“Bu tangoyu hatırladınız mı? “Mazi gönlümde bir yaradır/ bahtım saçlarından karadır/ Beni hazin hazin ağlatan/ işte bu maceradır…
Kıbrıs siyasi sorunu tabi ki ne bir tangodur söylenip oynanacak ne de aşktır… Fakat geçmişi ile yaralı, bahtı ile kara, müzakereleriyle macera olduğu bir gerçek! Nitekim Mont Pelerin’den de sonuç çıkmadı! Çıksaydı biline ki “Türk tarafının büyük kaybı” pahasına olacaktı! ÇÜNKÜ: Açık seçik bilinendir: Öteden beridir birbirlerini “anavatan-yavruvatan” olarak tanımlayan, “Kıbrıs Elendir Elen kalacaktır” ideasını birlikte gerçekleştirmek için hareket eden Güney Rum Yönetimi ile Yunanistan’ı hem adadaki çıkarları hem Türkiye ile olan ilişkilerinde tatmin edecek bir “çözümü” sağlamak kolay olmayacaktı, zaten olmadı!
(Buna karşın bir parantez açmak gereğini duyuyorum. Sn. Akıncı müzakereler süresince beklenenin üzerinde bir performans gösterdi. “Türk halkının haklarını yedirtmem” dedi, sözünün arkasında durdu..)
AÇMAZ NEYDİ? Önce hatırlatayım ama: Eğer müzakereler başarısızlığa tosladıysa büyük nedeni şudur:
Müzakereler başlarken ne diyordu Anastasiadis? Annan planında kazandıklarımız otomatik olarak zaten bize verilmiş haklardır. Şimdi onun üzerinde haklar istiyoruz!”
Buna karşılık ne diyordu Sn. Akıncı? Aradan 42 yıl geçti. Artık KKTC 1974’lerin Kuzey’i değildir bunu dikkate almak gerekir…”
Biz ne diyorduk aylardır? Rum tarafının büyük oranda üzerinde hak iddia ettiği Kuzey’de 42 yıldır Türk halkının alın teri, emeği, devasa yatırımları, kemikleşmiş bir yapısallığı vardır. Tüm bu yatırımlarla kemikleşmiş organizmayı dağıtacak bir çözüm, Kuzey için felâketten başka bir sonuç getirmez…
Kısaca Sn. Akıncı Mont Pelerin’de 2004’ün Annan planı sarmalı Kuzey’ini değil, artık “KKTC olarak tescil edilmiş bu Kuzey’i savundu..”
MÜZAKERELER DEVAM EDER: Son zamanlarda sık sık tekrarlıyorum. Bu adada iki halk yan yana yaşıyor, birbirleriyle belirli konularda ilişki kurabiliyor, işbirliği yapıyorlarsa; çözüm arayışları hiç bitmez, devam eder.
BUNLARA KARŞIN Dünkü yazımı Mont Pelerin’in bozgununu öğrenmeden çok önce yazdımdı. “Çözüm olur olmaz… Belli olan adadaki her iki toplumun da anavatanları olan Türkiye ve Yunanistan’la birlikte hareket ettikleridir” demiştim. Dolayısıyla Kıbrıs’ta çözüm öncesinde olması gereken asıl çözüm, “Türkiye ile Yunanistan” arasında gerçekleşmelidir… Birbirine dost iki ülke yakınlaşmasıdır ki Kıbrıs sorununu BM’lere bile gerek kalmayacak uzlaşıda çözüme götürür.
YAŞANAN DÖVİZ VURGUNU KRİZE DÖNÜŞÜRSE!
Müzakerelerin Mont Pelerin’e taşınması nedeniyle hükümet biz süre gözlerden uzak kaldı! Oysa hayvancıların son eylemi devam edebilirdi! Bütçe görüşmeleri daha ateşli olabilirdi! Eğitim ve sağlıktaki sorunların şikâyetleri ayyuka yükselebilirdi… Hükümeti iyicene bunaltacak bu ve benzeri sorunlar Mont Pelerin müzakereleri nedeniyle bir süre rölantiye yattı! Ne var ki tatsız bir sonla Mont Pelerin perdesi de kapandı ve hemen ardından yerine bundan sonra hükümetin başını çok ağrıtacak olan döviz vurgunu oturdu!
DÖVİZİN İNTİKAMI? Geçen gün TDP milletvekili Angolem’li Meclis oturumunda bir KKTC gerçeğini yeniden vurgularken şöyle diyordu: “Tüm çarşının, ev kiralarının, ücretleri dövize endekslidir ama maaşlar hep TL olarak ödenmektedir…” Angolemli’ye cevap veren Maliye Bakanı S. Denktaş ise dövizdeki dalgalanmaların devam ettiğini söylüyor ve “ufukta kriz var” diyebiliyordu!..
Türkiye’den kaynaklı döviz vurgunu gerçekten de böyle devam ederse yediden yetmişe ve her kesimden insanların çok zor durumlara düşecekleri bir gerçektir!
BANKALAR CEPHESİ: Kabul, bizim gibi parası çorap ipliğine bağlı ülkelerdeki bankalar istikrarlarını korumak için kendilerini güvence altına alacakları döviz ve dövize endeksli kurlarla çalışırlar. Ki 2 bin yıllarının o büyük ekonomik krizinden bu yanadır da (hani batan banka mudilerinin paralarını halka ödettirdilerdi) dövizdeki dalgalanmalardan etkilenmeyecekleri sistemle çalışıyorlar! Buna karşılık bankalara dövizle kredi borcu olanlarla küçük ölçekli işletmeciler ve ithalatçılarla ihracatçılar döviz dalgalanmalarından büyük oranda olumsuz etkilenmektedirler..
(Mesela son iki aydır dövize bağlı kredi borçlarının TL ile ödenmesinde çoğu zaman maaşlar yetmemekte, cepten katkı konarak veya dıştan borçlanarak ödemek zorunda kalınmaktadır, bizzat başıma gelen olaydır!)
Ki bu küçük olayın devasa boyutlu “ticari müesseseler ile büyük kredi borçlanmalarının altına giren iş insanlarının durumu düşünüldüğünde, tutun ki “kriz üstüne kriz eklenmektedir!”
Öte yandan: Daha şimdiden S. Denktaş “tüm kalemlerde kayıp olacak” diyor! Zaten icraat kısırlığından muzdarip bir hükümet var, şimdi “sebebi” de döviz bahanesine sarılarak kendinden menkul oluyor! Fakat:
Türkiye dövizin yükselişini durduramadığı için bir Koordinasyon Kurulu oluşturdu. KKTC’de de uzmanlardan oluşacak bir “kurul oluşumu” kaçınılmazdır yoksa alacak verecek davasından mahkeme kapılarına kat katı insanlar yığılırken, iflaslar da peş peşine gelecektir..
KISACA TAKILDIĞIM: (LEFKE İLÇE OLACAKMIŞ!)
Karar verildi Lefke’yi 6. ilçe yapacaklar! (Eğer çözüm olsa, Güzelyurt iade edilseydi karar muvafıktı. Fakat olmadı.)
Benzer olay bundan yıllar önce “yeniiskele”nin ilçe yapılmasıyla yaşandıydı! O dönemde de Mağusa’nın hemen yamacında oluşturulan ve “Kaymakamlık” mertebesine getirilen Yeniiskele’nin, Mağusa’nın sosyoekonomik yapısını bozacağını yazıyor ve “yanlış yapılıyor” diyordum. Yanılmadım! Nitekim geçmişte ilçe Merkezi Mağusa’ya akan Karpaz ve Mesarya köyleri insanları Yeniiskele’nin ilçe yapılmasından sonra Lefkoşa’ya kaydı! Uzun yıllar her iki İlçe Merkezi de ekonomik yönden büyük mağduriyetler yaşadı!
Şimdi ayni parçalanma, kendini yeni yeni bulmaya çalışan “Güzelyurt” için söz konusu olacak! Çok uzun süre de ne Lefke ne de Güzelyurt hayır yüzü görmeyecek! Ve ekleyeyim:
Bu küçük ülkede “popülizm” yapmaya devam ederseniz, bir gün KKTC’yi ağzınızdaki dişleriniz gibi yan yana dizilmiş ilçeler furyasına çevireceksiniz, ha gayret diyorum!
































