Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MEMLEKET YANARKEN SAÇLARINI TARARLAR…

Meclis dün toplanmak için iki deneme yaptı. Nafile turlardan sonra, nisabın sağlanamayacağı ortaya çıktı, toplantı bugüne ertelendi…

Kırılgan bir yapıyla kurulan yamalı bohça hükümetinin, en küçük bir engelde Meclis’i toplayamayacağını zaten biliyorduk. Nitekim başladıkları günden beri aynı minvalde gidiyorlar.

Hükümet yürütmenin başıdır. Yürütmeyi yapabilmesi için yasalara ihtiyacı vardır. Öyle veya böyle, iyi veya kötü, ama politikasına uygun yasalar çıkarır.

KKTC’nin 36. hükümeti ana görevini yerine getirmekten aciz. Bırakın yasa geçirmeyi, nisabı bile sağlayacak durumu yok.

Aslında hükümetin bir bütünlüğü de yok…

Dünkü olay, Serdar Denktaş’ın bir ay izin almasının ve de bağımsız bir milletvekilinin mazeret göstererek katılmamasının sonucu. Kendilerinin gösterdiği sağlık gerekçesine saygı duyuyoruz. Ancak etrafta bunun dışında başka sebepler de olduğu iddiaları dolaşıyor.

Ve bu iddialar ne yazık ki, yine atamalarla ilgili… Şeker Sigorta yönetimi ya da DPÖ müsteşarlığı gibi…

Fatih’in İstanbul’u fethi sırasında Bizans kilisesinin ileri gelenlerinin Ayasofya’da günlerce süren toplantılarında gündemin, meleklerin cinsiyeti olduğu söylenir. Gerçek midir, şehir efsanesi midir bilinmez ama öyle bir benzetmedir ki, çoğu absürd durumlara cuk oturur.

Sonra bir başka bilinen söz vardır, hani “memleket yanarken birileri saçını tarar” diye, bu da aynı hesap.

Ülkenin gerçeklerinin, eşiğinde bulunduğu tehlikelerin, boğuştuğu felaket ortamının farkında olmamak anlamında…

KKTC’nin durumunu şu anda ancak bu şekilde tarif edebiliyoruz.

Halkını hastalık sarmış, ekonomisi eksiye düşmüş, maliyesi iflas etmiş bir ülkede, şu anda kim hangi makama getirilecek kavgası veriliyor. Dünkü günde, bunca sıkıntıya bir de dövizin yeniden yükselişi eklendi, millet bunların derdinde, çare bulması gerekenler makam dağıtma derdinde. Hem de devlete ek külfetler getirme pahasına… Hem de kıyasıya, kıran kırana… İki ayda 50’nin üstünde atama. Yetmemiş, bütün kadroları değiştirmeye soyunmuşlar. Kulağımıza geldiği kadarıyla, tehditler havada uçuşuyormuş.

Bu nasıl bir aymazlık olabilir? Nasıl bir hırs? Nasıl bir kendi kendini bitirme? Bütün ülkeyi de peşinden sürükleyerek…

Neden yani? İlla da ‘falanca falan yere gelecek’ ısrarı nedir? O falanca gelince mucize mi yaratacak? Hiç de değil. Son atamalara bakın, göreceksiniz, konunun uzmanı olmayanlara iş uyduruluyor, makam mevki yaratılıyor.

Memleket yandıktan sonra, sen istediğin adamı istediğin yere getirsen, o adam sayesinde oyunu arttırsan ve yeniden iktidara gelsen ne yazar, gelmesen ne yazar. Ortada yönetilecek bir sistem kalmadıktan sonra…

Halk sokaklarda, her gün başka bir eylem, her gün artan sayıda vaka, her gün “battık, iflas ettik” çığlıkları… Bunlar kamudan çıkan sesler. Eğer baştaki yönetim kamunun çıkarını gözetiyor olsaydı, halktan gelen seslere kulak verir, zararı en az hasarla atlatabilmenin yolunu arardı. Vatanseverliğin gereği de buydu.

Bu kadar basiretsizliği, bu kadar sorumsuzluğu, bu kadar ciddiyetsizliği bugüne kadar görmedik. Partisel çıkarlar hep oldu, ama bugüne kadar partizanlıkla suçlananlar dahil hiçbir siyasi, bu kadarına cüret etmedi. Çünkü onlar, halkın damarına belli bir ölçüden fazla basarlarsa, yaptıklarının ters tepeceğini hesaplayacak kadar önlerini görürlerdi. Ve de en önemlisi bu kadar aleniyete düşmekten utanırlardı.

Tam da o noktadayız. Hep birlikte delilik seviyesine geldik. O kırılma var ya o kırılma, hah, işte o gerçekleşti artık. Sabırlar taştı, tahammül sınırını aştı.

Bunlardan beklediğim bir şey yok da, ülkenin “zinde” güçleri artık bir şeyler yapmak zorunda. Ne “pandemi”, ne “sorumlu siyaset” gerekçesi, gereken tepkiyi vermeyi engellememeli. Yoksa yandığımız gündür.

“Dibe vurduk, dibe vurduk” deyip duruyoruz ya, son kalan ince bir ip parçası var. Kurtuluş için tek bir çare… O da topyekün, etkili muhalefet… Ha, o ip de koptuktan sonra nerede dururuz, onu kimse hayal bile edemez. Hatta ondan sonra politika yapılacak ortam da bulunmayacak.

 

 

YERİN KULAĞI VAR:

UBP-HP-DP OLUR MU?:

Yamalı bohça hükümetinin geleceği sallantıda. UBP-DP-YDP hükümetinin devam etmesi biraz zor görünüyor. Özellikle YDP içinde yaşanan makam kavgaları sadece ortaklarda değil, Ankara’da da rahatsızlık yaratığı, hatta yeni bir hükümet formülü üzerinde çalışmalara başlandığı iddiaları var. Formül, UBP, HP ve DP hükümeti. Üçlünün Meclis’teki sayısı 28 oluyor. Maşallah sadece 3 ayda geldikleri noktaya bakın.

 

SEÇİM MEÇİM YOK:

Siz bakmayın Saner’in Ekim’de seçim dediğine, UBP’nin bu yıl içinde bir seçim programı yok. BRT’ye konuk olan UBP milletvekili Özdemir Berova, “bu dönemde vatandaşın derdi seçim değil, hatta bazı muhalefet milletvekillerinin seslendirmeseler bile, bu yıl yapılacak bir seçime sıcak bakmadıklarını biliyorum” dedi. Zaten bu ortamda kurultayını bile yapamamış UBP’nin erken bir seçime gitmesi kendileri için intihar olur. Meclise gelse bile seçim kararının çıkması oldukça zor. Bu kötü yönetimi daha bir süre çekeceğimiz anlaşılıyor. Ne kadar dayanacağız, orası şüpheli.

 

BİR YERE KADAR:

UBP, DP, YDP ve bağımsızlarla birlikte 27 sayısına ulaşan ancak her Meclis gününde nisap sorunu yaşayan hükümet, muhalefete sitem ediyor. Neymiş efendim, muhalefet nisabın sağlanması için destek belirteceklerini söylemişler. Bütçe geçecek muhalefet yardımcı olsun, nisabı sağlayamadık, muhalefet yardımcı olsun. İyi de hükümeti kurarken muhalefete mi güvendiniz de kurdunuz. Beceremiyorsanız çekin gidin…

 

BİZ DE YEDİK:

Tam bir laf cambazı bu Anastasiadis. Türkiye mülteci politikasıyla Güney Kıbrıs’ın demografik yapısını bozmaya çalışırmış da dikenli telleri onun için çekmiş. Yıllar yılı adanın fiili bölünmesi gerçekleşir diye kontrol noktalarını bile gevşek tutan Rum yönetimi, bu dönemde kesin bölünmeyi kendi eliyle başlatıyor. Biz de ne yaptığını anlamayacak kadar ahmağız. En güzelini AKEL Genel Sekreteri söylemiş, “Eğer derdi demografik yapı olsaydı, Suudi arkadaşlarının haremine pasaport vermezdi”…

 

ÜZÜLME BAŞKAN, SEN KÖYÜNE AĞAÇ DİK:

Yeşilırmak Belediye Başkanı Emrah Yeşilırmak, Erenköy’e ağaç dikme faaliyetine köy olarak davet edilmedikleri için üzgünmüş. Boşver Başkan, sen ağaçlandırmayı kendi köyünde yap, çok daha anlamlı olur. Dün etrafta en çok eleştirilen konuydu bu zaten. İnsanlar, “En azından illa da yapılacaksaydı, Erenköy’e çıkan öğrencilerin sayısı kadar denilseydi” diyorlar. Öyle ya, Erenköy denince akla 1571 gelmez, 1964 gelir…

 

AŞI HASTALIĞI ÖNLEMİYOR:

Hastanede pozitif çıkan hemşireler, aşılı; yoğun bakımda yatanlardan açıklananlar yaşları itibarıyla aşı olmuş olması gerekiyor. Ancak aşının, hastalığa yakalanmayı engellemediği de çok açık. “Ben aşı oldum” deyip açılıp saçılmanın ya da “aşılı turizmi” diye kuralları ortadan kaldırmanın alemi yok. Bakın, en çok korunması gereken hemşirelerde vaka sayısı bu satırları yazdığım sırada 7’ye ulaştı. En basit tedbirlere sıkı sıkıya uymaktan vazgeçilemez. Ne oluyorsa, kendi tedbirsizliğimizden. Aman dikkat…