BM Genel Sekreteri’nin kişisel temsilcisi Maria Cuellar, Kıbrıs’taki temaslarına devam ediyor.
Salı günü iki toplum lideri ile yapılan görüşmelerden sonra her iki toplum liderinin açıklamaları gerçekte anlamak isteyenlere, çok şeyler anlatmaktadır.
Öncelikle iki toplum liderinin konumlarını ele alıp, yorum yapmalıyız:
Hristodulidis Kıbrıs Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı olarak tüm dünyanın tanıdığı bir lider olarak masaya gelmiştir.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı ünvanının yanısıra, AB ‘nin DÖNEM BAŞKANI koltuğunda oturmaktadır.
Milliyetçi gruplarla, Türklerle hiçbir şeyipaylaşmak istemeyen ELAM örgütüyle beraber hareket etmektedir. ELAM, Hristodulidis’inseçilmesinde aktif olarak görev almış faşist bir örgüttür.
Geçmişte Yunanistan’da Almanlar hesabına X teşkilatında çalışmış daha sonra da İngilizlerin safında Yunanistanda’ki bağımsızlık isteyen güçlere karşı her tür işkence ve saldırılardan sorumlu olan Grivas,Hristodulidis ve diğer Rum sağcılar tarafından kahraman olarak değerlendirilmektedir.
Geçtiğimiz hafta Grivas’ı yüceltme toplantılarında ELAM, DİSİ ve Hristodulidis yan yanaydılar.
Böyle bir siyasiden, Kıbrıs Türkleri yararına bir açılım beklemek ne kadar doğru olur.
Erhürman, 2004 Annan Planı referandumundan ve Montana sürecinden Kıbrıs Türk toplumunun çıkarttığı dersleri, GÖRÜŞME METODOLOJİSİ içerisine koyarak, Hristodulidis’e görüşmeye başlama prensibi olarak sunmuştu.
Bu sunuşta BİRİNCİ MADDE: Siyasal eşitliğin baştan kabul edilmesi ve DÖNÜŞÜMLÜ BAŞKANLIK maddesiydi.
Annan Planında ve Montana’da Rumlar aldıkları devlet’i Türk toplumu ile paylaşmamak için, son anda her iki çalışmayı baltalamışlardı.
Hristodulidis gibi, Yunan Milliyetçiliğinin çizgisinden çıkmayan bir liderin, Tufan Erhürman’ın metodolojisindeki bu birinci maddeyi kabul etmesi, doğal yollardan mümkün değildir.
Bu maddeyi Hristodulidis’e DIŞ GÜÇLERİN ETKİN BASKISINDAN başka hiçbir güç kabul ettiremez.
Bu DIŞ GÜÇLER, öncelikle, Yunanistan ve Türkiye’dir. Ancak onları bu yönde hareket ettirebilecek tek güç de Trump’dan başkası değildir.
Kıbrıslılar kendi sorunlarını, aralarında çalışarak PAYLAŞAMADIKLARINA GÖRE, DIŞBASKIYI adım adım kendileri DAVET ETMEKTEDİRLER.
Kıbrıs Türklerini bir yana bırakalım:
Bölgede Amerikan çıkarları ile Türkiye çıkarları birçok noktada, bu iki gücü, beraber hareket etmeye yönlendirmektedir…
Bu iki büyük gücün, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki çıkarları dikkate alındığında, Hristodulidis’i çözüme zorlayacak veya pasifizeedecek bir politika geliştirmeleri her an mümkündür.
Rum tarafı, paylaşmamak ve adanın tümüne sahip olmak stratejisiyle, GEÇMİŞTE çok şeyler kaybetmişti. Oysa çıkartmaları gereken ders açıktır:
İnsan boyundan büyük işlere ve hedeflere yönelmemelidir…
Türkiye’nin Kıbrıs konusunda daima PASİF BİR ÇİZGİ izleyeceğini ve Doğu Akdeniz ve Kıbrıs üzerindeki çıkarlarından vazgeçebileceğini hayal etmenin bedeli, her iki toplum açısından ağır olacaktır.
Maria Cuellar’ın arabuluculuk görevini başarısızlıkla sonlandırması durumunda, boşluğu diğer güçlerin DOLDURMAYA ÇALIŞACAĞINI UNUTMAMALIYIZ.
Dünya, Trump ile birlikte, GÜÇLÜNÜN, HUKUĞUN ÖNÜNE GEÇTİĞİ, yeni bir döneme girmiştir. Bunu bazılarının unutmaması gerekmektedir.


































