Çukur dizisinde “Aliço” karakteriyle tanıdık sokaktaki kâğıt toplayıcılarını. Aliço karakteri aynı zamanda otizmlidir ve sokaklarda çöplerden hayatını kazanmaktadır. Tertemiz kalbi, masumiyeti ve ruhunun güzelliğiyle kalplerimizi fethetmiştir. Onun canlandırdığı karakter sayesinde, sokaktaki kâğıt toplayıcılarıyla ilgili insanlarda farkındalık oluşmuş, bizleri, onları anlamaya ve görmezden gelmek yerine saygı duymayı öğrenmeye teşvik etmiştir. Ardından bir de Netflix filmi geldi “Kâğıttan Hayatlar” diye. Bu kez başrolde Çağatay Ulusoy’u kâğıt toplayıcısı Mehmet karakterinde izledik. Sokaklardaki kâğıt toplayıcılarının yaşadıkları zorlukların, yoksullukların altı çizildi; Mehmet’in zorluklarla dolu hüzünlü hayat hikâyesi yüreklerimizi burktu, vicdanlarımızı sızlattı. Neden göremiyorduk çevremizdeki bu güzel insanları? Neden farkında değildik? Kim bu insanlar ve ne yapıyorlar?
Torba geçirilmiş arabalarını sırtlanarak sokak sokak gezen, çöplerden kâğıt, plastik, cam ve metal malzemeleri ayrıştırarak toplayan bu işçiler takdir edilmesi ve alkışlanması gereken gerçek çevrecilerdir. Sırtlarında hayallerini, umutlarını taşırlar, ekmek parası derdinde her gün kilometrelerce yol yürürler. Topladıkları 200 kilo karton için 70 lira, 100 kilo pet şişe için sadece 200 lira para alabiliyorlar. Bu arabalar en fazla 250 kilo kâğıt alabiliyor ve böylece arabasını komple dolduran bir kişi yaklaşık 100 lira kazanabiliyor. Topladıkları geri dönüşüm atıklarını, aracıların depolarına veya birkaç kuruş daha fazla veren geri dönüşüm fabrikalarına satıyorlar. Onlar, alın teri ile yoğrulan emekleri ve onurlarıyla çalışıyorlar.
Kâğıt toplama işinin yasal olup olmadığı konusunda bir netlik yok. Kimseye zararı olmayan, çalmayan çırpmayan, kendi halinde çalışan, geri dönüşüm işinin bu gizli kahramanları illerdeki yerel yönetimlerin farklı yaklaşımlarıyla karşılaşabiliyor. Bazı belediyelere bağlı zabıta ekipleri bu insanlara ceza keserek ekmeklerine taş koyarken, kimi belediyeler ise tam aksine çalışmalarına engel olmayıp yardımda bile bulunuyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi bu konuda onlara her zaman destek olmuştur. Pandeminin ilk döneminde bu insanların hastalık riskiyle güvencesiz ve korunmasız çalışmaları endişe verici olunca Ankara Büyükşehir Belediyesi salgın döneminde çalışmalarına yasak getirip, günde iki öğün yemek ve gıda paketi yardımı başlatmış, evsiz olanlara da yasak süresince barınma imkânı sunmuştur. Bu yardım onlara bu süreçte can suyu olmuş, birilerinin onları görmesi, el uzatması “Yalnız değilsiniz” demesi bu emekçileri mutlu etmiştir.
Arabalarıyla atık kâğıt toplayıcılarına her yerde rastlamamıza rağmen pek de dikkatli bakmayız yüzlerine, fark etmeyiz onları. Görünmez gibidirler sanki. Asla dilenmezler, kendilerini acındırmazlar, sessizdirler ve bazen de kulaklıklarını takıp, müzik dinleyerek kendi hallerinde o sokak senin, bu sokak benim dolaşarak işlerini yaparlar sadece. Bizlerin çöplerimizi ayrıştırmadan attığı o çöp konteynerlerine dalarak, geri dönüşüm atıklarını ayrıştırarak toplarlar. Kısacası bizim çöpümüz onların ekmek parasıdır. Son zamanlarda insanların çöplerini ayrıştırarak atması konusunda farkındalık yaratmak için çalışmalar olsa da hala öğrenebildiğimizi sanmıyorum.
Onların işlerini yaparken takındıkları bu sessiz, gizemli ama onurlu hallerine bakınca “Modern Zaman Dervişleri” demek de yerinde olur. Farklı bölgelerden büyük şehirlere çaresizlikle göçenler de var, savaşın savurduğu Suriyeli, Afganistanlı olanlar da, işsiz kalmış insanlar, hatta üniversite öğrencileri de var aralarında. Kimsesi olmayanlar da var, ailesini geçindirenler de. İşlerine odaklanmış, sessiz sedasız çalışan, kimseye hiçbir zararları olmayan bu emekçilerden toplumda rahatsız olan egosu şişkin insanlar da mevcut maalesef. Torbalarında ne sakladıkları belli değilmiş, trafikte tehlike yaratıyorlarmış gibi birçok bahane öne sürülüyor. Bu bahanelerin temelinde hep birilerini acımasızca dışlamak, kötülemek ve ötekileştirmek var. Ne zaman emeğe saygı duymayı öğrenirsek işte o zaman insan olabileceğiz.
Sokak Atıkları Toplayıcıları Derneği “SATDER” şöyle diyor: “Sokaktan topladığımız atıkların ekonomiye milyarlarca lira katkısı oluyor. Aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadele noktasında önemli katkı sağlıyor. Bu atıkların geri dönüşüme kazandırılmasında yüzde 80 oranında sokak toplayıcılarının payı var. Yaptığımız işin ekonomiye ve çevreye katkısının bilinmesini istiyoruz. İnsanlar bize farklı bakabiliyor. Yanlış işler yapmak istesek sokakta atık toplamazdık. En büyük talebimiz, bize verilecek statüyle insanların bizi daha iyi tanıyacağı ortamın oluşması.” Serzenişleri çok haklı aslında, Ankara’da Çankaya Belediyesi, bir proje kapsamında, kâğıt toplayıcılardan bir kısmını geri dönüşüm işçisi olarak bünyesine katmışsa da, tek bir belediye ile herkese yetmek mümkün olmuyor. Arabalarına el koymak, sokakları onlara yasaklamak yerine yaptıkları işin değerini kavrayarak imkânlarını iyileştirmek, sosyal güvencelerini sağlayıp bu insanlardan yararlanmak ülke ekonomisine çok daha fazla katkı sağlayacaktır. Onlar da kendilerini şöyle anlatıyor: “Yaptığımız iş tercih değil zorunluluğumuz, mecburiyetimiz… Hiçbir insan başkalarının atığını ekmeğine katık etmek istemez. Ama bizim ekmeğimiz, ellerimiz temiz ve emekle yoğrulmuş. Birçok insanın dönüp bakmaktan bile uzak durduğu, tiksindiği, kokusuna bile dayanamadığı çöp yığınlarından bir değer yaratıyoruz.”
Türkiye’de her şehirde rastladığımız bu atık kâğıt toplayıcılarına henüz KKTC’de rastlamıyor olabiliriz ancak eğitimli ve işsiz gençlerin sayısının her geçen gün artmasıyla, yakında onları görmeye başlarsak kimse şaşırmasın. Nice umutlarla üniversitelerden mezun olan gençler, açılan her pozisyon için defalarca sınavlara giriyorlar. İşe alınan ise bazen sadece bir, bazen üç veya en fazla beş kişi oluyor. Yarınları için hayal kuramıyorlar, karanlık bir tünelde sıkıştıklarını hissediyorlar. Son çare olarak tanıdık bulmaya, iş konusunda siyasilerden yardım dilenmeye başlıyorlar. Sonra aynı terane, “Bugün git, yarın gel, az bekle”… Onurları incinen, umutları yıkılan, devletin çare olamadığı, istihdam sağlayamadığı gençlerimiz yakında birer torbalı araba ile Kıbrıs’ın sokaklarında “Modern Zaman Dervişleri” ne dönüşebilir.
































