Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Milliyetçi Kesimin Gazını Alıyor

Başbakan Hüseyin Özgürgün’ün Çıkartma Plajı hakkında söyledikleri, geniş bir çevre tarafından memnuniyetle karşılandı…

Özgürgün; hem plaj, hem milli park, hem de bir müze haline getirecek projenin kısa zamanda tamamlanacağını, çalışmaların sürdüğünü söyledi.

Ve bu projeyi, Alsancak Belediyesi’nin yürüttüğünü açıkladı.

Millet de sandı ki, aylardır tartışılan otel projesi iptal edildi.

Yok öyle bir şey…

Özgürgün’ün kastettiği yer, Çıkarma Anıtı’nın tam altına gelen, hali hazırda boş olan kumsal.

Şu anda plaj olarak özel bir şirket tarafından işletilen ve 5 yıldızlı, kumarhaneli otel yapılması tartışılan bölgeden bahsetmiyor.

Proje dediği bölge, bir süre önce plaj yapımı için Belediye’ye verilmiş, Belediye de projesini ilanlarla duyurmuştu.

Oysa diğeri aynen duruyor…

Önce işleten şirkete 49 yıllığına kiralamak istediler, sonra Meclis kararı gerektiğini görünce, Bakanlar Kurulu kararı ile 30 yıla düşürdüler.

Kamuoyunun baskıları devam edince de bu kez, “yeniden görüşeceğiz” falan dediler, ama öylece kaldı.

Kararı iptal etmediler.

Bu kez de “iptal yok ama, uygulanmayacak” mesajı sızdırdılar…

Otel yapmak isteyen yatırımcı Vakıflar’a ait olan bu bölge dışında, etraftaki mülkleri de zaten çoktan satın almıştı.

Ama tepkiler gelince, hele de Mücahitler Derneği gibi milliyetçi örgütler ve asker de tavır koyunca, iş soğumaya bırakıldı.

Şimdi de, o tepkilerin gazını alma adına, Barış Kuvvetleri Komutanlığı’nın bölgeye “anıtla bütünleşmiş bir proje yapılması” görüşüne uygun bir açık hava müzesi fikri çıktı ortaya.

Ama otel yapılacak bölgeye değil, onun doğusunda, küçücük bir alana…

Aynen Kaya Grubun Karaoğlanoğlu’ndaki oteli gibi. Orada da şirket, otel için stadyumu, balıkçı barınağını da almak istemişti.

Tepkiler gelince, Başbakan araya girip stadı tamir ettirmiş, balıkçı barınağının yenilenmesine katkı koymuştu…

İş böyle bitmedi tabii, başka taraftan hali araziler otele verildi.

Hatta, şirket araziyi yatay genişletemedi diye, yasal olmamasına rağmen, kaçak kat çıkmasına göz yumuldu…

Şimdi bu küçük plaj projesi bitince, diğerini yapmak kolay olacak.

Ne şiş yanacak, ne kebap…

Bu kadar basit.

Hala daha anlayamamış olanlar, beklesin ve görsün…

YERİN KULAĞI VAR

VE PERDE İNDİ:

Kıbrıs konusunda perdenin indiğini söyleyen Eide, “halkı, çözümün herhangi bir taraf için kesinlikle mükemmel olmayacağı gerçeğine hazırlamak için daha fazla çalışma yapılabilirdi… Ümidinizi kaybetmemelisiniz, ancak diğer yandan çözümün köşede olduğunu söyleyemem …İnen perde tekrar açılır mı bilemeyiz” diyerek, son sözlerini söyledi. Anlayacağınız ufukta çözüm falan yok… 

HINCAL ULUÇ’UN İDDİASI:

Hıncal UluçHıncal Uluç’un 1 Ağustos tarihli yazısını dün okudum. Bahis şirketlerinin, boksörleri şikeye zorladığını, hatta bir Türk boksörün Almanya’da ölü bulunduğunu yazdıktan sonra, olayı Kıbrıs’a bağlamış. Kıbrıs’taki kumar ve bahis şirketlerinin Türkiye’den -kendisi de dahil- insanlara telefon mesajlarıyla üyelik teklif ettiğini  belirtmiş ve diyor ki; “Bana durmadan mesaj yollayanlar genelde Kıbrıs kökenli.. Onlar bahisle başlayıp kumarhanelere çekiyorlar ve sonunda ocak söndürüyorlar. Şimdi hükümet değişti. Ufak ufak yeni bakanları yokluyorlar…”. Nasıl KKTC reklamı ama…

KİMSE SES ÇIKARTMIYOR:

Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra dayatılıyor bazı şeyler. Önce ilahiyat koleji, ardından kuran kursları, gençlik kampı adı altında beyin yıkamalar ve son olarak Ercan havaalanında, kamuya açık bir yerde ilahiler… Allahla kul arasında kalması gereken din, şova dönüştürülerek  adeta gözümüze batırılıyor. Bunları hak ediyor muyuz, evet hem de sonuna kadar. Her yapılanı “demokratik hak” diye savunursan, “bunlar üç-beş kişiyi geçmez” diye umursamazsan, yarın ses çıkardığında yanında kimseyi bulamayacaksın. Hiç tanımadığımız bir gençliğin ülkeye hakim olması çok yakın…

“YAŞASIN KKTC”:

Yenidüzen gazetesinin manşet haberiydi. Bir oto galeri ithal ettiği lüks araç için önce “Malul gazi muafiyeti” almış, ardından da aracı satışa sunmuş. Yetmezmiş gibi, seyrüsefer harcı da devlet kasasından ödenmiş. Ne ala memleket. Şimdi bu insanlar çıkıp da, “KKTC ilelebet yaşayacak” demesin de ne desin. Bu ballı kaymaklı düzeni başka nerede bulabilirler ki..? Statükoya sarılmak budur işte…

BİR TEPKİ DE COŞAR’DAN:

Eski Bakan ve yılların eğitimcisi, soğukkanlılığıyla tanıdığım Salih Coşar’ı da çıldırttılar… Atattürk Öğretmen Akademisi’nin LAÜ’ye devredilmesi girişimleri hakkında,  “Burada bir üniversitede yetişen iyi bir öğretmen yarı zamanlı olarak ders verebilir. Öğretmen Akademisi’ne dokunmak bozmak değiştirmek yanlıştır. Akademiye devam edeceğiz doğrusu budur. Akademiyi değiştirmeye kalkmasın. Öğretmen olan muallim olan ayağa kalkar. Kalkarız, hep birlikte ayağa kalkarız…”diyerek eleştirdi. Sendikacıları “siyaset yapıyorlar” diye eleştiren Berova, bakalım Coşar’ın bu sözlerine ne diyecek…

AZ BİLE SÖYLEDİ:

Çiftçiler Birliği eski Başkanı Alican Kabakçı, aylardır üretime verilecek tonlarca suyun denize akıtılmasına isyan ederek, “Bunca emek, bunca para,bunca bekleyiş sonunda, kupkuru bir ada, suya hasret  topraklar, kuruyan ağaçlar,kuruyan kuyular ve ümitleri her geçen gün yok olan üreticiler, çiftçiler ve hayvancılar” diyerek tepkisini gösterdi. Aylardır gürül gürül denize akan su, hiç mi sizi rahatsız etmiyor. Gereken neyse yapın ve suyun üretimde kullanımını sağlayın… Zaten bu iddiayla gelmemiş miydiniz? Sağlık gibi, su da mı kaosa dönecek?   

ZİRVEDEKİLER

Erdoğan Özbalıkçı: “AKEL ileri gelenlerinden bir grup politikacı ile yaptığım görüşmelerde, AKEL’in  çözümsüzlükten kesinlikle Rusya’yı sorumlu tutması beni ilk başta şaşırtmıştı. AKEL ileri gelenleri, Rum toplumu içerisinde birçok insanın, Sovyetler ile şimdiki Rusya ayırımını yapamadığını, bunun ise Rusya’ya yaradığını net bir şekilde söylediler. Anastasiyadis ile Rus kara parası ilişkisinin mutlaka araştırılması gerektiğini söyleyen AKEL politikacıları, dış karışmacılığın , bölünmeyi devam ettiren ana güç olduğunu yeniden hatırlattılar”… 

DİPTEKİLER

Özdemir Berova: Serdar Denktaş çok mu aradı Sayın Berova’yı doğrusu çok merak ediyorum. Ya da bizim görmediğimiz ne cevher gördü ki, eğitim gibi geleceği şekillendiren, gençleri yönlendiren  bir bakanlık koltuğuna oturtuldu. Koltuğa oturmasıyla birlikte yaptıkları, sıralamakla bitmez. Girne Anafartalar Lisesi, İlahiyat koleji, kuran kurslarıyla ilgili açıklamaları ve son olarak Çanakkale kampında yaşananlar. Baktığınızda hepsinin baş mimarı “Atatürkçü, laik” Berova…