Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Memleket Güzel Aslında, Denizi Ayrı Deniz, Havası Ayrı Hava…

nazar erişkin

Psikolojide 21 gün kuralı denen bir kural var. Buna göre bir davranışın alışkanlık haline dönüşebilmesi için bu 21 gün önemli. Keza kimi alışkanlıklardan kurtulmak için başvurulan merkezlerde de yine 21 gün kuralı işliyor. Yani bir şeye alışıp benimsemek için ideal bir süre olarak kabul ediliyor 3 hafta.

Belki de bu yüzen bizim parlamenterler, özellikle de hükümet edenler düşünüp taşındılar ve 21 gün boyunca üzerimizde bir şey denemeye karar verdiler. Hatta dediler ki 21 gün yetmez, 5 gün de biz kafadan verelim (zamanın ruhuna uyup ben de iyi niyet gösterdim ve hafta sonlarını bu hesaba eklemedim) de bazı alışkanlıkların kanıksanması artık mutlak şekilde olsun.

Eğer konu bu değilse, 7 Ekim – 18 Kasım tarihleri arasında olanlara mantıklı bir anlam vermem mümkün değil. Haftalardır yazıp çiziyoruz. Artık içimiz kıyıldığı için, daha fazla üzerinde durasım yok ne yalan söyleyeyim. Lakin şunu demeden de geçemeyeceğim, bir krizin daha sonuna gelirken bizi yönetenlerden ricam; yeni bir krize kadar en azından kendimize gelebilmemiz için 21 gün verin.

Üretenler Ses Veriyor

Neyse ki 20. tura varmadan Meclis Başkanı’nı seçip krizleri aştık da artık bir durulup sorunlara odaklanabiliriz. Harıl harıl çalışılıp önce enflasyona bir dur denecek; temel tüketim ürünlerindeki fahiş fiyatlandırmalara hafta sonuna kadar çözüm üretilecek eminim! Zira tüm bunlar için “çalışamayan” Meclis gösterilmişti neden olarak! Neyse…Şimdi sorun aşıldığına göre, esas gündeme gelelim. Dün iki oda, ortak bir basın toplantısı düzenleyerek bir süredir dillendirdikleri sorunları bir ağızdan bu kez haykırmak için Çarşamba günü sokağa ineceklerin bilgisini verdi Bu ülkenin üreten kesimi,  “yok olmak istemiyoruz” diyor ve ses veriyor. Raftan istediğim ürünü alma özgürlüğü elbette güzel ancak yerli üretici yaşamazsa; biz üretemez pozisyona gelirsek hepimizin tükeneceğini biliyorum. Üretimden tamamen koparsak, özgüven namına kalan bir kaç refleksimizin de yok olacağına eminim ve bu durumu cidden önemsiyorum. O nedenle Kıbrıs Türk Sanayi Odası ile Kıbrıs Türk Esnaf ve Zaatkarlar Odası’nın Çarşamba günü yapacakları ortak eylemi destekliyorum…

Fidan’ın Adımları

İçerideki bu sığ kriz olmasa, kuvvetle muhtemel New York’daki görüşmenin yankılarını konuşacaktık uzun süre. Kapalı kapılar ardında diplomasi yürütenlere gün doğuran cinsten bir krizle boğuşurken biz, Türk dış politikasında yakından takip etmemiz gereken gelişmeler yaşanıyor. Zaten ben sürekli dile getirdiğim ve getirmekten de geri durmayacağım üzere ekonomi ve dış politikaya bakıyorum neyin ne olduğunu anlamak için. Aksi halde sabahtan akşama “bizi Sarayönü’ne haspsettiniz” diyelim, hapsedildiğimiz bu gündemden beslendiğimiz/zehirlendiğimiz sürece, zerre kaldıramayacağız başımızı bu eksendeki tartışmalardan. Hâl böyle olunca son derece yoğun günler geçiren Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın adımlarını da yakından takip ediyorum. Bununla kalmıyor size de öneriyorum. Biraz bölgeyi okumak, biraz analitik düşünme becerisi ve yakın dönem mülakatları takip etme rutini ile 2025’in ilk çeyreğinin bölge ve bizim açımızdan hayli hareketli gelişmelere gebe olduğunu söyleyerek şimdilik bu konuyu burada bırakayım.

140 Lira’ya Patates Mi Olur?

Vallahi çıldırıp saçımı başımı yolacağım. Yahu patates ülkesi burası. Bu nasıl iş? Bana bir gün birisi “Kıbrıs’ta marketlerde patates olmayacak” dese, yüzüne boş boş bakar yürür giderdim herhalde. Fakat bu da oldu… Sorsan ne üretici memnun ne de satıcı. E son tüketici olarak biz de memnun değilsek kimin yüzü gülüyor bu işten bir düşünün bakalım. . . Gıda enflasyonu giderek daha ağır bir hale gelirken, Hâl Yasası neden işletilmez mesela aklım almıyor. Ama işte Meclis’te kriz olunca sığınılan “yurttaş bizden hayatını kolaylaştıracak yasa bekler” söylemindeki samimiyetin testi de böyle durumlarla belli oluyor.

Yağmurlu bir Pazar Günü Karmi’de Kilisede Bach

Trafiği ile çıldırtan, sapır sapır dökülen olmamış her bir yeri tüm varlığımızı duvara çivileyen bu memleket; aynı zamanda o kadar şahane ki, insanın hırsından ağlayası geliyor. Bir önceki Pazar sevgili çellist dostumuz Püren’in (Eda Gözer) son dinletisini olsun kaçırmamak için sabahın erken saatinde Karmi yolunu tuttuk. Sanırım küçük bir Hobbit köyünü anımsatan Karmi ve benzeri yerler haricinde, şu kasvetli bulutlu Kış havasını sevebilmem mümkün değil. Minicik bir bekleme süresinde beliriveren dinleyiciler, kulağımızda Bach, önümüz deniz arkamız dağ bir Pazar’da bunca cefayı da aynı coğrafyada çektiğimize inanmak ne zor geliyor. İyi ki nefes alacağımız böylesi anların peşinden gidebilecek enerjiyi bulabiliyoruz hâlâ.

Çarşamba Akşamı İşiniz Var Mı?

Enerjiden bahsetmişken; uykuyla aram ezelden beri pek iyi sayılmaz. Buna uzun yıllardır haberci olmanın, asla sessize alınamayan telefonların, sabah programı nedeniyle 4.15’lerde kalkmanın etkisini de ekleyince iş harici alanlar için enerji yaratmak cidden zor olabiliyor. Ne yalan söyleyeyim buna rağmen sporu da, sevdiklerime zaman ayırmayı da, sosyalleşmeyi de aksatmamaya çalışıyorum. Bunu neden yazdım biliyor musunuz? Çok bunaldığımızda rutinlerimizin dışına çıkmanın bana iyi geldiği gibi size de iyi geleceğini düşündüğümden… Mesela bu Çarşamba (yani yarın) bir maniniz yoksa, sizi sıra dışı ve keyifli bir söyleşiye davet etmek isterim. Dokuzuncu Sanatın Ustaları Lefkoşa’da sergisi kapsamında, Lefkoşa Türk Belediyesi himayesinde,  ARKHE bünyesinde gerçekleştirilecek “Çizgi Romanın Politik- Ekonomisi” başlıklı söyleşiden bahsediyorum. Çizgi romanın ortaya çıkışı, sosyolojik, ekonomik, politik ve kültürel ilişkileri, dini – mitolojik referansları ve günümüzdeki kültürel dönüşüme etkilerinin ele alınacağı etkinlikte, Geek Fest Kyrenia Kurucu Ortağı & Etkinlik Koordiantörü – Koleksiyoner Hasan Arkan ve Arkhe Direktörü – Koleksiyoner Halil Duranay konuşmacı olacaklar. 20 Kasım Çarşamba 19.00’da başlayacak ve ücretsiz olacak etkinliğin kapısı, tartışmaya katılmak ve fikirlerini paylaşmak isteyen herkese açık.