Çözüme yönelik müzakereler, umutsuz bir çaba ile devam ediyor! Süreçle ilgili “kötümserliğimin” nedenini yazacağım da önce şu soruya cevap bulalım: “Sn. Akıncı Kıbrıs siyasi sorununu Rum liderliği ile AB ve BM’ler karşısında Kıbrıs Türk halkının çıkarları yönünden savunup sonuçta kabul ettirecek politik deneyimle beceriye sahip midir?” Mesela “uluslar arası hukuka ne kadar vakıftır?” “Rum tezlerini politik kıvraklıkla çürütebilecek deneyimde midir?
Türk tarafının tezlerini hangi güçlü argümanlarla masaya koyup savunmaktadır!
Suçlu sandalyesinde oturduğunu mu hissetmektedir yoksa “mazlum ve mağdur” duruma düşürülmüş Kıbrıs Türk halkının şerefli “komutanı” gibi başı dik midir?..
HAYIR: Amacım Sn. Akıncı’yı zan zem altına itmek değildir. Ancak yüklendiği görev çok büyüktür ve itiraf etmeliyiz bir Denktaş değildir! Kaldı ki izlediğimizce Türk tarafı masada “hakkı hukuku yenmiş, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinden kovulmuş, 1963’lerde resmen Rum jenosit hareketleri ile yok edilmek istenmiş, 1974’ün Enosis’e kapı açacak Rum darbesini yaşamış, sonrası yıllarda ambargolar altında ezilmiş bir halk olarak oturmuyor! Tam aksine “Rum’un hakkını yemiş Kuzey’i işgal etmiş bir mütegallibe olarak oturuyor! O masada adil paylaşım için değil, 1974’de Rum’dan aldığı varsayılan “hakkını” vermek için oturuyor!
Ve Sn. Akıncı da sanki “o masada müvekkilini ipten almak için müdafaasını yapmak veya en az ceza ile kurtarmak durumunda kalan bir avukat pozisyonu imajı çakıyor!”
BU YARGIYA NASIL VARDIK? Geçtiğimiz hafta Eide, çocuklara, “eğer uslu durursanız daha çok dondurma yiyeceksiniz” der gibi paranın o dayanılmaz cazibesini de kullanarak “çözümden sonra her iki halkın çok zengin olacağını söylüyordu!” Fakat öncesinde söylediği çok daha düşündürücüydü: “Masada Kıbrıs Cumhuriyetinin Federasyona dönüşeceğinin Türk tarafınca da kabul edildiğini oysa şimdilerde (mesela Barış Burcu’nun yeni yapılanmadan söz ettiğini) hayretleri ile birlikte söylüyordu! Oysa Müzakerecilerimizin ısrarla açıkladıkları ve Güney’in kabul etmediği bunun tersi olan “Yeni bir Federal sistem” duyurusuydu.
DAHASI: Geçtiğimiz hafta Amerikan Kongresi için hazırlanan bir raporda 2016 yılının ilk aylarının sorunun çözümü konusunda kritik olduğu vurgulanıyor ve sonunda şöyle deniyordu:
“Kıbrıs sorununun çözülmemiş olması AB çevrelerinde rahatsızlık yaratmaktadır. Çözümsüzlük ve bir AB üyesi ülkede BM’ler Barış Gücünün bulunması AB’nin siyasi statüsü için de bir utanç kaynağıdır…”
Dikkatinizi çekerim: AB üyesi olan ve “çözümsüzlük ile BM’ler Barış Gücü bekçiliğinden kurtulması dileğinde bulunulan, Kuzey toprakları işgal altında olduğu iddia edilen adanın tek devleti durumundaki Güney Rum Yönetimidir! Böylesi bir yargıya varırken adadaki makasın ne kadar aleyhimize kapandığını korkarak görüyorum ve korkuyorum. Rusya’nın hemen yamacımızdaki Suriye’de üslendiğini, Güney ile ikili anlaşmaları ve dostluğu olduğunu düşündükçe korkum daha bir artıyor! Kuzey’den istenen toprakları versek de Federal Devlete ortak olamamaktan korkuyorum! Ve artık Türkiye’nin bir daha ikinci bir Barış Harekâtı gerçekleştiremeyeceğini bildiğimden korkuyorum…
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (SU KONUSUNDA HÜKÜMETE HAKSIZLIK YAPILIYOR!)
Yönetme kabiliyetini kaybetmiş Koalisyon hükümetinin CTP kanadı bir damla suda fırtına koparmaya devam ediyor! Kendi kendine “su savaşı” sürdürüyor ve tabi siyasi tatmine varıyor! Belediyelerin, Kıbrıs Türk halkının sudaki egemenlik hakkını savunuyor! Ercan’da kaybettik bari suda kazanalım deniyor! Talat’lı Parti Meclisi sorunu o kadar havalara dikiyor ki “gerekirse referandum yapalım, halka soralım” düşüncesine varılıyor!
Oysa daha bir hafta önce Ankara’ya giden dört Bakan oradaki yetkililerle görüştüler “Özel ve Kamu Yönetimi” konusunda uzlaşıya vardılar. Beklerdiniz ki Lefkoşa’da Parti Meclisi ile bu “yönetim” şekli görüşülüp en iyi şekilde formüle edilsindi. Sonuçta “karara varan hükümet!” Fakat Parti Meclisi tarafından resmen by pass edilen, yetki ve inisiyatifi ile yürütme erkine saygı gösterilmeyen yine ayni hükümet! Sanırsınız ki “gölge hükümet!”
FAKAT. Nedense benzer “savaş” ötesi yığınla bünyesel sorunlarda gösterilmiyor fakat su konusunda kıyametler kopartılıyor! Oysa “yap işlet devret” de olsa, şu veya bu geçici “yönetim sistemleri” de olsa sonuçta çeşmelerden akacak su mevcut sistem içinde belediyelerin su depolarına dökülecek. Ve günü geldiğinde elbette belediyeler geçmişte olduğu gibi suyun tevziatını da yapacak abonelerinden parasını da alacak! Ancak bugün için “hangi belediyelerden söz edildiği” de o parti Meclisinde tartışıldı mı? Ki seçimlerden önce istihdam yapılmayacak vaatlerine karşın hemen tümü de aşırı istihdamlardan dolayı iflas durumundadırlar! Kentler kaldırımsız, yollar patlak, ışıklandırmalar ya hey, belediye denetimleri yetersiz, kısaca hizmet yok!
Oysa şimdilerde CTP kanadının gözettiği nedir? İşte bu duruma düşmüş belediyeleri TC’den akan su ile ayağa kaldırmak! Bir başka deyişle “Türkiye suyu akıtmaya devam etsin ama “yönetimi de parasal geliri de belediyelerin” olsun!
Şimdi ben Sn. Talat’ı gözlerini hayretle açarak, “hayır efendim biz öyle bir şey söylemedik” deyişi ile görüyorum.. İnsaf daha nasıl söyleyeceksiniz! Hükümeti Ankara’ya yollar uzlaşı sağlatır, sonra Parti Meclisi toplanır biz Hükümetin aldığı kararı tanımayız dersiniz! Bir hükümet bu duruma düşürüldüğünde anında istifa ederdi! Kalyoncu Hükümeti iyi dayanıyor doğrusu!
**********
HAVADİS’İN 7. YILINI KUTLARIM.
Dün Havadis Gazetesinin 7. Yıldönümü idi. Son zamanlarda bazı nedenlerimden dolayı diğer etkinliklere de katılamadığımca yazık ki kutlamalarına katılamadım.
Üç yıl önce Havadis’e taşınırken, “benim yazılarıma dayanamayacaksınız” demiştim. Üstelik bazı yazılarımı da dayanabilme güçlerini test eder gibi yazdığım olduydu.. Hatta hâlâ öylesi havalarda gezindiğim oluyor!
Doğrusu iyi dayanıyorlar. Ki yazmaktan usandığımda “keşke bu kadar dayanmasalar” diye söylendiğim de oluyor! Kısaca: Havadis gazetesi türlü çeşitli görüşlerle harmanlanmış tutun ki halka en yakın gazetelerden biri oluyor ve ben de sonuçta bir “Köşecisi” olarak Havadis’le yuvarlanıp gidiyorum. Tüm Havadis gazetesi yetkili ve sorumluları ile çalışanlarını kutlar, başarılar dilerim.
































