KKTC’yi yönetmeye çalışıp da bi’türlü yönetemeyen hükümetlerin o çok övündükleri ‘milli eğtim, gençlik ve spor’a ilşkin bütçeden ayırdıkları pay toplamda yüzde bir (1). Yanlış okumadınız; Sadece ‘yüzde 1’. E hâl böyle olunca da ne spordan, ne de gençlikten, hele hele eğitim teknolojilerinden yoksun bi’eğitim dünyasından bi’cacık olur mu? Asla! Bi’defa spora ilişkin şûralarda havanda çok su dövdük ve de dövündük tavsiye kararları(!) vere vere bi’hâller olduk! İlgili kararlara ya Yalova Kaymakamı ya da Kasımpaşa muamelesi yapılsa da tüm katılımcılar kendi tecrübelerini ortaya koyarak kafa patlattılar ve ilgili problem cümlesine ilişkin bi’dizi tavsiye kararları aldılar. Sonuç mu? Mafiş icraat. E şimdi de sıra eğitime ilişkin şûrada.
40 yılı aşkındır Ertürk Hoca’nın eğitim tanımı yazıldı, çizildi ve bizlere anlatıldı. Eğitim neymiş; “Bireyde istendik yönde, kasıtlı olarak davranış değişikliği meydana getirme süreci(ymiş)”. Küresel iletişim ve etkileşim formatındaki günümüz bebeleri “istendik ve kasıtlı” gibi kavramlarla istenilen yöne sevketmeniz mümkün değil. Yeni yetme eğitim bilimciler eğitimi artık ‘kültürleme’ ile eş anlamlı kullanmakta. Kültür bir başka deyişle; yaşam biçimi, değer yargıları ve inanç sistemi içerisindeki bireyde davranışın değişim ve dönüşüme uğradığını görüyoruz artık. Postanenin işlevi artık kitaptan değil, direkt postaneye gidilip öğreniliyor. Aslanı da kitaptan değil, hayvanat bahçesinde gösteriyorlar! Buna benzer birçok faaliyet “katılımcı gözlemcilik” adı verilen arazi şartlarında öğretiliyor.
‘Karşılaştırmalı Eğitim’ çalışanlar bilir. Örneğin Finlandiya’da her ne üzerine tahsil yapacaksanız yapın önce felsefe dersinde başarılı olmanız gerekiyor. Doğru düşünme veya bilgi üretme sanatına hakim olmayan mühendis, mimar veya öğretmen olamıyor. E beden eğitiminde durum ne? Eğitim ve öğretim sürecimizdeki bu aksaklıkları beden eğitimi formasyonunda da yaşıyoruz. Spor başka, beden eğitimi ise başka bir ortamda süregeliyor. Performans dahilinde “her ne pahasına olursa olsun kazanmalıyım” felsefesi spora ait artık, beden eğitimine değil. Beden eğitimi öğretmenleri ve beden eğitimi dersini yürüten öğretmenler yoktan var etmeye çalışıyorlar yıllardır. Ülkemizde 30 yılı aşkındır bir Beden Eğitimi Programı yoktu malumunuz ama artık AB standartları ile bire bir uyumlu bir Beden Eğitimi, Sağlık ve Spor Programımız var. Dört yılı aşkın bir sürede hem teorisyenleri hem de uygulayıcıları tarafından hazırlanan, beş bölgede toplam 10’u ulusal, 2’si ise uluslararası düzeyde gerek atölye çalışmaları, gerekse ortak akılla şekillendirilen yeni Beden Eğitimi, Sağlık ve Spor Dersi’ne ilişkin programın uygulamalarına çoktan başladık bile. İşte beden eğitimi programındaki bu devrim, bütçeden ayrılan ‘yüzde 0.75’le yürümeyecektir maalesef. Bu alana daha çok fonlama şart. Eğitim politikası mı? O da ne? Ha’bire grev, ha’bire plansızlık ve de toplamda eğitimde de sistemsizlik sistem olmuş. E milli(!) eğitimde toplam kalite yönetimi mi? biz daha ‘milli’ kelimesindeki farklı algıdayız! Hayırlara vesile..

Önceki Haber
Sonraki Haber

























