Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MECCANE KÜLTÜRÜ

“Haspolat arıtma tesislerinin kurulum ve işletim giderleri bir ortaklık sözleşmesi ile sağlanmıştır.

Kurulum için gerekli olan yaklaşık 28 Milyon Euro’nun yaklaşık 21 Milyonunu Güney Kıbrıs’taki yönetim, geri kalan 7 Milyon Euro’yu da Kıbrıslı Türkler adına Avrupa Birliği karşılamıştır.
İşletim giderleri de benzer oranlarda aynı kaynaklardan karşılanmaktadır.”

Yani durum Kıbrıslı Türkler açısından meccane!

Yukarıdaki alıntıyı Poli Dergisinde konuyu araştırarak yayınlayan Öntaç Düzgün’ün yazısından aldık.

Ta şeyden, Manavgat’tan su getirildi.
Borularla.
Borular geldi.
Gireceği yere girdi.
Harcanan paranın bir buçuk milyar lira olduğu söyleniyor.
Biz kuruş koymadık.
Bize yapılan iş meccane.

Kuruşlar sonra toplanacak.
Bir çok kişi bu meccane işin acısının sonradan çıkacağı ileri srüyor…

Ama biz meccane kısmı ile ilgiliyiz.
Bu kültür bizde vardır.
Birçok insan sinemaların bile meccane olduğu dönemleri hatırlar.
O günlerde sinemacı para almazdı.
Gişede bilet satılmaz,
Sinemaya giren parasız girerdi.

Küçük toplum olmak demek, kendi bütçesini denkleştirmemek demek mi?
Belki de yanlışlık, küçük toplumu büyük toplum yerine koyarak düşünmektir.

Bir gitarda altı tel bulunur.
Akor düzeni yukarıdan aşağıya mi, la, re, sol, si, mi şeklinde sağlanır.
Zenginleştirelim diyerekten buna yedinci teli eklerseniz akor düzeni bozulur.

Bizim akorumuz kalmadığından su ve elektrik gibi hizmetlerin de düzeni bozulmuştur.
Hani eskiden sadece bir desteban bilmem kaç köye suyu bölüştürürdü derler ya,
Şimdi hükümetler, belediyeler nasıl idare edip de bölüştüreceğini düşünüyor.

Akorsuz işler…

AB’nin bizim yerimize para koyması bizi ne kadar çok sevdiklerini mi gösterir?
Üstelik müktesebatlarını kuzeyde askıya almışken.
Öte yandan,
Bizden tek kuruş para istemeden bir buçuk milyar harcamanın duygusal bir yanı var mıdır?

Efkan Alâ, söylemişti pek alâ!
Su götürdük şimdi elimiz güçlendi diye…

Meccane kültürü kapalı dönemlerde de vardı.
Zor yıllardı.
Lambasuyu ve ekmek karneye bağlanmıştı.
Cemaat, Bandabuliya’da galonluk tenekeleri ile kuyruğa girer, payına düşen lambasuyunu alırdı.
Bazen da Landrover araçlar sokaklara dalar, her kapıya düşen tayini dağıtırdı.
Pirinç, bulgur, fasulye gibi…

Beleş sirke baldan tatlıdır derler…

Şimdi elimiz daha güçlü!..