Okan DAĞLI
Bir ülke ya da bir kent, tarihi geçmişi ve kültürel değerleriyle ayakta kalır. Böyle bir geçmişe ve değerlere sahip olan kentler ise sadece o ülkenin ve kentin değil tüm dünyanın göz bebeğidir. Ülkenin ve kentlerin esas zenginlikleri bunlardır. Daha sonra teknolojinin tüm imkanları kullanılarak, para zoruyla ne kadar değer yaratmaya çalışırsanız çalışın, geçmişin bu birikimi karşısında cüce kalırlar.
Mağusa da böyle bir kenttir. 2300 yıl önce kurulan bu kent onlarca farklı toplumu, kavimi, ulusu veya medeniyeti gördü bu topraklarda. Buradan gelip geçenler kendi kültürlerine ait bir şeyler bıraktılar kentimize… Mısırlıların dev granit sütunlarını, Lüzinyan ve Venediklilerin taştan yapılmış surlarını ve kiliselerini, Osmanlıların çeşme ve hamamlarını, İngilizlerin evlerini, Tren işletmelerine ait binalarını ve Hükümet Konağı binasının ayakta kalan kısımlarını görmeniz mümkündür Mağusa’da… Bunları gezerken ise sizi her biri ayrı bir yüzyıla ışınlar adeta. O eserler ve değerlerle, o yüzyılı yaşarsınız bu görkemli yapıların içinde.
Bizim duyarsızlığımız ya da doğanın yıpratıcı gücüne rağmen ayakta durmak için direnen bu eserleri korumak ve gelecek yüzyıllara bu mirası devretmek bizim yaşarken yapacağımız en ulvi görev olsa gerek. Farkındalık yaratmak ve kentlilik bilincini geliştirmek ise bunların başında gelir.
İTÜ Yerleşkesi ile kentin tarihi ve kültürel katmanlarının buluşması
Bugünlerde Mağusa Suriçi’nin hemen yanı başında, Türkiye’nin en büyük bilim yuvalarından biri olup, asırlık tarihi olan bir üniversite kuruluyor. Temellerini 2011 yılında atan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) kentimizi tercih ettiği için gerek ülke gerekse bölgedeki birçok Sivil Toplum Örgütü (STÖ) bundan büyük bir mutluluk duydu ve bu durumu selamladı.
Adada ve kentimizde bölünmüşlükle beraber çözümsüzlüğün ekonomik olarak olumsuz yansımalarını elbette herkes az veya çok yaşamaktadır. Özellikle Mağusa gibi bölünmüş ve kısmen de askeri kent haline dönüşmüş, kıyı kenarları yatırıma ve sivile kapatılmış bir bölge olarak Mağusa, bunun acısını ve olumsuzluğunu çok daha derinden hissetmektedir.
İTÜ’nün bölgeye gelmesi hepimizde, kentimize bir nefes borusu olabilecek ekonomik ve bilimsel katkıyı yapabilme umudu doğurmuştur. Buraya taşınacak akademik kadroların yanında ciddi bir öğrenci potansiyelinin, eksikliğini duyduğumuz ve kentin tam da içindeki yer alacak yerleşimiyle üniversitenin kent ve kentli ile içli dışlı olabileceği kanaatini bizde geliştirmiştir. Oluşan İTÜ yönetimi ilk yıllarda Mağusa’da faaliyet gösteren STÖ’leri ile yakın bir diyaloga girmiş ve arka arkaya ortak toplantılar gerçekleştirmiştir.
Fakat üniversitenin son bir iki yılda başlangıçtaki ivmeyi bu yönüyle kaybettiğini ya da kesintiye uğrattığını söyleyebiliriz. Tam da bu sırada İTÜ’ye verilen alan içinde yeni bir kampüs kurulacağını ve bunun bir yarışma ile İstanbul’da sonuçlandırıldığını öğrendik. Gerek yerleşke alanı içinde bulunan ve İngiliz Dönemine ait olan listelenmiş binaların varlığı, gerekse yerleşke alanının bulunduğu bölgenin, kentin tarihi ve kültürel katmanları açısından taşıdığı stratejik konum ve önem göz önünde bulundurulduğu zaman, bu gelişimin ve uygulanacak projenin, geçmiş ve gelecek arasında nasıl bir bağ oluşturacağı konusu bizi derin düşüncelere sevk etmiştir.
Bir döneme tanıklık yapan binaların korunması
Üniversite projesinin yani kampüs planının, bu alan içindeki geçmiş dönemin Tren işletmelerine ait binalarıyla Hükümet Konağı binasını da içine alması yanında kent surlarına da komşuluk yapacak olması, kente duyarlı kişileri kaygılandırmaktadır. Bu kaygının temel sebeplerinden biri de bu projenin biraz da bölge halkı ve sivil toplumla paylaşılmamasından kaynaklanmaktadır. Bu projenin mutlaka bu tarihe, anıtsal yapılara ve değerlere saygılı olması gerekmektedir. Bir döneme tanıklık yapan bu değerli yapıların, üniversite yerleşke alanı içinde proje kapsamında inşa edilecek yeni binalar arasında önemsizleşmeden, kaybolmadan varlıklarını anlamlı bir şekilde sürdürmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra, yerleşkenin, kuzeyinde yer alan tarihi kenti çevreleyen anıtsal değerdeki surlarla çağdaş koruma prensipleri çerçevesinde uyumu da büyük bir önem taşımaktadır.
İTÜ projesinin kent ve tarihi değerlerle sağlıklı entegrasyonu
Şu anda içinde Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Karayolları ile Planlama İnşaat Dairelerinin bulunduğu bu alan, ilgili Bakanlık tarafından bugünlerde boşaltılıyor. Önümüzdeki günlerde İTÜ projesinin hayata geçirileceği bu yerleşkede kente ve tarihi değerlerimize saygılı, İTÜ’nün büyüklüğüne gölge düşürmeyecek bir projenin hayat bulmasını bekliyoruz. Bulunduğu ortama ait olmayan yeni bir kimlik oluşturma çabası ile alan ve bölgedeki tarihi ve kültürel değerlerin yanında anlam olarak cüceleşecek bir yapılaşma, İTÜ’nün kente yapacağı bilimsel ve ekonomik katkının değer ve önemine gölge düşürecek, fiziki olarak bünyeye sağlıklı bir biçimde entegre olamayacaktır.
































