Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Maraş’ın zamanı mı?..

Kudret Özersay’ın “Maraş Türk Yönetimi’nde açılmalıdır” sözleri epey tartışılacak gibi görünüyor.

Kimisi açıklamayı, Özersay’ın adaylığına bağladı, kimisi de içeriğini eleştirdi…
Önerinin Maraş’ın Türkleştirilmesi olacağını iddia eden de oldu, güven yaratıcı olmaktan uzak olduğunu iddia eden de…
Özersay bunlara tek tek yanıt verdi…
Çünkü epeydir üzerinde çalıştığı bir konuydu.
Benim değinmek istediğim nokta da bu…
Maraş’ın Türk yönetiminde sahiplerine iadesi konusu sanki ilk kez gündeme gelmiş gibi bir hava yaratıldı. Oysa öyle değil…
İnternette şöyle kısa bir turla, yakın geçmişe baktım.
Denktaş- Makarios anlaşmasından beri BM gözetiminde yerleşime açılması hep müzakerelerin bir başlığını oluşturdu, hatta Denktaş, 2003’de, kapıların açılmasından hemen önce ve 2004 Temmuz’unda bu öneriyi yaptı. Rumlar, BM kontrolünü dahi kabul etmediler. Hatta Papadopulos bu önerileri “taktik” olarak niteleyip reddetmişti…
Eylül 2010’da sunulan önerimizde ise, nihai siyasi kontrolü bir kenara bırakarak, iki toplumlu “Mülk Geliştirme Şirketi” tarafından yürütülmek üzere, Maraş’ın ada çapında bir “kentsel dönüşüm” modeline dahil edilmesi vardı…
Dikkat edin, o tarihte Cumhurbaşkanı Eroğlu ve görüşmecisi de Özersay… Buna karşılık, Rum tarafının önerilerinde de Maraş’ın Rumlara iadesi vardı ve Eroğlu, Maraş’ın statüsünün bütünlüklü çözümün bir parçası olduğunu söylemiş, “Maraş ‘toprak’la görüşülür” demişti. Hatta Genel Sekreter’e de böyle bir mektup göndermişti.
Ancak kamuoyuna söylenenlerle, masada sunulan önerilerin biribirini pek tutmadığı ortada.
Bakın 26 Mart 2012’de Milliyet gazetesinde, neler yayınlanmış:
“Kıbrıs Türk tarafı, Rumların 1 Temmuz’da AB dönem başkanı olacağı gün, Kapalı Maraş’ın açılmasını gündeme aldı… Bu amaçla tarihi ‘Maraş’ açılımı önerisi hazırlandı. Öneriyi çantasına koyan Derviş Eroğlu, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ve Özel Temsilcisi Kudret Özersay’ı yanına alarak 13 Mart’ta Ankara’ya uçtu… Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile görüşmeler yapıldı. Türk tarafı, Ankara’nın da ‘şaşırdığı’ Maraş önerisini masaya koydu. Eroğlu ve ekibi Ankara’ya, ‘1 Temmuz’da Kapalı Maraş’ı sahiplerine açmaya karar verdik’ dedi. Hem Cumhurbaşkanı Gül hem de Başbakan Erdoğan, Kıbrıs Türk tarafının önerisine destek verdi. Yapılan görüşmelerden sonra, Türkiye ile KKTC Dışişleri Bakanlığı ve KKTC Cumhurbaşkanlığı’nın ‘1974 öncesini‘ ele alacak bir Maraş raporu hazırlaması istendi. Raporda, Maraş’ta mülkiyet sahibi Rumların sayısı çıkarılacak. Yaşayanlar ve ölenlerin sayısı belirlenecek. Buna göre, 1974 öncesinde Maraş’ta mülkiyet sahibi olan Rumlara yerleri iade edilecek. Hukuksal olarak sıkıntı doğarsa, Taşınmaz Mal Komisyonu devreye girecek. Sorun komisyon tarafından çözülecek”…
O önerinin akıbetinin ne olduğunu bilmiyoruz. Herhalde bu da reddedilmiş. Ancak Özersay, bugünlerde dile getirdiği önerinin, 2012’de hazırladığı öneri olduğunu savunuyor.
Şimdi bu kadar lafı niye yazdım.
Acaba, içinde bulunulan durum, Türk tarafının açılım yapmasını gerektiren bir durum mu? Her ne kadar Türk tarafı yine suçlanan taraf olsa da, masadan kalkan biz değiliz. Zaten konu da “açılım” konusu değil…
İşte bu bana tuhaf geldi.
Özersay, uluslararası aktörlerin Türk tarafını “enayi” yerine koyan önerilerde bulunduklarını söylüyor.
Peki bu ortamda, bizim yıllar yılı “koz” diye sakladığımız bir konuyu açılım haline getirmemizin zamanı mı..?
Bence konuyu Özersay’ın siyasi duruşu, ya da adaylığının dışında, bir de bu boyutuyla tartışmakta fayda var…

YERİN KULAĞI VAR
SORUMLUSU KİM PEKİ:
Kamu-İş Başkanı Sami Dilek, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik yaptığı açıklamada, “Benim kişisel olarak görüşüm, Sayın Derviş Eroğlu’nun desteklenmesidir… Ülkede siyaset yapa yapa 40 senedir ülkeye hiçbir şey getirmedik. Hep insanları birbirine vuruşturduk, bir adım ileriye gitmedik” değerlendirmesinde bulundu. İyi de, 40 yıldır bu ülkenin siyasetine yön veren, bu şikayetlerinizin baş oyuncusu Sayın Eroğlu değil miydi Sayın Dilek?..

NE KADAR GÜVENİRSİNİZ:
Başbakan Yorgancıoğlu, katıldığı bir TV programında, milletvekili transferini engelleyecek çalışmalarda, ilgili komitede görev yapan DP-UG kanadının milletvekili Zorlu Töre’nin buna karşı çıktığını ancak Töre’nin, artık UBP’de olduğunu ve bu konuda herhangi bir sorun yaşanmadan yasaların Meclis’ten geçeceğini belirtmiş. Ne kadar güvenirsiniz Sayın Başbakan. Daldan dala geçmeye alışan vekiller bu kozlarını kaybetmek isterler mi?

SERTOĞLU’NUN İDDİASI LAFTA KALAMAZ: Spor Dairesi Müdürü Hüseyin Cahitoğlu, futbola yılda 9 milyon TL, futbol dışındaki 31 spor federasyonuna ise 3 milyon TL harcandığını söylemiş, futbola ayrılan payın arttırılmasını talep etmenin, diğerlerine haksızlık olacağını söylemişti. Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Sertoğlu, bu açıklamaya karşı çok ciddi iddialarda bulundu ve “Öncelikle bu 9 milyonun nasıl kime verildiğini kaç parasının direkt futbola kaç parasının seçim rüşveti olarak geriye kalan paraların naylon faturalarla mı, yoksa gerçek faturalarla mı verildiği ihtiyaca göre mi parti rozetine göre mi dağıtıldığı herkesin bilme hakkı var” dedi. Bu geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir iddia. Hem ortaya atanın, hem de sporu yöneten makamların bu iddiayı açığa kavuşturması şart. Hatta Başsavcılık da Sayıştay da Sertoğlu’nun açıklamasını ihbar kabul etmeli…

DOĞAL GAZIN ÖNEMİ YOK: NTV’nin haberi daha önceden bilinen bir gerçeğin yeniden ifadesi. Kıbrıs’ta 12. parselde Rumlar adına doğalgaz sondajı yapan Amerikan Noble Energy şirketinin, elde edilecek doğal gazın piyasalara ulaştırılması için tek seçeneğin bölgesel boru hatları olduğunu açıkladığı belirtiliyor ve “Rumların tepkisinden endişe eden Amerikan şirketi, üstü kapalı olarak Türkiye’deki boru hatlarını işaret etti” deniyor. Oysa bundan 11 ay önce aynı şirketin yetkilileri, gazetemiz Havadis’ten Esra Aygın’a aynı şeyleri söylemişler, haberi de 13 Ocak 2014’te yayınlanmıştı. Haber yeni değil. Çarpıcı olan, Rumların bir yalan üzerine yürüttükleri ve destek buldukları politika. Anlaşılan kavgada doğalgazın hiç bir önemi yok…

EYLEMİN DOZU ARTIYOR:
64 CAS çalışanının ne olacağı konusunda bilinmezlik sürerken, çalışanlar bugün eylemlerini Meclis önüne taşıyor. Hükümetin sürekli söz verip, işleri ağırdan almasına tepki koyan eski KTHY çalışanlarının bugünkü eylemine bazı sendikalar da destek verecek. Öyle anlaşılıyor ki bu iş güzellikle olmayacak. Hani bir laf var, “Tekdirle uslanmayanın hakkı kötektir” diye, çalışanların da başka şansı kalmadı anlaşılan…

AKLIMA GELDİ DE:
Kıbrıs Postası Gazetesi’nde, Gayretköy’de dere yatağında bulunan Kanas marka silahın, 2009 seçimlerinde Eroğlu’na suikast için kullanılacağı iddia edildi. Hatırlarsınız, 2000’li yıllarda yine Eroğlu Başbakan iken, evine bomba konmuş, failleri bir türlü bulunamamıştı. Bu silah bulununca ve böyle ciddi bir iddia ortaya atılınca aklıma bu olay geliverdi bir anda…

 

ZİRVEDEKİLER
Bülent Ecevit: Namı diğer Karaoğlan… Sadece Türkiye siyasetinde değil, Kıbrıs Türk siyasetinde de önemli bir iz bırakan Bülent Ecevit 5 Kasım 2006’da vefat etmişti. Siyasetin dışında dürüstlüğü ve şairliği ile de tanınan Ecevit’in, ölümünün üzerinden tam 8 yıl geçti. Birkaç kişi dışında ne yazık ki pek hatırlayanı olmadı Karaoğlan Ecevit’i. Nurlar içinde yatsın…

DİPTEKİLER
Bir Koalisyon, İki Hükümet: Turizm Müsteşarı Şahap Aşıkoğlu, Maliye’nin kendilerine yeterli bütçe ayırmamasından dolayı, dış ülkelerdeki fuarlarda etkili olamadıklarını söylüyor. Yani bir bakanlık, diğerini suçluyor. Bu mesele iki bakanlık arası bir mesele midir ki? Benim bildiğim bütçeyi Bakanlar Kurulu hazırlar. Yoksa bizim iki hükümetimiz mi var? İki bölgeli, iki toplumlu federasyon gibi…