltenmemişti. Savaşı tam bir dirayetle yönetmiş, sonuçta  büyük kayıplar verilmesini önlemişti… Kemal Servet’e Allah’tan rahmet İstanbul’daki ailesine başsağlığı dilerim.