Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mücadele ruhumuzu kaybettik…

Önceki gün 59 sendika ve sivil toplum örgütünün katıldığı ve 5 ilçede gerçekleştirilen elektrik zammını protesto eylemiyle ilgili bir yorum yapılacaksa, tek kelimeyle “FİYASKO”… Esnaf ve Zanaatkarlar Odası’nın öncülüğünde yapılan ve iş çevrelerinin ve birçok sendikanın da destek verdiği eylem, sanki de “danışıklı dövüş” görüntüsündeydi…
KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil’in dediği gibi, “sırf eylem yapmak için yapılmış bir eylem havası” hakimdi önceki günkü geniş katılımlı araçlı protesto eylemi. Yeterince hazırlanmamış, çalışma yapılmamış ve sonuç olarak da, günü kurtarmak adına, zaruretten yapılmış bir protestonun ötesine geçemedi…
Nedenlerini irdeleyecek olursak birçok şey sayabiliriz. Örneğin bu zamdan en çok etkilenen ve “orta sınıf” diye tabir edeceğimiz vatandaşlar ve çalışan kesim, geçmişte yapılan ve toplumsal çıkarların değil, bireylerin daha doğrusu belli gurupların menfaatinin öne çıktığı ve sonuçsuz eylemleri hatırladı. İkinci ve en önemli neden ise, eylemi yapan ve ağırlıklı olarak işveren durumundaki sektör temsilcilerinin başı çekmesi olarak gösterilebilir. Perşembe günkü Meclis birleşiminde konuşan Başbakan Yorgancıoğlu, iki hafta içerisinde işveren ve esnafa, birtakım rahatlatıcı açılımlar getireceğini söylemişti. Yani esnaf, işveren, otel ve benzeri sektörlerin elektrik zammından dolayı, yaşayabilecekleri zararları asgariye indirme konusunda bu kesimlere yönelik bir takım açılımlar yapacağını ifade etmişti. Böylesi bir ortamda bu sektörler, daha önceden karara bağladıkları eylemden vazgeçemeyecekleri için, göstermelik bile olsa bu eylemi yapma zorunda kaldılar. Oysa, iş çevrelerine yapılacak indirimin özel sektör çalışanına ne faydası vardı ki? İşveren bu indirimi alınca maaşlarına zam mı yapacaktı? Bu ayrı mesele… Ama eylemi düzenleyenlere bakan vatandaş, “benim bu grupta işim yok” dedi. Kısaca vatandaşın sadece siyasilere değil, sendikalara karşı olan güven eksikliği bu sonucu getirmiş durumda. Artık sendikalar da kendini yenilemeli. Siyaseti eleştirenler kendilerini de sorgulamalı ve sendikacılığı meslek olarak görmekten vazgeçmelidirler…
Yıllar itibarı ile yapılan tüm eylemleri şöyle bir hatırlayın. Ne yazık ki Annan Planı’ndan beridir, artık öyle yığınsal ve sonuç alıcı eylemler göremiyoruz. Bunun nedeni, tüm eylemlerde toplumsal çıkarların değil, zümresel çıkarların öne çıkarılması ve hedef eksikliğidir… Bu duruma gelmemizde siyasiler kadar sendikaların da sorumluluğu vardır. “Hanedanlık hastalığı” sadece siyasete değil, sivil toplum örgütlerine de sirayet etmiştir. Sendikalar demokrasilerin vazgeçilmez öğeleridir kabul ama, yıllardır siyasetin içerisinde olan politikacıları eleştirip, yenilikten bahsederken, sendikalarımız da şöyle bir aynaya bakmalı ve kendi özeleştirilerini yapmalıdırlar… Yıllar önce şu veya bu nedenle başardığımız toplumsal birlikteliği ve sorunların çözümü için verilen ortak mücadeleyi yeniden kazanmak zorundayız… Bizler de halk olarak, bugün geldiğimiz noktada, kişisel çıkarlarımızın en küçük detaylarını düşünürken, toplumsal hareket kabiliyetimizi kısıtladığımızı kabul etmeliyiz. Bizi idare edenler de bu tepkisizliğin, bozulan birlikteliğin farkında olduklarından, “vur abalıya” derken hiç çekinmiyorlar.

YERİN KULAĞI VAR
VERİLEN MESAJ ÖNEMLİ: Meclis Başkanı Sibel Siber’e Ankara’da gösterilen ilgi dikkatlerden kaçmıyor. CTP-DP koalisyonunu tebrik etme zahmetini göstermeyen Başbakan Erdoğan’ın, yoğun iş temposuna rağmen Sibel Siber’i kabul etmesi ve 1 saatten fazla görüşmesi iyi okunmalı. Belki bir rastlantı diyeceksiniz ama CTP kurultayı öncesi verilen bu mesaj oldukça önemlidir…
KARA VİCDANLI: Son günlerde özellikle de, UBP döneminde işe alınanların durdurulması olayında siyasilerimiz vicdan gelmiş. Yıllardır saltanatlarını sürdürmek için vicdanları sızlamadan yaptıkları onca icraattan sonra, ansızın insafa gelmişler. Önce Serdar Denktaş, ardından Cumhurbaşkanı Eroğlu, “Şöyle veya böyle iş bulanları durdurmak doğru değil, vicdana sığmaz” demiş. Bu durumda sadece Başbakan Yorgancıoğlu mu “kara vicdanlı” oluyor?..
MAĞDURU OYNAMAK ZORUNDA: CTP kurultayına sayılı günler kala taraflar son kozlarını oynuyor. Akonsoy’un adaylığı beklenenin üstünde bir kabul görünce, Özkan bey hayli sıkıntıya girdi. Üç aylık iktidarı döneminde elle tutulur bir icraat yapmak bir yana, adı zamlarla özdeşleşen Yorgancıoğlu, bu kurultayda delegelerine ne söyleyebilir ki? Bence Özkan Bey’in yapacağı tek şey, “mağduru” oynamak. Zaten söyleyecek başka bir şeyi olduğunu da zannetmiyorum…
BEN DİNLEMİYORUM, SİZ DE DİNLEMEYİN: Ahmet Kaptan’ın açıklaması cidden sarsıcı. 2009’dan bu yana, yani Eroğlu’nun Başbakan olduğu, ardından yerini İrsen Küçük’e devrettiği 4 yıllık dönemde, geçici memur sayısında yüzde 159 artış olmuş. Öyle olunca da, giderleri kısma adına, maaşlar yarı yarıya düştü tabii. Bu konuda öyle çok yorum yaptık ki, artık söyleyecek söz yok. Ama o sayıyı arttıranların, hiç sözü yok. Ben onları dinlemiyorum, siz de dinlemeyin…
BÜROKRATLAR DA YARGILANMALI: Devletin deneyimli üst düzey kadroları her dönem bir bir sokağa savrulurken, yerlerine tek niteliği “partili” olmak olan tecrübesizler getiriliyor. Bu da hatalı, yanlış, yasal olmayan uygulamalara davetiye çıkartıyor. İşte bunun son örneği, Anayasa Mahkemesi’nde açılan 2 dava. Önce Kamu-Sen, ardından da dün TDP iki dava dosyaladılar. Konu elektriğe Bakanlar Kurulu tarafından yapılan zam. Anayasa, harçların yasa ile düzenlenmesini öngörüyor. Elektrik ücretleri de bir harç olduğuna göre, yapılan Anayasa’ya aykırı. Bunu Bakanlar Kurulu’na yaptırtan kim, kendilerinin atadığı bürokratlar. Devlet nişanındaki gafleti, bir Bakanlık Müdürü’nün, teknik bir dairenin görüşünü yok saymasını da bunlara ekleyin…
BİR BAŞLANGIÇ, “YA OLURSA”: Dünkü yazımızda, Rum Türk iş çevrelerinin Kıbrıs’ta taraflar arasında bir uzlaşmanın yararlarının farkında olduklarını yazmıştık. Bir anlaşmaya ancak, bu çevrelerin halklarını motive edebilmesi halinde ulaşılabilecek. Dün gerçekleşen bir etkinlik var. Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile Rum Ticaret ve Sanayi Odası’nın hazırladığı bir belgesel gösterime girdi. Adı “Ya Olursa”… Belgeselde, anlaşmanın her iki halka sağlayacağı avantajlardan bahsediyor. Tek başına bir şey ifade etmese de, iki tarafın siyaset üzerindeki en etkili kesimlerinin böyle bir niyeti olduğunu görmek bile güzel…

ZİRVEDEKİLER
Paylaşımcılık: Özer Raif’in, sosyal medyada paylaştığı bir yorum oldukça hoşuma gitti. Şöyle diyor Özer abi, “Bakıyorum da eylem yapanlar hep ‘Battık, bittik, mahvolduk’ demeyi sever. Acaba ‘batırdık, bitirdik, mahvettik’ desek daha doğru olmaz mı?”… Zaten sorumluluğu birlerine yıkmak yerine iyiyi de, kötüyü de paylaşmayı öğrenebilsek, çözemeyeceğimiz sorun kalmayacak…

DİPTEKİLER
Atama Krizi: Bütçe Komitesi’nde Ombudsman bütçesi onaylanmış. Ama halkın avukatı Ombudsman, 2012 başından beri atanmamış. Cumhurbaşkanı, UBP’yle kavgasından, atamayı yapmamış. Yakında TAK ve BRT’nin bütçeleri de geçecek, ama onların da Yönetim Kurulları çalışamaz durumda. Hemen hepsi daha önceki iktidar tarafından atanmışlar ve görev süreleri bitene kadar görevde sayılıyorlar. Kendilerinden görev bekleniyor mu beklenmiyor mu belli değil. Onun için çalışamıyorlar. İşini yapan bürokratı kolundan tutup atabilenler, bu kurumları nasıl başsız bırakıyor? Ve esas soru, neden?..

Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu’nda dün gece gerçekleştirilen toplantıda kulüpler Futbol Federasyonu’nun Zürih’te imzaladığı taslak metne güçlü bir destek verdi. 42 kulübün 42’si de taslak metne destek belirterek federasyon başkanı Sertoğlu’nun arkasında olduklarını belirttiler