Filistin’de yapılan katliama dünya seyirci kalırken, tarih yine insanlık adına utanç senaryolarını yazmakla meşgul. Bebeklerin, çocukların cesetleri televizyonlarda, sosyal medyada, gazetelerde boy-boy karşımıza çıkmakta. Korkunç acılar, tarifi imkansız olaylar yaşanmakta dünyanın bir başka yerinde, başka bir ülkesinde. İsrail’in yaptıklarından hepimiz nefret ediyoruz, iğreniyor, isyan ediyoruz. Yalnız bu arada tehlikeli tepkiler de iyice yükselmeye başladı etraftan. Sosyal medyada sık sık dolanan bir söz insanın kanını donduruyor:
“Bir gün gelecek öldürmediğim her Yahudi için bana küfredeceksiniz!!.”
Bu söz, bilindiği gibi dünyanın en büyük katili olan Adolf Hitler’e ait. Filistin’de yaşanan bu vahşetin dayandırıldığı noktaya bakar mısınız? İnsanlık tarihinin görebileceği ve kelimelerin kaldıramayacağı kötülülükleri yapan bir caninin insanlık adı altında anılması düşündürücü. Hiç kimse kusura bakmasın İsrail’e yaptıklarından dolayı nefret duymak farklı, Hitler’e hayranlık duymak farklı…
BBC Türkçe’nin haberine göre, Twitter’da son 12 ayda “Hitler” ismi 10 milyondan fazla kullanılmış. Ancak Almanya’nın Dünya Kupası şampiyonu olması ve İsrail Filistin çatışması nedeniyle “Hitler” ismi her zamankinden fazla paylaşılır oldu.
Twitter ve Facebook’ta #HitlerWasRight (Hitler haklıydı), #HitlerDidNothingWrong (Hitler yanlış bir şey yapmadı) ve #IfHitlerWasAlive (Eğer Hitler yaşasaydı) etiketlerinin paylaşılma sayısı geçen hafta 15 bini geçti. Etiketler, açıkça ifade ettikleri gibi, anti-semitist bir yaklaşım içeriyor. Ancak etiketin kullanıldığı paylaşımların çoğunda, bu ifadeleri kullanan kişiler eleştiriliyor ve kınanıyor.
Din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan suçsuz insanların öldürülmesine karşı olmak, isyan etmek, bu dünyanın karşısında olmak başka, düşmanımın düşmanı dostumdur felsefesi ile histeri krizleri geçirmek çok daha başka.
Bugünlerde sözü Gazze’deki kardeşlerimize yapılanlarla anılan cani katilin neler yaptığını anımsamak belki gençler için de iyi olabilir. Bu vahşetin sorumluları değil, masum insanlar öldürdü bunun ayrımına varamayacak kadar mı gözünüzü nefret bürüdü. Hitler’in sadece 200.000 engelli Almanı gözünü kırpmadan öldürdüğünü anımsamak mı gerekmekte? Bu düşünceler değil mi gençleri intikam, şiddet duyguları ile kuşatan?
Adolf Hitler yalnızca Yahudileri katletmekle kalmamış, fiziksel ya da zihinsel olarak engelli olanları, toplum için “yararsız”, genetik Ari saflığına yönelik bir tehdit, sonuç olarak da yaşamaya layık olmayanlar olarak gördüğü için öldürmekten çekinmemiştir. II. Dünya Savaşı’nın başında zihinsel ve fiziksel engelli kişiler ile akıl hastaları, Nazilerin “T-4” ya da “ötenazi” olarak adlandırdıkları program kapsamında öldürülmek üzere hedef olarak belirlendi. “Ötenazi” programı, öldürülecek engellilerin ya da akıl hastalarının belirlenmesi için hastaların kurumlardaki tıbbî dosyalarını inceleyecek olan pek çok Alman doktorun işbirliğini gerektiriyordu. Doktorlar ayrıca öldürme eylemlerinin gözetimini de üstlendi. Ölüme mahkûm edilen hastalar Almanya ve Avusturya’daki altı kuruma gönderilerek burada özel olarak inşa edilmiş gaz odalarında öldürüldü. Engelli bebekler ve küçük çocuklar da iğne ile ölümcül dozda ilaç verilerek ya da aç bırakılarak öldürüldü. Kurbanların cesetleri krematoryum adı verilen büyük fırınlarda yakılıyordu.
1941’deki halk protestolarına karşın Nazi liderliği, bu programı savaş boyunca gizlice devam ettirdi. 1940 ve 1945 yılları arasında 200.000 civarında engelli insan öldürüldü. T-4 programı, Nazilerin 1941 ve 1942’de açacağı, gaz odalarının olduğu kamplarda Yahudilerin, Romanların (Çingenelerin) ve diğerlerinin kitle hâlinde öldürülmesine bir model oluşturdu. Program ayrıca Nazilerin ırkçı ideolojisi, Çingeneleri de “yok edilmesi gereken aşağı ırklar” kategorisine dahil ediyordu. Sanat yetenekleriyle ve özgün yaşam tarzlarıyla dünyanın pek çok ülkesinde kültürel bir renk olarak kabul edilen ve hoş görülen Çingeneler, Nazi Almanyası’nda insanlık dışı bir nefretin hedefi oldular.
Alman Sağlık Bakanlığı’nın Irk Araştırmaları Bölümü’nden Eva Justin tarafından 1936 yılında hazırlanan bir doktora tezi, Çingeneleri “Alman ırkının saflığı için çok büyük bir tehlike” olarak tanımlıyordu. 14 Aralık 1937’de yayınlanan bir karar ise Çingeneleri “iflah olmaz suçlular” olarak tanımladı ve Alman toplumundan izole edilmelerini karara bağladı. 1938’in başından itibaren de, Çingeneler Nazi görevlileri tarafından yakalanıp toplama kamplarına gönderilmeye başladılar. Buchenwald kampında Çingeneler için özel bir bölüm oluşturuldu. Mauthausen, Gusen, Dautmergen, Natzweiler ve Flossenburg kamplarına gönderilen Çingenelerin de çoğu buralarda katledilecekti.
Bir yandan da Çingenelere yönelik zoraki bir kısırlaştırma programı uygulamaya kondu. Düsseldorf-Lierenfeld’teki bir hastanede yapılan ameliyatlarda, Çingene olmayan erkeklerle evlenen Çingene kadınlar zorla kısırlaştırıldı. Kısırlaştırma, hastanın üreme organlarının cerrahi müdahale ile kesilip alınması anlamına geliyordu ve korkunç acılar veren bir işlemdi. Bazı hastalar kısırlaştırma sırasında hayatlarını yitirdiler. Özellikle de hamile kadınlar üzerinde yapılan kısırlaştırma ameliyatlarının çoğunda hastalar öldü. 1938 yılında Nazi Almanyası’nın ikinci adamı olan SS Şefi Himmler “Çingene sorunu”na el koydu ve daha önceden Münich’te bulunan Çingene İşleri Merkezi’ni Berlin’e taşıttı. Bundan sonra Çingenelerin yok edilmesi de, aynı Yahudilerin yok edilmesi gibi, Nazi Almanyası’nın hedeflerinden biri haline gelecekti. Çingenelerin “toplu imhası” 1941 Sonbaharı’nda başladı. Bu dönemde Çingeneleri bulmak, öldürmek ya da toplama kamplarına göndermek için özel Einsatzgruppe timleri kuruldu. Almanya’dan on binlerce Çingene (kadın, yaşlı, çocuk ve bebek dahil) Polonya’ya ve oradan Belzec, Treblinka, Sobibor ve Majdanek toplama kamplarına gönderildiler. Hollanda, Fransa ve Belçika’dan yola çıkarılan 30 bine yakın Çingene de Auschwitz’e gönderildi. Bu insanların çok büyük bir bölümü Naziler tarafından öldürüldü. Auschwitz Müzesi Tarih Bölümü Müdürü Dr. Franciszek Piper’e göre, Auschwitz’in bir parçası olan Birkenau’ya “23 bin Çingene transfer edilmiş ve bunların 21 bini öldürülmüştü; Çingenelerin öldürülme oranı Yahudilerinki kadar yüksekti”. Auschwitz kumandanı Rudolf Hess’in anılarında yazdığı gibi, öldürülen bu Çingenelerin arasında “çok sayıda çocuk, yaşı neredeyse yüze varan ihtiyarlar ve hamile kadınlar.”
“Ötenazi” öldürme eylemleri konusunda kamuoyunun tırmanan tenkitleri, Adolf Hitler’in programı bitirme emrini vermesine neden oldu. Çeşitli “ötenazi” ölüm merkezlerindeki gaz odaları kaldırıldı. Bu tarihe kadar, fiziksel ya da zihinsel engelli yaklaşık 70.000 Alman ve Avusturyalı hasta öldürülmüştü. “Ötenazi” programı resmî olarak sonlandırılmış olsa da, fiziksel ya da zihinsel engellilerin “özel durumlarda” gizlice öldürülmesine devam edildi.
Birkaç gün isyan edip, nefretle tepki veriyoruz ya, aslında bir şey yaptığımız yok!!! Hiçbir şey yapmadığımız için Filistin halkı hala çok yalnız. Kim daha fazla Facebook’da bağırırsa da duyarlı demek değildir. Kim daha çok fotoğraf paylaşırsa da fazla üzüldü anlamına gelmez. Bu yazı da kimsenin işine yaramaz. Sadece ne olur biliyor musunuz? Hitler’i kahraman olarak ilan etmek ve gençlerin, çocukların burun ucuna getirerek hatırlatmak, Gazze’deki insanların vahşeti karşısında Hitler’e sempati beslemek dünyadaki yeni savaşlara davetiye çıkarır. Bu gençlerin beyinlerine giren bu tehlikeli düşünce yarının yeni soykırımlarını hazırlar. O yüzden bitmiyor bir türlü savaşlar. Gerçek anlamda insan olmadığımızı beceremediğimiz için. Olan yine insanlara oluyor, masum insanlara. Masum insanların üzerinden tarihin karanlık sayfaları arasındaki canileri hortlatmayalım lütfen.
https://www.ushmm.org sitesinden faydalanılmıştır.
































