Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MESELE, DEVLETİ ELLERİNDEN KURTARMA MESELESİDİR…

Aşağıdakiler, zar zor, muhalefet desteği ile toplanan Meclis’te dün yapılan konuşmalardan bazılarının başlıkları. Biliyoruz demeyin, lütfen bir kez daha okuyun…

“Koltuk Uğruna Ülkeye Verdiğiniz Zarar”; “Zarfı Boş, Kendi Boş Azınlık Hükümetinin Alamet-i Farıkası”; “Ekonomik Krize Karşı Bir Şey Yapma Niyetiniz veya Gaileniz Var mı?” ; “Kıbrıslı Türklerin İzolasyonuna İzolasyon Katan Cumhurbaşkanlığı ve Azınlık Hükümeti”; “Guguk Kuşu Azınlık Hükümetinin Hukuk Dışı Çok Oluşları”; “Covid-19 ile Mücadelede Hükümetin Yetersiz Aşılama Politikası”; “Ülke Şantiye Alanına mı Çevrildi Enkaza mı?”; “Rezaletin Son Perdesi”; “Hükümetin Yurttaşlık Politikası”; “Kuzuların Sessizliği”…

Topuna birden baktığınızda, ne kadar absürd, ne kadar dünyadan uzak, ne kadar acaip bir ülkede yaşadığınızı görürsünüz. Anlaşılan muhalefet de artık ti’ye almaya başlamış, başlıklar böyle…

Hukuk dışılıklarıyla meşhur bir azınlık hükümeti, bir de üstüne enkaz yaratmış, icraatlar rezalete dönmüş. Olayın özeti budur. Bir an önce kurtulmak gereken bir durum. Artık söylenecek söz de kalmadı.

Biz tekrara düşüyoruz diye sıkılıyoruz, onlar aynı şeyleri, hem de okkalı bir şekilde tekrar etmekten usanmıyorlar, utanmıyorlar. Birkaç ay önce rezalet dediklerimiz, bugün olanların yanında makul bile kalıyor…

Bütün dünya pandemiye rağmen vergi adaleti, çevre sorunları, yenilenebilir enerji, eğitimde reform, sağlıkta reform, emekçi haklarında düzenleme, gelecekle ilgili projeler konuşurken, Kıbrıs Türkü var olanı da kaybetmiş, tarihte bir kez daha var oluş savaşı veriyor…

Ne demek ödül için, bağış için hem de Türkiye’ye boş çek vermek? Ayıp bir kere ayıp. Ne ayıp kaldı, ne utanma, ne sorumluluk ne devlet adamlığı…

Nisabını sağlayamadığı Meclis’e lütfedip gelmiyor bile Başbakan. Partisinin kuruluş yıldönümü gezileri varmış. O ziyaretler derdimize çare ya. Yapması lazım. Resmen “sallamıyorum sizi” diyor…

O böyle yaptığı için de kimse devletin kuralını yasasını takmaz oluyor. Ortada otorite kalmamış ki.

Devletin neredeyse her türlü evrakı sahteleniyor. Önce sağlıkla ilgili olanlar başladı, şimdi Dışişleri’nin evraklarını bile sahtelemiş birileri. Cesarete bakar mısınız? Bir magazin ünlüsü, ben “KKTC’ye ‘görevli’ olarak aşısız, karantinasız gittim” diyebiliyor.

Suç? Akıl almaz şekilde çeşitleniyor. Yasa ihlallerini, kural ihlallerini geçtim, dolandırıcılığın her türlüsü. Adam balıklarla birlikte cam silicisini ve çekici de tartmış, parasını almış. Ya düğüne sızıp, paraları çalmaya kalkana cesaret veren ne? “Köpeksiz köy burası, yaparsın” demişlerdir.

Savcılığın onay verdiği ihaleyi şaibeli ilan ediyor Ekonomi Bakanı. Yani Maliye Bakanı’nı… İstediğini yapamadı diye. Bunun böyle olduğunu da herkes biliyor, söylediğinin hiçbir itibarı yok, ama ona buna küfür ederek saldırmaya devam ediyor. Nerede görülmüş Meclis kürsüsünde iki bakanın birbirini peşkeşle suçladığı? Dün bunu da gördük…

Kurultay gezilerinde dolaşan Başbakan’ın buna ‘dur’ diyemediği bir yerde az bile.

Eskiden de ambargo vardı, eskiden de partizanlık vardı, eskiden de paramız yoktu; ama hiçbir zaman bu kadar başsız kaldığımızı hatırlamıyorum. Hükümetin varlığı bir dert zaten de varlığını da gören yok.  Anladık, şark politikası hakim bizim memlekette, siyasal partiden çok çıkar ortaklığı önemli de hiç bu kadar ayağa düşmemişti.

Paylaşamadıkları da senin, benim ortak malımız. Devletin kaynakları. Toprağı, parası, sahili, şusu busu. Devletin en akla gelmeyen kaynakları bile partizanlığın emrinde.

Mesele artık hangi politika izlenecek meselesi değil, devleti bunların ellerinden kurtarma meselesidir. Bunun da bir an önce yapılması gerekiyor…

 YERİN KULAĞI VAR

‘DUR’ DİYEN OLMAYINCA:

Tarım Bakanlığı’na bağlı bir daireye ait alanı, Ekonomi Bakanı özele vermeye kalkmış. Tarım Bakanı, diğer kabine üyesine “yaptığın peşkeş” diyor ve “Buna izin vermeyeceğim. Şimdi bölgeye gidip, peşkeş amaçlı çakılan ölçü kazıklarını söküp atacağım” diyor. Bunu yapmaya kalkan daha neler yapmaz? Diyorum ya hep, bu cüreti nereden buluyor? Çünkü kendine, “dur bakalım” diyen yok. Öyle olunca, o da nerede duracağını bilmiyor…

 

DEVLETİN İTİBARINI DA İKİ PARALIK ETTİLER:

Devlet fotoğraf yarışmasında kazananlara ödül yerine boş zarf vermelerinden sonra beterin beteri çıktı. Türkiye’de yaşanan sel ve yangın felaketzedeleri için “17 milyon yardım yaptık” derken, verdikleri çekin 7 milyon eksik olduğu ortaya çıktı. Şimdi toparlamaya çalışıyorlarmış. Show için olmayan parayı varmış gibi göstermişler. İnsan utanır biraz, devletin itibarını da iki paralık ettiler…

 

KOMİK BİLE DEĞİL:

Meclis kapanmadan önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından istifa eden, ardından Saner’in yalvar yakarları sonunda görevi tekrar kabul eden Çağman’ın dün Mecliste teskeresi okundu. “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından istifa eden Koral Çağman’ın yerine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına Koral Çağman’ın atanması…..”diye. Bunları yaparken hiç mi yüzünüz kızarmıyor? Devleti ayaklar altına almaktan hiç mi utanmıyor ve sıkılmıyorsunuz…

 

ÇIKSIN BİRİ SÖYLESİN ONA:

Yamalı bohça hükümetinin başı Ersan Saner birkaç kezdir, “Bana atanmış diyorlar, o zaman atayanı da söylesinler ben de bileyim” diyor. Be kardeşim senden başka herkes bu sorunun cevabını biliyor ama sen ısrarla sormaya devam ediyorsun. UBP’lilerden ricam, birisi çıksın ve o koltuğa nasıl ve kimin isteğiyle oturtulduğunu ona söylesin, çünkü söylemezseniz sormaya devam edecek…

 

AKARYAKIT ZAMMININ SEBEBİ:

Biz de aynen böyle tahmin etmiştik. Tolga Atakan Meclis’te bir güzel anlattı. Hani Rumlar bu taraftan deli gibi akaryakıt alıyor ya, son yapılan zammın bununla ilişkili olduğunu düşünmüştük. Fiyat İstikrar Fonu’nda kuruş kalmayınca, toparlamanın yolunu bulmuşlar, akaryakıta zam yapıp, fona daha çok para aktarmak. Bu arada kendi halkı bu zammın kazığını iğneden ipliğe katmerli bir şekilde yiyecek, bunun önemi yok. “Müreffeh gelecek”ten kastı bu…

 

KUTLANACAK BİR ŞEY Mİ VAR:

Bilmem kaçıncı kuruluş yıldönümünü kutlamaya hazırlanan UBP, aslında kutlama yapmak yerine “nasıl bu hale geldik”in muhasebesini yapmalı. Her zaman için partizanlığın birinci adresiydi ama hiç bu kadar kendini aşmamıştı. Kiminle başladı, nereye geldi, kurtuluşu var mıdır, keşke oturup bunlara kafa yorsalar. Çünkü kutlanacak bir görüntüleri yok. Ha çoğunlukları bu durumdan memnunsa, o zaman toplum olarak çare aramalıyız. Bu çok daha tehlikeli…