Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MEB’ler ve Türkiye GKRY çatışması olasılığı!

Önce olayı düz bir haberin yorumu olarak algıladım.  Fakat her kadar zaman zaman “bahanelere”  sarılı benzeri haberler yorumlarıyla birlikte yayılıyorsa da bu yenisinin  sürekli tekrarı dikkatimi çekti.

Olay şu: Türkiye Rum tarafının kendinden gelin kendinden güvey münhasır ekonomik bölgelerini ilan edip   komşusu KKTC’nin hakkını hukukunu yeme pahasına Doğu Akdeniz’de sismik araştırmalara başlayıp hidrokarbon yataklarına ulaşmasından bu yanadır Suriye’nin inadına bu bölgede de sular ısınmaya başladı! Çünkü Türkiye de  Rum tarafının dışladığı KKTC’nin verdiği izinle ayni MEB’lerde sismik araştırmalar yapıyor.

KUŞKULAR: Benzinin yanında kibriti yakarsanız  yangın kaçınılmaz olur. Kısaca şimdilerde Doğu Akdeniz’deki MEB’lerde araştırmalarını yapan Rum tarafı ile Türkiye karşı karşıya geldiler. Artı, Türkiye bir adım daha öne çıkarak Rum’un “bana aittir” dediği bölgesinde mehterli askeri tatbikat da yapınca ağız dalaşları ile tehditler, beraberinde “haber ve yorumları” da getirdi!                                         MESELA:   kaçıncıdır Sn. Akıncı ile Eide bu konuda uyarılarda bulunmaktadırlar.  Rum’un Temmuz ayında bölgede başlatacağı kapsamlı araştırmaları nedeniyle Türkiye ile arasında bir arbede kopacağı varsayımından hareketle de mesela Sn. Akıncı bir yandan “siyasi eşitlik olmazsa çözüm olmaz” derken, yanına da olası Temmuz ayı sendromunu katarak,  TC ile GKRY arasında bir sürtüşme olursa, bunun çözüm olasılığını tümden dinamitleyeceğini koyuyor, bu nedenle bir an önce çözüm sağlanmalıdır diyor!                                                                            Eide ise   Temmuz ayını bugüne kadar olagelen müzakereleri berhava edecek potansiyel bir sorun olarak işaretliyor!

TUTUN Kİ OLDU: Beklenen arbede de koptu! Tabi olacakları bilemeyiz ama gerçekten müzakereleri olumsuz etkileyeceği bir gerçek!

Pekala ama istenmeyen böyle bir olayı,  “çözüm olacaktı ama maalesef Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları kavgası yüzünden müzakerelerin devamına imkân kalmadı” bahanesine sığdırmak mümkün mü?

Oysa Sn. Akıncı ile Eide’e  baktığımızda “sanki çözüm oluyormuş da  şu MEB’ler karaçol gibi araya girerek süreci dinamitledi” intibaını yaratmaya çalıştıkları imajını çakıyor! Şöyle ki “çözüme çok yaklaşılmıştı ama Doğu Akdeniz’de çıkan  TC-GKRY arbedesinden dolayı bugüne kadar uzlaşılan konular da  kadük duruma düştü, çözüm umutları bitti” açıklamalarına sığınabilecekleri olasılığında!

TEMMUZ AYI: Hiç önemli değil! Çünkü müzakerelerde bugüne kadar   Kuzey’de ve Güney’de iki kurucu devletin paylaşacağı dolayısıyle yararlanacağı enerji olayı  hiç gündeme gelmedi! Aksine Rum tarafı kimse benim MEB’lerime karışamaz diyerek Mısır ve İsrail’le anlaşmalar yaptı!                                   Kısaca müzakerelerde çözüm bekleyen pek çok sorundan sadece bir tanesidir Rum’un gazı! Ki temennimizdir, inşallah  koyuvermez!


              

  KOLEJLER SINAVLARI. (SONLANMADAN ÇOĞALARAK HEP DEVAM EDECEK!)

Eskiden sadece “Türk Maarif Koleji” vardı. Ne zaman sınavla öğrenci kaydetme dönemi gelse memleketin tek ve en önemli sorunu olurdu! Kaldı ki şimdilerde “devlet kolejleri”  çoğaldılar dolayısıyle sorunlarını da taşırdılar!

       Gitgide düşüncelerimin saplantısı  haline getiriyorum: Niye biz devlet olarak yaptıklarımızla kurduklarımızı idame ettiremiyoruz?                                                      Niçin geçen yıllar itibarıyla onları toplumun yücelmesine  katmak yerine üstesinden gelemediğimiz sorunlar haline getiriyoruz?                                                           Niçin yaptıklarımızı yıkıyor, başardıklarımızı rezil rüsva ediyoruz?

MESELA:  Neden onca “Devlet Kolejleri” oluşturma başarısı göstermemize karşın  onları toplum katlarında  “imtiyazlı sınıflı” birer öğretim müessesesi haline getirerek, sanki mevcutları yetmezmiş gibi yeni  “sorunlar külliyesi” yarattık?

Anlatmaya hiç gerek yoktur. Öğretmenlik dönemlerimde okullar “en çok”la ifade edilecek öğrenciyi Maarif Kolejlerine sokmak için rekabete girerlerdi! Sonuçta beş on öğrenciyi sokmak başarısını gösterirler ama o beş öğrencinin yetiştirilmesi uğruna da yüzlerce  öğrenci eğitim yönünden ihmal edildiğinden  harcanırdı! Sonra bu uğurda özel dersler başladı! Öğretmen okulda vermediği yahut baştan savdığı “dersi” bir odasını dershane haline getirdiği evinde,  parasını çatır çatır alarak  özel derslerle verdi!                 Uzun süre gelip giden Eğitim Bakanlıkları ile kıyasıya mücadeleden de sonunda “özel ders veren öğretmenlerle dershaneler” galip çıktı! (Olay size Devlet Hastahanelerini hatırlatı değil mi? Hani şu ikinci iş olayı. İsteseniz de önleyemezsiniz! Ta ki “doktorları da avukatlar, eczacılar gibi spekülasyonu olacak yoğunlukta çoğaltıp iş bulamayacak dolayısıyle devlet hastanesinde görevlendirmeye baş eğecek duruma sokana kadar!”

MADALYONUN DİĞER YÜZÜ: Geçen hafta sonu öğrenciler “kolejler için” binlercesiyle sınava tabi tutuldular! 595 öğrenci kontenjanı için katılım 2 bini aşkındı. Ve artık bu sınavlar çok da olağan karşılanmakta!

Zaten gitgide “hayat” bu oluyor! “Kazanmak için yarışmak!” Oysa “kazanmak” artık o kadar kolay değil! Böylesi bir sınava hazırlanmanın faturasını ne asgari ücretli vatandaş ödeyebilir ne de sıradan düz işçi! Onlar bu yarışta yokturlar!

                           


       KISACA TAKILDIĞIM: (SAĞLIK BAKANLIĞINA GEREK YOK!)

Geçmişte rahmetlik Dr. Burhan Nalbantoğlu önce Mağusa’da ardından Lefkoşa’da inşaatlarını gerçekleştirdiği hastahanlere kadar “hastanelerimiz” de yoktu! Fakat ne hastalarımız kalırdı ameliyat masalarında ne poliklinikler kapanırdı.

Bir de günümüze bakın! Doktorları özelde bir haftada kazanacağı paraya nazire ayda dört beş lira  aylıkla hastanelere kapatılmışlar , üstüne üstlük akşam nöbetleriyle canını sıkmışlar ve eklemişler: “Dışarıda ikinci iş yaparsan gözünü oyarız!”

Ne diyor ama hekimler? “Nannik! Sen öylesini bulursan çalıştır da görelim!” Bulamadıkları son olaylarla  ispatlı, hastaneler mayna insanların sağlığı da Allah’a!  Yani? Artık Sağlık Bakanlığına gerek yok!