Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Masaya Dönülmesi Gerekirmiş…

Bak bak bak…

DİSİ’nin Başkanı Neofitou “Biz diyaloğun yeniden başlaması için tam anlamıyla hazırız, bunun en kısa zamanda gerçekleşmesi gerekir” buyurmuş…

Anastasiadis “Vizyonum barıştır” demiş…

Yok yahu, kafanıza saksı mı düştü…

Yani Kıbrıs meselesine kafa yoranınınz kaldı mı bilmem.

Ben de artık çok fazla takılmıyorum.

Neredeyse son noktaya gelindiğinde, dalga geçer gibi mazeretler üreterek masayı havaya uçurduklarından beri, artık inancımı kaybettim.

En azından bir kaç yıl için…

Sanki kendileri yapmamış gibi, şimdi her gün, ya bizzat Anastasiadis ya da ekibinden birileri, bir de ön şartlar öne sürerek, “müzakereler başlasın” korosu kurdular.

Korku miskin…

Anastasiadis seçimde anlaşma karşıtı kesimlerin desteğini kaybetme gailesine düştüğünden, hem de “şu doğal gaz işi netleşsin, alalım kaçalım da sonra” diye düşündüğünden, işleri yokuşa sürdü. Bilerek ve isteyerek oyunu bozdu.

Sonra en bilindik havalara girip, hep yaptıkları gibi Türk tarafına olmadık suçlamalar getirdiler.

Ama olmadı.

Bu defa kendi halklarına yutturamadılar.

İnsanlar suçlunun kim olduğunu gayet güzel teşhis ettiler. Gazetelerde yorumlar, sosyal medyada tepkiler, beklendiğinden çok ağır oldu.

Anastasiadis’e “Sen bir süre sonra adadaki asker sayısı ‘yok’ seviyesine inecekken, şimdiki durumu kalıcılaştırdın” suçlaması yapılıyor. Hem de gayet ağır ithamlarla.

Şimdi hem bunu kazasız atlatmak, hem de BM parmağının kendilerini işaret etmesini önlemek için “masaya dönelim” havalarına girdiler.

Ha, bu arada yaptıkları bir şey daha var, Sözcü Hristodulidis’e de, suçlama oyununu sürdürme görevi verilmiş…

Hele de anlaşmaya gidecek yolu kolaylaştırmak için kurulan iki toplumlu komitelerin çalışmalarına son verdikten sonra…

Ben şahsen yemiyorum.

Yiyene de şaşıyorum…

_______________________________________________________________________________

Gelsin De Nasıl Olursa Gelsin

KKTC’ye gelen turistler Ercan yerine Larnaka’yı tercih ediyormuş…

Etsinler… Gelsin de nasıl gelirse gelsin.

Bir kar-zarar hesabı yapılsa, hiç olmamasından iyidir.

Ben şimdi Taşyapı’nın ya da onun üstünden devletin alacağı miktarın kaybına mı bakacağım, yoksa akan turist sayısına mı…

Okuyunca anlaşılıyor. Meğer bizim tur operatörleri devletten yeteri kadar katkı alamadıkları için yolcuları Larnaka’dan getiriyorlarmış.

İyi ya, global dünya, liberal sistem.

Hem de ambargoyu bir şekilde kırıyorlar.

Sonra bu yolu tercih edenlerin kumar turisti değil, gerçek turist olduklarını, “herşey dahil” oteller yerine küçük otellerde kaldıklarını, esnafa doğrudan para bıraktıklarını da biliyoruz.

Ben eminim ki, şimdi birilerinin aklında “Şu Larnaka kapısını nasıl kapatalım” düşüncesi vardır ve bunun yollarını aramaktadırlar.

Kişisel çıkarları için ya da sırf faşist olduklarından bu tavuğun kesilmesini de sağlayacaklar ya, ona yanarım…

_______________________________________________________________________________

YERİN KULAĞI VAR

CUMHURBAŞKANI “MÜHÜRCÜ MÜ”?:

UBP milletvekili Ersin Tatar, üçlü kararnamelerle yapılan atamalarda Cumhurbaşkanı’nın takdir yetkisi olduğunu ve atamayı uygun görmediği için imzalamadığını söyleyerek, “Cumhurbaşkanı mühürcü mü” dedi. Bu sözler parti içinde rahatsızlık yaratmış. Parti, Tatar’ın tavrının her türlü disiplinden uzak ve partiye zarar veren bir tavır olduğuna inanıyormuş. Niye rahatsız oluyorlar ki, doğruyu söylemiş. Siz devleti babanızın çiftliği sanıp istediğinizi yapacaksınız, birisi bu yanlışlarınızı söyleyince, “partiye zarar vermiş” olacak. Bunları sadece Tatar değil, herkes söylüyor… Partinin çıkarları yanında, devletin çıkarının lafı mı olur(!)…

KEŞKE YAZDIKLARI GİBİ, BİR DE OKUSALARDI:

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, milliyetçilikleri sorgulanınca “Biz milliyetçiliğimizi Beşparmak dağlarına yazdık” dedi. Yurtseverliklerine kuşku yok. Ama keşke bu yurdun insanlarının ne dediğini de, o Beşparmaklar’dan okusalardı. Halkların kendi kaderini tayin hakkının baş savunucusu olduğunu iddia eden CHP, Kıbrıs Türk Halkının varlığını görmezden gelir de, ben de bunu anlamam…

 TETKİK EDİLECEK NE KALDI Kİ:

Ekonomi profesörü ve yazarı Tevfik Güngör, ya da Güngör Uras ya da yine takma adıyla Ali Rıza Kardüz, Ankara Ticaret Odası’nın “Kıbrıs çıkarmasını” yazmış. Geçmiş tecrübelerine dayanarak,  Türkiye’den işadamlarının, odaların, borsaların, TÜSİAD’ların Kıbrıs çıkarmalarını hatırlatmış. Yorumu şu,  “Artık Kıbrıs’ın heyetlerce gidip tetkik yapılacak bir tarafı kalmamıştır… Bunca ziyarete katılanlardan hiç biri de gidip Kıbrıs’ta yatırım yapmamıştır”. Gerçekten de öyle…

BUNLARLA MI?:

Mete Tümerkan, “Mevcut Bakanlar Kurulu içerisinde herkes birbirinin arkasından konuşuyor.

Bakanları Başbakan’a saygı duymuyor. Sahada bir takım ruhu ile çalışan bir kabine yok. Kişisel hesaplar fazlası ile belirleyici olmaya başladı” diyor köşe yazısında. Görünen köy kılavuz istemez, önceki gün yazmıştım, bir kabine düşünün, Başbakan Yardımcısının açıkladığı “Ada kart” olayından Başbakanın haberi yok. Yok eğer siz bu kadroların, bizi ileriye taşıyacağına inanıyorsanız, aklınıza şaşarım…

NİYE KONUŞMUYOR:

Bizim eğitimden sorumlu Bakan yeni müfredatın nasıl olacağı konusunda tek kelime etmiyor. Türkiye’de değişen kitaplar ve müfredatın bizde de uygulanıp uygulanmayacağı konusunda vatandaşlar hem tedirgin, hem de merak içinde. Yeni öğretim yılı nasıl başlayacak? Ders kitaplarının bir çoğunun Türkiye’den geldiğini biliyoruz. Çocuklar Atatürk’ün olmadığı ancak, “cihat”ın geniş yer aldığı, kız erkek ayrımının yapıldığı söz konusu kitapları mı okuyacak, yoksa biz, laik ve Atatürk ilkelerinin yer aldığı müfredatı mı uygulayacağız. Ona buna riyakarlık basacağına, keşke çıkıp velilere bunu açıklayabilse…

VATANDAŞI GERİYOR:

Memleket sorunlar yumağı ama, bunları çözmek yerine, biz yeni krizler üretmeye bayılıyoruz. Geçen haftanın en önemli konusu Din İşleri Başkanı Talip Atalay’ın görevden alınması meselesiydi. Bu konuda Başbakan ile Cumhurbaşlanı ters düştüler… Onun öncesinde Sayıştay başkanının eşi konusunu tartıştık günlerce… Oysa vatandaşın gündemi ne Talip Atalay, ne de Korahan’ın eşinin atanması meselesi. Bu icraatlar, zaten kendi sorunlarıyla boğuşan toplumu gerip, patlama noktasına getiriyor…

O DA GÜNEYE KAYDI:

Okulların açılmasına sayılı günler kala vatandaş, et’ten sonra çocukların okul alış verişi için de Güney’i tercih etti. Hafta sonu alış veriş merkezlerini dolduran Kıbrıslı Türkler kalem deftere kadar herşeyi oradan karşıladı. Bizde 100 TL civarında olan okul çantaları güneyde 10-15 euro arası satılınca insanlar haklı olarak tercih yapıyor…

_______________________________________________________________________________

ZİRVEDEKİLER

Mete Tümerkan: “İşin ehli olmayan bir yönetim kadrosu iş başında…Ortak bir vizyon ve hedefleri de yok. Ne yapmak istediklerini bilmeden, ülkeyi ordan oraya savuruyorlar. Olacak şey değil ama oluyor işte. Kaybeden de günün sonunda halk oluyor. Ülke oluyor. Bu gidişle ne yazık ki kaybetmeye devam edeceğiz. İçinde bulunduğumuz gemiyi iyice bir dibe batıracağız…”

_______________________________________________________________________________

DİPTEKİLER

Kaza-İhmal Başlıkları: Kaza, Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre “beklenmedik kötü bir olay”… Yani o kötü olayın şartları hazırsa, olasılık dahilindeyse, buna kaza denemez. Oysa biz hala “iş kazası” demekteyiz. Madem ki bu ölümlü, yaralanmalı olayların önüne geçecek tedbirler ısrarla alınmıyor, alınması için devlet otoritesi kullanılmıyor, bizler de artık “kaza” başlıkları atmaktan vazgeçmeliyiz. Aynı şekilde bunlar ihmal de değil. Çünkü ihmal de istisnadır. Yasaların hilafına yapılan genel uygulama, ihmal mi olur, yoksa bilerek yapılmış mı olur? Siyaset-iş dünyası işbirliğiyle gencecik insanlar ölürken, sakat kalırken, kaza deyip geçiştirmek zoruma gidiyor.