MASUM KALAN BİR MART KEDİLERİ... - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe Yazarları

MASUM KALAN BİR MART KEDİLERİ…

Memleket güzel. Baharın gelişiyle sadece mart kedilerine değil, hepimize geldi bir enerji. Yazın kaça kaça bir hal oluruz lakin güneş pek çoğumuz için olmazsa olmaz itiraf edin. Geçen gün 25 dereceyi gördüm öğle vakti bıraktım kendimi limonata gibi havaya ohh mis. Sanki onca hır gür bambaşka coğrafyada yaşanıyor.

Aranızda son dönem ülkede yaşananlara şaşıran eden var mı bilmem. Kendi adıma sanırım artık beni hiçbir şey şaşırtamaz noktasındayım. Bugün eli kelepçeli mahkeme koridorunda gördüğümüz pek çok insan ve olup biten bir yana, bildiğini bilmezmiş gibi yapma haline deliriyorum. İçten içe umarım yakın geçmişte yaşadığımız pek çok usülsüzlükle ilgili olarak da devam eder bu çorap söküğü diyorum. Ancak bu denli küçük bir nüfusta masum kalan kaç kişi diye düşünürken buluyorum sonra kendimi. Açıkça söylemeliyiz oysa; bugün yakındığımız her bir şeyde bizim de ama öyla ama böyle payımız var. Şarkıda dediği gibi: Masum değiliz hiç birimiz


Türcülük 101

Zaman zaman dile getiriyorum. Kendimi ideolojik bağlamda “vegan” olarak tanımlıyorum. Sık sık bu konunun sadece yiyip içtiğimizle alakalı olmadığını söyleyip politik bir duruş diyorum. Nedenini, niçinini anlatmak için kısıtlı imkan oluyor ne yazık ki. Zira aslında tıpkı benim de vegan olmadan önce yaptığım gibi; insanlar rahatsız olacaklarından korkup konuşmak, duymak, bilmek istemiyor. Arı kovanına çomak sokulduğunda ortaya çıkacak vızıltı gibi geliyor pek çoğuna söylediklerimiz.

8 Mart etkinlikleri çerçevesinde, Halkın Partisi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi tarafından ortağım ve canımın içi Fezel’e (Fezel Nizam) konuşma daveti gelince çok mutlu olduk ve elbette icabet ettik. Şiddetin konuşulduğu oturumda kanıksanmış ve günlük hayatın rutini olmuş başka bir şiddeti anlattı Fezel. Sistemli ve bilinçli şekilde önce köleleştirip sömüren ardından da öldüren bir sürecin muhatabı insan değil de farklı bir tür olduğunda adına şiddet dememek ne kadar dürüstçe işte bunu sorguladı, çok da iyi yaptı.  O konuşmayı dinleyen veya bu yazıyı okuyan tek bir kişide bile az biraz rahatsızlık yaratsın dilerim konu. Aksine türcülük diyoruz. Merak edenler için buradan hızlıca Google’a…

Tonight Show Var Da Biz mi Sunmadık?

Yaklaşık 16 yıl boyunca haftanın 5 günü TV programı yaptım. Program formatları gereği kimi zaman günde 2-3 konuk ağırladım. Ben konuğun, kafasında kendi gündemiyle stüdyoya girenini değil; kendini programcıya ve onun kurguladığı akışa bırakanını severim. Ha eğer program yapan ekran kişisini yeterli ya da klasınıza (!) uygun görmüyorsanız, çıkmazsınız o programa olur biter. Ama hem ekrandan eksik kalmamayım hem de bildiğimi okuyup kendi gündemimi ders verir gibi anlatıp anlatıp gideyim diyorsanız, ben o programdan keyif almam; almadığımı hissettirir neden hoşnutsuz olduğumu da dillendiririm. Şimdi ne alaka neden bunu yazıyorum… Şöyle ki; önceki yıllara göre daha fazla vaktim ve keyfim olduğu, söz gelimi 4.30’da kalkıp en geç 22.30 uyumak gibi zorunluluklar hayatımdan çıktığı için, ertelediğim şeyleri daha çok seyrediyorum. Hem de geç saatlere kadar. Annem bir Pazar gecesi Parliament Sinema Klübü filmini izlememe izin vermiş gibi bir coşkuyla hem de. Zannetmeyin ki sabah da kalkmak bilmiyorum… Yok öyle bir şey. Zira en geç 7.00’de ayaktayım. Lakin geceler mühim. Oturuyorum YouTube başına, özellikle yurt dışındaki talk show programlarını, zaman zaman da Türkiye’deki muadillerini seyrediyorum. Jimmy Fallon açık ara favorim. Türkçe programlar içinde ise İbrahim Selim’i seyrediyorum ama kimi kısımlarını atlayarak. Nedense bizde bir gereksiz uzatma hali var. Esas konudan kaçmayalım… Yahu; konukların ritme uyması, pas alıp vermesi, hazır cevap, kıvrak zekalı ve bilmişlikten uzak olmaları ne şahane şey. İnsanın bu tarz programlar yapası geliyor. Tabii bizim memlekette sektör çorak. Ne reklam vereni, ne patronu, ne tv profesyoneli işini tam yapıyor. Hâl böyle olunca da al gülüm, ver gülüm. Bu vesileyle hemen her gün ve hâlâ sorduğunuz “ekrana dönüş ne zaman” sorusunu da bir kez daha cevapladığımı varsayıyorum. Zira bu koşullarda hiçbir zaman…

4 Nikah 1 Cenaze ve Oscar Ödül Töreni

Filmi seyredenler hatırlayacak. Sık sık bahsettiğim yılda bir tur dönen filmlerden benim için. Artık orta yaşa gelmiş oyuncu kadrosunun en çıtır zamanları… Özetle aynı arkadaş grubunun zamana yayılan düğün ve cenaze karşılaşmaları ve paralelinde akan hikaye yormaz, en sevdiğiniz tatlıdan koca bir ısırık yanında harika bir kahve içmiş kadar iyi kalkarsınız filmin başından. Düğünler, cenazeler, etkinlikler, organizasyonlar, davetler… Toplanma amacı farklı da olsa zaman zaman onlarca, zaman zaman yüzlerce insanı biraraya getiren; kimisine gönüllü, kimisine zorla, kimisine de “gitmemek olmaz” diyerek gittiğimiz bu kalabalık toplaşmalarında yakınlarıma genelde aynı şeyi homurdanırım. “Ne eğlenmeyi, ne yas tutmayı toplu halde yapabiliyoruz”. Hele ki cenazeler Aman Allah… Bilin bakalım son olarak nereden geldi yine bu aklıma. Neyse ki son dönemde bir cenazeye falan katılmış değilim. Bu yılki Oscar Ödül Töreni öncesi, tören ve sonrası düşündürdü bana bunu. “Yuh yani bu mu kıyasın” demeyin. Organizasyonun büyüğü küçüğü olmaz. Her bir görevlinin ve katılımcının aynı sorumluluk bilinciyle hareket etmesi ile ancak mükemmel bir organizasyon çıkabilir ortaya. Dünyaca tanınmış yüzlerce yıldızın, canlı performansın, kimin ne giydiğinin bile haftalarca konuşulduğu bir organizasyonun geri planında çalışan insanları bir düşünün. Ben düşündükçe nefesim hızlanıyor. Bayılırım böyle ekip işlerine. Tabii bizde de aynen öyle J

Rihanna Ne Ettin Be Canım!

Kıyafeti, sahnesi, doğumu, göbeği her bir şeyi olay olan Rihanna, şimdi de Hindistan’ın en zengin ailelerinden birinin çocuğunun düğün öncesi partisinde sahne almasıyla gündem oldu. Milyonlarca Dolar kazanması bizim ağzımızı yorar tabii de, pek çok insan düğün sahibi aileye takıldı. Ne yalan söyleyeyim ben de. Zira 90 dakika sahne alması için Rihanna’ya 6 milyon dolar ödeyen Mukesh Ambani; ülkenin en zengin insanı olmakla kalmıyor; kimi kaynaklara göre 90 kimisine göre ise 110 Milyar Dolar’lık servetiyle dünyanın en zengin 11. insanı olma ünvanını elinde barındırıyor. “Bundan bize ne Nazar” demeyin, Ambadi, sahip olduğu özellikle petrokimya şirketi ile her geçen dakika binlerce dolar kazanırken, ülkesindeki milyonlarca insan hâlâ bildiğimiz anlamda bir tuvalete sahip değil. Ayrıca tecavüz neredeyse normalleşmiş durumda. Ülkeye gidecek kadınlara, asla yalnız seyahet etmemeleri konusunda ikazlar yapılırken, uluslararası medyaya yasıyan kimi haberlerde, yalnız olmamanın da nafile olduğu görülüyor. Ambani, ailesi ile birlikte kendi yaptırdığı, ülkenin en pahalı binası olarak bilinen Antilia’da yaşıyor. Sırça köşklerde yaşayınca ülkede olup biten de çok umurda olmuyor. Rihanna’nın aldığı para ile kaç popo klozetle buluşurdu diye düşünmek de sanırım bana kalıyor. Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin şimdi. Rihanna olsanız o gece için aldığınız teklifi kabul mü, ret mi ederdiniz?

Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar