Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MASAYA YANLIŞ POLİTİKALARLA OTURDUK, DEVAM EDİYORUZ…

Bir gün Kıbrıs siyasi sorununa ilişkin müzakereler süreciyle ilgili yorumlarımı bir araya getirip üç perdelik “tiyatro komedisi” yazacağım! İnanıyorum ki eğer başarabilirsem Molyer”in “Yanlışlıklar Komedyası”ndan daha güldürücü olacaktır!
Bu karara niçin vardığımı yazayım: Geçen gün liderler toplantısının ardından Eroğlu gidişat hakkında açıklama yaparken şöyle diyordu: “Müzakerelerin geleceği ile ilgili 5 adımlık bir yol haritası Türk tarafınca Anastasiadis’e sunuldu. Rum tarafı bu önerileri değerlendirecek!”
Müzakereler başlayalı beş ay mı oldu? Beş santimlik ilerleme kaydedilmedi! Fakat Anastasiadis ile Eroğlu’nun bu süre içinde birbirlerine sundukları önerileri ile birbirlerinin bu önerilerine çektikleri “hayır”ları toplasanız her halde daha şimdiden beş yüz sayfalık dosyalar oluştururlar. Gelgelelim bu beş yüz sayfa olduğunu farz ettiğimiz sunumlardan çözüme ilişkin beş sayfalık ciddi bir sonuç çıkmaz ama beş bin sayfalık tiyatroluk “komedi” çıkar!
HAYIR: Müzakereleri küçümsemiyoruz. Hatta süreci böylesi bir amiyane üslupla yazdığımız için kendimize kızıyoruz da! Çünkü “Anastasiadis’li Rum tarafı ile anlaşmaya varmanın ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Fakat bir yandan da bu “zorluğu” biraz da bizim tarafın yarattığına inanıyoruz. Çünkü:
BİR: Masaya otururken Rum tarafının ısrarla “olmazsa olmaz” dediği “Tek egemenlik ve tek uluslararası temsiliyet” olayını kabul ettiydik!
İKİ: Bilecektik ki “tek egemenlik” şemsiyesi altına girecek Kıbrıs’taki federal sistem “Birleşik Kıbrıs”ı çakacaktı!
ÜÇ: Bu da Kuzey ve Güney’in kendi içlerinde “bağımsız ve egemen” olacakları konfederasyonu değil, “federal devleti” oluşturacaktı!
DÖRT: Ve yine bilecektik ki Annan Planı’na “hayır” diyen Rum tarafı yeniden kurulan müzakere Masasında o planın üzerinde kazanımlar elde etmek isteyecekti!
BEŞ: Ve anlaşılacaktı ki müzakerelere Yönetim ve iki halkın federal devlete hangi yetki ve sorumluluklarla katılması gerektiği ile başlamak; toprak ve sınır düzenlemesi yapılmadan, havada muallakta kalmak olacaktı!
OYSA: Müzakereler başlarken masada Alicengiz oyunları çevirmeye gerek duymadan pek alâ da “konfederal sistem” ortaya konabilirdi.
Tepeden başlamak yerine “toprak ve harita ile ötesi mülk sorunlarının paylaşımı konusunda anlaşmaya varılabilinirdi!
Güven Yaratıcı Önlemler için kurulan bir Komite çalışmalar yaparak iki bölge gerçeğinde iki halkın sosyo ekonomik, sportif ve kültürel yönlerden neler yapması gerektiği konusunda halk ile ortak görüşlerde buluşarak hem yumuşak ortamlar yaratılabilir hem de müzakerelere ivme kazandıracak katkıda bulunulabilinirdi.
ZANNEDERSEM: Hem Rum tarafı hem Türk tarafı AB ile ABD’yi de kandırarak müzakerelere bir kez daha “anlaşmamak için anlaşmış Türk ve Rum tarafları” olarak oturdular!
Ha, denecek ki her iki taraf da masadan kaçamazdı… Türk tarafının çözüme çok ihtiyacı vardı… Bu kez Amerika da devreye girdiği için çözüm umudu daha büyüktü… Rum’un şımarıklığından bıkmış AB bu kez çözüm baskılarını Güney’e yöneltecekti…
Hiçbiri olmamışsa, demek ki masaya bir kez daha “ yanlış politikalar” içinde oturduk!

**********     
BELEDİYELERİN DE DEVLETİN DE SIRTLARINDAKİ KAMBURLAR HALA BAKİDİR!

Yerel seçimlerden önce dedikti ki belediyelerin batmışlıklarına karşılık neden “başkanlık yarışı kıyasıya ve kıran kırana” devam ediyor?
Onca borçları yüklenmek pahasına neden ille de “batmış belediyelere” başkan olmak için büyük bir iştaha var?
Ve tabii espri olsun diye eklemiştik: Seçilip belediyelere başkan olanlar birinci hafta “enkaz devraldık” derlerken ikinci hafta da “battıklarını” ilan edecekler!
Durum vaziyetleri görmemek, bu kadar basit hesapları yapamamak mümkün değildi! O kadar mümkün değildi ki mesela devlet davullu zurnalı, “ey ahali duyduk duymadık demeyin, seçimsiz sepetsiz belediye başkanı aranmaktadır. İsteklilerin İçişleri Bakanlığına müracaatları rica olunur” diye çağrı yapsa yine de öylesi babayiğit adayların çıkmamacasına!
Oysa seçim sathı mailine girildikte tam aksine gördüklerimiz karşısında ne dedikti? “Allah Allah… Bu ne aday furyası!” Furyasını geçtik. “Yok sen, hayır ben Belediye Başkanı olacağım” diye kıran kırana kavgası da cabası!
ŞİMDİ NE DİYOR HARMANCI? Söz verdiği “şeffaflık prensibinde” Lefkoşa Belediye’sinin 2 Temmuz itibarı ile borcunu açıkladı. Buna göre Vergi faizleri ile Sosyal Sigorta ve İhtiyat sandığı yatırımları hariç, Lefkoşa Belediye’sinin 136 milyon 200 bin TL borcu vardır! Eski hesapla 136 trilyon! Ve siftah Harmancı’dan bereket Allah’tan olsun: “Maalesef dedi bu durumda maaşları ödeyemiyoruz, on beş gün sonra!”
Yani seçimler sırasında uğruna kavgalar gürültüler kopan “belediyelerde” yıllardır süren o bildik “facia” yine başladı! Eğer Anayasa’daki değişiklikler referandumda kabul görseydi belediyeleri yüzde 10 zarara uğratanlar hukuki müeyyidelere tabii olacak, hesap vereceklerdi. Neyse ki şimdi öyle bir korkuları yok, tek tesellileri de bu olmalı!
Öyle ama artık bir iki belediye dışında ayakta duran belediye de yok. Tam bir iflas!
KIB-TEK DE ÖYLE: Tel-Sen seçimleri yapıldı bitti. Orada da kimseler yerinden bile kıpırdamıyor. Ne var ki Kıb-Tek’in bir farkı var: Ne zaman sıkışsa milletin gırtlağına basıp “borçları” topluyor tekerliği döndürüyor. Bir başka farkı ise çok sıkıştı mıydı elektriğe zam yaptırıp zevahiri kurtarıyor!
Ben bu Kıb-Tek’i biraz da “ekmek elden su gölden” cumhuriyeti olan KKTC’ye benzetiyorum. Santrallerin çalıştırılmalarına kadar tüm giderler devletin, tüm gelirler müessesenin sorumluğunda!
TELEKOMÜNİKASYON DA ÖYLE: Öncelikle ve bilerek kendini iki mobil telefon şirketine yedirtti ki “zarar edip muhtac’ı dide durumuna düşsün!” Başardı da. Oysa “mobil sisteme” geçecek kadar donanımlıydı! Her gün biraz daha zarar yapmasına karşılık geçmedi!
Tabi Özele böylesi bir alicenaplıkla kıyak çekince ne olacaktı? Zararlar hanesine kazındığı için Ankara tarafından özelleştirmeler listesine alınacaktı.” Öyle de oldu!             Ne var ki koalisyon hükümeti CTP ağırlıklı olduğundan ve de “özelleştirmelere” sıcak bakmadığından Ankara’nın Mali ve Ekonomik Paketini savsakladı da Telekomünikasyon bu nedenle şimdilik sıyırıverdi! Tabi nereye kadar belli değil, çünkü yaralar beterince açılarak kanıyor. ADSL sistemi sürekli çöküyor, yenilenmesi için 500 bin dolara ihtiyaç duyuluyor…
VESSELÂMI KELAM: Kendi yaptığı Anayasal değişikliklere bile hayır diyen bir devletin Belediyeleri ancak o kadar olurdu! Devlet dediğiniz de bu kadar!     
**********

MAĞUSA BELEDİYESİ’NDEN BEKLENTİLERİMİZ
Bu son! Televizyon dizileri gibi “Mağusa Belediyesi’nden beklentilerimiz” diyerek uzatıp tadını kaçırmak istemiyoruz! Fakat biliyoruz ki “batıp” gitmelerine karşın bu memlekette “belediyesiz” olamayacaksak, işlevlerine uygun çalışmalarını da her zaman bekleyeceğiz. Mesela Oktay Kayalp yirmi yıllık deneyiminin sonucunda bazı aksaklıkları da olsa kente bir kanalizasyon kazandırdı. Doğruya doğru elinden geleni de yaptı. Şimdi seçimi kaybetti diye arkasından ver yansın etmek sahtekârlık olacaktır. Zaten o makamda oturduğu sürece eleştirilerimizi de yaptıydık.
Şimdilerde Kayalp’in “eksik” bıraktıklarını yahut “önemsemediklerini” veya “söz verdiği” halde yapamadıklarını da dikkate alarak yeni Başkan Arter’den “hasbelkader” diyerek beklentilerimizi ortaya koyuyoruz. Nitekim:
Yoldur dedik, trafiktir dedik, çarpık yapılaşmadır dedik… Ve asıl sorun nedir bilir misiniz? Mağusa’nın hala cicim bicim bir sahil kenti görünümü kazanamamasıdır! Bunu en çok mesela Rum tarafına geçip Kuzey’e döndüğümüzde görürüz! Nedense kentlerimizi, kent kokulu, kent görünümlü yapacak o sihirli dokunuşu hiç başaramadık! Beklentimizdir!