Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MARAŞ’I AÇTIK! YA SONRASI?

Dünkü yazımda “bugün için Maraş konusunu Köşeme taşıyacağımı söylediydim.

Ki 1974 Barış Harekâtı sonrasının siyasi sorunları bile açık saçık ve darmadağın ortalarda dururken, “Maraş’ı açmak neyin nesi oldu” diye soracaktım!

Ve ekleyecektim. “Hadi açtınız. Bari 47 yıldır çözüm bekleyen Kıbrıs siyasi sorunu gibilerinden bir tecelliye mahkûm etmeden ne yapacaksanız yapın ki baş ağrıtmasın!”

***

HAYIR AÇTIK VE SİYASİ SORUNA YENİ SORUN EKLEDİK: Çünkü 47 yıldır Maraş bizim değildi.

Tutun ki Türk askerinin bekçiliğinde korunan bir kapalı kentti ki zamanı geldiğinde çözüm aşamalarında siyasi koz olarak kullanılacaktı!

Rum’a devrederken karşılığında bazı ödünler kopartacaktık. Nitekim Annan planında da Grans Montana’da denendiydi!

***

Sn. TATAR kendinden öncesi Cumhurbaşkanları ve Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili yetkili Başbakan ve Bakanların aksine Kapalı Maraş’tan uzak durmadı!

Büyük olasılıkla “zaten Maraş evkaf malıdır” kandırma ve yutturmacasında Ankara’daki siyasi çevrelerin de onayı ile önce Maraş’ın Mağusa yamacındaki yüzde üç buçuğuna tekabül eden bir mahallesi (iskâna değil) halkın ziyaretine açıldı!

VE Makarios’lu Rumun Ortadoğu’nun Beyrut’u yapacağını söylediği Maraş’ın açılması Ankara’nın ve askeri yetkililerin de onayı ile halkın gezmelerine böylece açılmış oldu! ***

TEMAŞASI BEDEVA! Hâlâ hız kesmeden hemen her gün yüzlerce insan evlerden ve dükkânlardan ibaret bu “açık bölgeyi” kablet tarihi muzdarip (tarih öncesinden kalma) bir hayvan gibi ziyaret etmekte ve hayran hayran seyretmektedirler! FAKAT açılan bu bölgedeki yollarda bir aşağı bir yukarı dolaşırlarken neyin hasretini dindirdiklerini, artık Kuzey Kıbrıs’ta çok mamur ve modern kentler oluşumlarında bu mahallede nasıl bir nostalji tazeledikleri hâlâ bilinmemektedir! ***

BİLDİĞİMİZ MARAŞ BİZİMDİR TERANESİ: Ve tabi bu teraneye bağlanmış bağlanmış bir politikada başta Sn. Erdoğan olmak üzere Sn. Tatar’ın bu bölgede zaman içinde bir Türk Ticaret Merkezi oluşturmaları fikirleridir!

Nitekim KKTC’e sittin senedir bir park, bir çocuk oyun yeri, yada halkın mesiresi sayılacak her hangi bir yatırımı gerçekleştiremeyen KKTC’nin muhtacı dide yöneticileri, Ankara’nın da parasal katkılarıyla kısa sürede o yıkıntıların arasında halk bahçesi de yarattılar, sahilinde dizi dizi plajlar da oluşturdular!

Tutun ki artık Maraş Türk’tür Türk kalacaktır! ***

NEDEN KİNAYEDE BULUNUYORUM? Benim iki cocuğumdan biri 1974’de doğduydu.. Diğeri 1975’de..

1974 Barış Harekâtı sırasında Mağusa’nın Akkule Mazgalında Anneleriyle (diğer Anneler gibi) bir iki bez parçasına sarılı minicik bedenleriyle başlarında bombalar patlarken toprakların içinde yatarlardı.

***

ALLAH TÜRKİYE’DEN RAZI OLSUN: Eğer güvenliğimizi sağlamış olmasa bizi o savaş esnasında organize etmese tutun ki Mağusa’da da Atlılar Muratağa katliamları yaşanabilirdi.. Hatta savaş az daha uzamış olsaydı kesinlikle salgın hastalıklar baş gösterecekti ki bunu doktor arkadaşlarım söylediydi.. Yani kırılacaktık, yok olacaktık..

Tutun ki felaketin kapısından döndüktü..

Ayni sıralarda Maraş da Türk askerinin eline geçiyor ve etrafı dikenli tellerle sarılarak 47 yıl gibi uzun bir süre “kapalı Maraş” olarak yasak bölge ilan ediliyordu..

“Tellerinden uzanıp içine tüküremediğim Maraş benim değildir” dediğimin hikmeti işte o yasak bölge oluşuydu..

***

MARAŞ HÂLÂ SİYASİ SORUNUN PARÇASIDIR: Yani üzerindeki tüm ekonomik ve sosyal tasarruflarımıza karşın olası çözümde (her halde bazı ödünler karşılığında) Rum tarafına iade edilecektir..

İşte hatırlatmak istediğim de budur.. Sn. Tatar’ın diline pelesenk “devletimizden ve egemenliğimizden vazgeçmeyiz” söylemi KKTC’nin çözüm sloganı haline gelirken, Maraş’ta insanların gezmelerine açtığımız bir mahallesi üzerinden sürdürülen ve Rumlar için “tahrikkâr” olması gereken eylem ve söylemlerin  hedeflediğimiz “çözüme” yardımcı olmadığı bir gerçektir..

***

ÇÖZÜME VARMAK İSTİYORSAK: İleride tüm dünyanın siyasi birlik ve güçlerini karşımıza alacak sorunlardan azade olmalıyız. Maraş gibi bizim olmayan bir kenti kaşıdıkça kanatılacak sorunlarıyla nesilden nesile devretmeye hiç gerek yoktur!

…ELİMİZDE bir KKTC vardır. Tüm dinamizmimizi  önce şu eldeki toprakları, bağları bahçeleri, ormanları sahilleri gelecek kuşaklara bırakacağımız en değerli miraslarımız olarak yeşertmektir.. Onlarla birlikte ulusal servetimiz olarak “varlığımıza” katacağımız zenginliklerimizi artırmalı çeşitlendirmeliyiz..

OYSAAA! Püri taze haberiyle daha dün ne çıktıydı medyada? (Hadi bunu da bu topraklara ne kadar layık olduğumuzun ibretlik örneği olarak ayazlatalım.)

***

(KISACA TAKILDIĞIM) KKTC’DE 1 MİLYON DÖNÜM OLAN TARIMSAL ALANLARIMIZ 800 BİNE DÜŞTÜ:

Çok kısaca “binlerce dönüm yeşil alan inşaatlar daha doğrusu toprak rantı uğruna haba edildi.

SORUN yeni değil. Dörtlü Koalisyon hükümetinde ilk kez “imar iskân” konusunda yeni planlamalar yapılarak yeni kararlar alındıydı hatırlardadır..

Hatta tarım alanlarına sahillere asla inşaatların yapılmaması için “emirnameler” oluşturulduydu, Mağusa, Boğaziçi İskele yöreleri bu kapsama alındıydı..

Ve kısa sürede memleketin altı üstüne geldiydi. Çünkü bir yandan arsa arazi spekülasyonuna dayanan rantın önü kesiliyor öte yandan ekilip biçilecek alanlar koruma altına alınıyordu..

HATIRLARDADIR: Dörtlü Koalisyonun yıkılmasının nedenlerinden biri bu rantın önünü tıkamasaydı.. Nerdeyse memlekette isyan çıkacaktı.

“Bırakın yapsınlar bırakın gitsinler” tutumuna dayalı başıboş yatırımlar bir yandan insanların sahillerini topraklarını çalarken, öte yandan köylünün çiftçinin hayvancının da üretim alanlarını gasp ediyordu..

Hâlâ devam etmektedir!

***

ÜSTELİK toprakların 1974’den sonra hangi koşullarla kimlere dağıtıldığı bile sorgulanmadan.. İNŞAAT sektörü ile tarım alanları kesin karar ve sınırlarıyla birbirlerinden ayrılmadan!

TEK karış toprağın bir gün altın kadar değerli hale geleceği düşünülmeden! ***

BİR DE DEMEZ MİYİZ: “Asla egemenliğimizle devlet oluşumuzdan ödün vermeyiz!”

Gün gelecek o ödünü vereceğiz!. Çünkü ekilip biçilecek topraklarına sahip çıkamayanlar ne egemen olurlar ne devlet!