Savaş ve ateş çemberinde felaketi yaşayan, DAEŞ gibi kan emici bir insanlık canavarıyla mücadele ederken zaman zaman bir araya gelip masaya oturan tarafların müzakereleri en kabadayısından üç dört günü geçmezken…
Koskoca ABD başkanı Trump Katar’a gidip bir günde 12 milyar dolarlık uçak satışı anlaşmasını bağlarken…
Erdoğan’ın ülkeleri ziyaretleriyle anlaşmaları bir iki günü geçmezken…
BİR yıldır görüşülen, görüşülürken ıcığı cıcığı çıkartılıp altı üstüne getirilen, karıştırılmadık tek bir yanının bile kalmadığı; buna karşın hiçbir konuda hâlâ anlaşma sağlanamadığı şu bizim Kıbrıs sorunu ne aylar yıllardır süren müzakerelere doydu ne patırtılı gürültülü tartışmalarla plan programlara!
Buna karşın Mont Pelerin’lere kadar gidildiği, çoklu konferansta yeniden masaya yatırıldığı halde çözüme ulaştırılamayan sorun, şimdilerde fakat bu kez Crant Montana’ya taşınarak, tu baştan yeniden müzakeresi yapılacak!
Ancak öncekilerden bir farkla: Diyor ki Eide “haftalarca sürebilir!”
ÇÜNKÜ adamın yapacak başka işi yok, resmen Kıbrıs siyasi sorunu üzerinden keyif çatmakta! Dünyayı ilgilendiren sorunlar ayak üstünde bir iki saatte görüşülüp sonuca bağlanırken, Kıbrıs siyasi sorunu Eide’nin doymak bilmez iştahı nedeniyle bıraksanız sonsuza kadar sürecek! Nitekim şimdi de Türkiye’nin, Yunanistan’ın, İngiltere’nin, AB’nin Rum ve Türk tarafların yetkili ve ilgili siyasilerini bu kez Montana’daki masaya çakıp “haftalarca buradasınız çözene kadar bir yere kıpırdayamazsınız” diyor!
Her ne kadar kimseler Eide’nin aklı ile fikrinde değilse de o ısrarla kılavuzluk yapmaya devam ediyor! Nitekim hazırladığı belgeleri Crant Montana’ya gidilmeden hem Rum hem de Türk tarafına verdi ki liderler derslerini çalışsınlar! Sanırsız adam maestro!
OYSA o masada kimse haftalarca oturamaz çünkü dünyada tek bir Kıbrıs siyasi sorunu yoktur hele Türkiye için dünyalar kadardır sorunları!
Fakat Eide haklıdır! Çünkü kimseler aylardır harcaya harcaya bitiremediği o politikacı bonkörlüğünün kendi becerisi olmadığını söylemedi! Kimse çıkıp da kendisine, “eğer Kıbrıs gibi çetrefil ve müzmin bir siyasi sorunu bu kadar rahat ve sere serpe hem de sirtakiler türkülerle politik bir oyun haline getiriyorsan, bunun tek nedeni 42 yıldır Türkiye’nin garanti hakkıyla sağladığı barışçı ortamdır” demedi! Ki Eide Montana’ya gitmeden Anastastasiadis’e sormalıdır: “TC’nin garantisinin devam etmesini kabul edecek misin etmeyecek misin?” Bu sorunun cevabı da “Montana’ya gidilip gidilmemesinin kararı” olmalıdır! **********
SORUNLARLA YAŞANAN KORKULAR!
Nüfus artışı sorunumuz var! Nüfus artışının yarattığı sorunlar var! O sorunları çözemediği için güven kaybedip zafiyete düşen devletimiz var! Zafiyet içindeki devletin yarattığı istikrarsızlık var! Ve istikrarsızlık nedeniyle sürekli artan yasa dışılık, şiddet, terör, pislik, ahlâksızlık var! Kısaca büyük devlet olamadık ama büyük sorunlarla sarmalı devlet olabildik!” ARTIK Fetö’cü hücrelere bile sahibiz! Aidiyetindeki tabancasıyla karısını kurşunlayıp öldüren polisimiz de var, yollarda kurallara aykırı sürüş yapan yurttaşı uyardığı için dayak yiyen polisimiz de var, kumar oynadığı için burnuna kadar borca batan polisimiz de var!
Tabi öylesi polisimiz varsa “ötesi” de olacak! Mesela rüşvet yiyeni de olacak, yasa dışı işlere ortak olanı da olacak!
KORKUYORUZ! Son günlerde, hukukçu olmadığımız halde “hukukun üstünlüğünü” tartışıyoruz! Çünkü devlete güven duymuyoruz! Tepede olanlara baktıkça o “tepe adamlarının” yarattıkları sorunları tartıştıkça keyfimiz kaçıyor, canımız sıkılıyor!
Mesela Trafiğe çıkmak istemiyor keşmekeşi ile kazalarından korkuyoruz!
Alışveriş yapmak istemiyor pahadan korkuyoruz!
Devlet hastahanelerine gitmek istemiyoruz beklemekten, ilgisizlikten korkuyoruz!
Artık aramızda üniversiteli üçüncü ülke insanlarını da görmek istemiyoruz çünkü onlardan da korkuyoruz!..
Hantal merkeziyetçi bürokratik devlet sisteminin eğer “kurumlarını” çalıştırabilseydik KKTC’yi belki yeniden restore edebilirdik. Oysa kurumlarımızdan da korkuyoruz!
VESSELAM: Bu yapısal kusurlarımızla devleti yürütemiyor ve artık “çözümden” de korkuyoruz! Kaldı ki tedirginlik, güvensizlik, istikrarsızlık ve bıkkınlık nedeniyle içine kıvrılıp kendimizi tüm sorunlardan izole ettiğimizi sandığımız salyangoz kabuğumuzun dışında bir başka ve renkli dünya vardır ki orada ne oluyor, hayat nasıl devam ediyor hiç bilmiyoruz!
Şu beş yıldızlı, casinolu, ünlü şarkıcı türkücülerin konserleri ile kaim turistik otellerimiz! Kimileri medyaya bile el atmış. Kimileri memleketi yönetmeye talip!
Sahi! çözüm olmaz ya olsaydı eğer bu hallerimizle Rum’u kaçırtır mıydık korkusundan adadan, yoksa biz mi kaçardık adam olamadığımızın umutsuzluğu ile hayal kırıklığından!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (ŞU KARDEŞLİK SORUNU!)
Gene başladılar genlerimizle oynamaya! Eğer Montana’ya hazırlık için bir siyasi doping değilse, hani “Türklerle Rumlar birbirlerine müthiş benziyorlar” edebiyatı ile başlayan o “kardeşlik” hikâyeleri var ya şimdi onu da genlerle pekiştirip sonra da diyecekler ki “çözüm bile istemez, zaten atadan kardeşmişiz!”
Hikâye malum ama! Fukara adam çıkmış padişahın huzuruna el etek öpüp başlamış konuşmaya: “Hepimiz Adem ile Havva’dan gelmedik mi?” “Evet” demiş padişah! “Öyleyse kardeş değil miyiz?” “Evet.” Peki kardeşsek ver şuradan bana bir kese altın!”
Padişah kesesini çıkarmış bir metelik tut etmiş adamın eline! “Bu ne” demiş adam şaşkın?” Padişah eliyle “sus” işareti yaparken, “yavaş konuş, diğer kardeşlerin de duyarsa sana para verdiğimi, bu bir meteliği de alamayacaksın!”
Ha ne demek istedik? Sorun ne genler ne de kardeşlik sorunu değil. “Adanın Rumlar ve Türkler arasında paylaşımı sorunudur!”
































