1700’lerde yaşayan ve 1800’lü yılların başında ölen klasik dönemin isimlerinden besteci Franz Joseph Haydn’ın bir senfonisinin (No: 102) gerisinde ilginç bir olay vardır.
Beste tamamlandıktan sonra ilk kez seslendirilecekti.
Eser o kadar çok beğenilmiş ki salondaki izleyiciler konseri daha iyi dinlemek için itişe kakışa birbirlerini önüne geçmeye çalışıyorlarmış.
Böylece neredeyse herkes sahnenin önüne dizildiği sırada, salonun dev aydınlatıcılarından bir tanesi tavandan ta aşağıya boş koltukların üzerine düşmüş, birçok kişi ölümden dönmüş.
Böyle bir durum, bir kaza, gerçekten de o insanlar için büyük bir talihti.
Ancak şans yerine bir mucize olarak görülmüş,
Ve o gün bugündür bestecinin bu eseri “Mucize” olarak biliniyor…
…
Hiç olmayacak bir şeye “mucize” denmesi şaşırtıcı olmayabilir.
Bazan “an” meselesidir.
Bir motorlu araçla trafikte giderken, karşıdan gelen biri üstünüze çıkıverir, bir anda.
Durum buysa, kötü bir trafik kazasıdır.
Bu kazadan kıl payı kurtulmak olursa mucize gibidir!
…
Mucize’nin anlamı genellikle peygamberlere atfen açıklanır.
Bir sözlüğe göre şöyle:
“Peygamberlerin kendilerine inanmayan insanlara peygamberliklerini ispat etmek amacıyla Allah’ın iznine bağlı olarak gösterdikleri olağanüstü olaylar, hâller, tansık.”
…
Bir peygamberin göl üstünde yürümesi, ölen birini canlandırması gibi.
Bir diğerinin ayı ikiye bölmesi, bir ayın bir dağın üstünde, diğerinin başka bir dağın üzerinde görünmesi gibi.
Bir başkasının denizi ikiye yarması gibi…
…
Olağan dışı doğa olayları da bu kapsamda değerlendirilebilir.
Ama “mucize” sözü sosyal hayatın da bir parçası.
Bir yazar şu cümleyi kurar:
“Onların aşkı ve evlilikleri zaten bir mucize değil miydi?” (T. Buğra.)
…
Bilgi yetersizliği olan kadim dönemlerde doğa olayları ve beklenmedik olağanüstü olaylar “mucize” olarak görülürdü.
Yenilmeye mahkum bir orduya saldıran başka bir ordunun bir sebeple ansızın savaş alanından çekilmesi, toplu kıyıma yaklaşan ahali için bir mucize olarak algılanabilirdi mesela…
…
Gerçekten mucizeler var mı?
Eğer “mucize” diye bir şey olmuş olsaydı,
Gerçekten de,
Şu Kıbrıs denen lanetli yerde kendini göstermiş olmaz mıydı?
…
Kim bilir?
Belki seçimlerde!
Bu bölünmüş adada,
Ayı ikiye bölen çıkabilir!
































