Allah inandırsın ama gerçekten Rum tarafının “barışçı çözüm” istediğine inanmamızı istersiniz?
Ya da şöyle deyim: Nedir Güney Rum tarafının 1963’lerden beridir peşinde koştuğu dava? En az kendileri kadar adada sahipliği olan Türk halkı ile bir federal sistemde buluşmak mıdır? Bunun için mi yıllardır mücadele ediyorlar? Yani EOKA’larını bunun için kurup Akritas planını bunun için mi hazırladılardı? Enosis’in peşinde hâlâ bunun için mi koşuyorlar?…
BAKIN siyasetin doğurduğu sorunların da bir “felsefesi” vardır. O felsefe yapılmadan Rum toplumunu anlayıp çözüme gitmek mümkün değildir. Çünkü:
Bir: Güney için asıl hedef “çözüm” değil; çözüm sayesinde kaybettiği Kuzey’e geri dönmektir.
İki: Güney için asıl dava Kuzey’deki Türk halkı ile iki devlet esasında federal sistemi oluşturmak değil, Kuzey’i de egemenliğine alacak çoğunluğuna dayalı bir sistemi ikame etmektir!
Üç: Bu amacın ilk basamağı da “Kıbrıs Cumhuriyetine” yeni bir “anlaşma” ile dönerken, yeniden üniter Kıbrıs’ı oluşturmaktır!
Dört: Bu nedenle Türkiye’nin sadece garantisini lağvetmesini değil, Kuzey’deki nüfusunu da belirli oranda azaltmasını istemektedir!
Beş: Rum kilisesi için “Enosis” hâlâ yaşamaktadır ve vazgeçilmez idealdir…
Bu nedenle yarım asırdır devre devre sürdürülen müzakereler başarısızlığa uğramaktadır çünkü Türk tezleri Rum tarafınca kabul görmemektedir!
KALDI ki Kıbrıs’ta “federasyon” çözüm alternatifiyse, önce “iki tanınmış devlet arasında oluşması” gerekmez mi? Neden BM’ler ve AB bunu dikkatlerden kaçırıyor? Üstelik 43 yıldır da Türk tarafını azınlıktaki bir toplum olarak niteliyorlar, Kuzey’i de işgal altında kabul ediyorlar!. Dahası Rum tarafı tüm adanın tanınmış devleti olarak kabul görürken, zaten bir dünya devleti oluşunun tüm siyasi ve sosyoekonomik olanaklarını da adanın egemeni olmak için kullanıyor, buna da seyirci kalıyorlar!
EĞER Türkiye’nin üzerimize serdiği garantisi ile her alandaki yardımları olmasaydı bu kadar dengesiz ve insafsız bir siyasi sorunu Rum’un sultasından çekip kurtarabilir miydik?
Sonuçta diyeceğiz ki “Guterres belgesi sorunu çözüme götürmeye yeterli değildir.” Eğer gerçekten adada çözüm isteniyorsa masaya “iki tanınmış devlet olarak oturulmalıdır!”
**********
TEK VE BÜYÜK İCRAAT ZAM YAPMAK!
Bir süre dilimin ucundaydı! “Hadi bakalım” diyecektim. “Şimdi yeni hükümetimizi Hayvancılar birliğinin çiğ süt fiyatlarına zam yapılması dayatmasında görelim! Çünkü Hayvan besicilerinin lamı cimi yok, Bakanlık da basarlar, Meclis de!
Gerek kalmadı! “Üreticiden satın alınan süte zam yapıldı!”
NE var ki bu kez hayvancılar haklı, çünkü rakamlarla sabitti ki üreticiden alınan süt hem Güney’den hem Türkiye’den çok daha ucuzdu. Nitekim Hayvancılar Birliği Başkanı Naimoğluları’na göre, “TC’de litresi 1.8 TL. Güney’de inek sütü 3 TL. Koyun sütü 4.5 TL. KKTC ise inek sütü 1.5 TL. koyun sütü 2.5 TL.”
HEP ayni sorun. Aradan yıllar geçti ama tırnak kadar değişmediği için hâlâ ayni minval yazıp söylüyor ve diyoruz ki bu ülkede üretici değil, üreticinin ürettiklerini elinden ya beleş alıp mamul hale getiren ve sanayide işleyenler kazanır!
Mesela kasabın çengelindeki et fiyatlarıyla üreticinin elinden alınan canlı hayvan fiyatları oranları her zaman hayvan besicileri aleyhine olmuştur. Sebze meyve üreticileri için durum farklı değildir. Üstelik üreticiden alınan ürünlerin ödemeleri geciktirilerek, üreticiyi canından bezdirmek de yılların geleneği!
YERİ geldi yazalım: Yıllarca et kombinası oluşsun diye sayıkladık koskocamanını da yaptılar, sonra karşısına geçip “bu kombina çapımıza çok bol geldi” dedikten sonra kapısına kilit vurup piyasayı yine cambazlara, kasaplara bıraktılar!
Bu nedenle bağırıp çağrılıyor yıllardır: “Ey üreticiler kooperatifleşin!” “Üretiminizin ağası da paşası da siz olun!”
Tuhaftır ama! Bu memlekette “kollektif bilinç” başta “kooperatifleşmek” olmak üzere hiç gelişmedi! Şunu söyleyeyim mi? Hatta insanlar bırakın bir araya gelip “kooperatifçilik” gibi kendi üretimlerine, iş yerlerine sahip çıkmayı; iki iş insanı bile yan yana gelip “ortaklık” kurmuyor!
PEKALA süte zam yapıldı mı şimdi. Yapıldı? Hem de tüketicinden yılların intikamı alınırcasına yüzde 10 ile 15 arasında! Bundan sonra hellim gıdım gıdım yenecek! Üstelik pahası da ihracatını olumsuz etkiyecek… Kısaca bir yandan döviz vurgunu, öte yandan zorunlu zamlar, beride artık canları fena yakan günlük ve sosyal sorunlar!
Kimin aklına gelirdi Fas’tan kadın getirip pazarlaması yapılsındı! Yoksa “çareler tükenmez” diyen vatandaş yolunu artık kendi mi buluyor?
2018’in 2017’den beter olacağı söyleniyordu. Vallahi oldu!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (DENE, TUTARSA TUTAR!)
Baktılar ki 43 yıldır “parlamenter sistemle” işler yürümüyor, hadi “başkanlık sistemine” geçelim dediler! Bir süre önce KKTC’de ideal yönetim arayışında DAÜ ve Dr. Fazıl Küçük Vakfı’nın organize ettiği “çalıştay” bugünkü sistemin sürdürülebilir olmadığı sonucuna vardı, “başkanlık sistemi” önerdi…
Eee, hadi “başkanlık” sistemine geçtik! Geçtik de dört siyasi partinin bile bir araya gelerek değiştiremediği kısır ve hantal sistemi tek bir “başkan” nasıl değiştirecek?
Neyse, pilav olmadı çorba! O da olmazsa hâlâ umut var “lapa” yaparız!
































