“1950’li yılları incelediğimizde, Kıbrıs’taki milliyetçi kesimlerin faaliyetlerinin sadece Rum karşıtlığı üzerinden bir siyaset kurgulaması olmadığını, aynı zamanda yeni bir toplum yaratmayı da hedeflediklerini gözlemleriz. Yani bir çeşit modernleşme denemesi olan bu dönemde uygulanmaya çalışılan kültürel ve sosyal siyasetlere baktığımızda birçok beden ve toplum mühendisliği projeleri görürüz.”
Bu saptama, Poli yazarı araştırmacı Mete Hatay’ın 22 mayıs 2016 tarihinde başlayan ve 3 hafta süren “Makul Kıbrıs Türkü Peşinde” isimli yazı dizisinin ana hikayesini özetlediği giriş bölümünden.
Dizi, 1950’li yıllarda Kıbrıslı Türk milliyetçi elit kesimin daveti ve işbirliği ile Türkiye’den çeşitli görünümler adı altında adaya getirilen 1 yarbay ve 21 subayın Kıbrıslı Türkler üzerinde kurguladıkları “sosyal mühendislik” faaliyetlerini anlatır. Hatay’a göre projenin amacı “bir çeşit “makul,” “milli” ve “medeni” Kıbrıs Türkü inşasıydı. 60 yıl sonra günümüze baktığımızda ise, geçmişin milliyetçi mirasının devamcısı olduğunu söyleyen partiler ile kimi milliyetçi çevreler, yeniden gerek duyulan bir “sosyal mühendislik” projesinin parçası oldular ancak bu defa görünümde ve hedeflerde bariz farklılıklarla.
Şimdiki hedefte; Rum karşıtlığı yerine 42 yıldır bir türlü ayakları üzerine durdurulamayan KKTC’yi sorgusuz sualsiz sırtlanacak olan “Makul, Milli ve Dindar” bir gençlik ve sonrasında toplum yaratmak amacı var. 1950’lerde Türkiye’den getirilen illegal askerlerin yerini bu defa diplomat konumundaki “bürokrat müşavirler” almış.
Gönüllülüğün yerini “paket programlar”a karşılık para ve “modern toplum” hedefine karşılık ise “inançlı dindar toplum” anlayışı hedefi konmuş. Zaten sansasyonist koşullarda yaşamaya alışmış ve travmalı görünümü veren toplum tekrardan kimliğini sorgular kaotik bir ortama çekilmiş. Çeşitli çevrelerden tepkiler oluşmuş, özellikle geçmişin artık anlaşılmaz hale gelen mazaretlerini dinlemek istemeyen, sadece geleceği tartışmak isteyen gençlik, “açık açık başkaları tarafından yönetilmek istemiyoruz-Reddediyoruz” diyerek yollara dökülmüş.
Biz Bu Noktaya Nasıl Geldik?
Bir tarafta toplumsal egemenlik talepleri en üst seviyeye çıkarılırken öte yandan uygulamaları Türkiye kurumlarına devreden ve bu nedenle toplumda özgüven duygusunu sarsan bu güvensiz ve verimsiz ortama nasıl geldik? Elbette ki hepimizin katkısı ile…. Ankara’ya bağlı olarak, beş yıl süre ile ama ucu açık olarak çalışacak ve şimdilik 13 milyon liralık bütçesi olacak olan Gençlik Koordinasyon Ofisi’nin kuruluş gerekçeleri anlatılırken kullanılan anahtar sözcüklere bir bakalım.
GENÇLİK, SPOR, YURTLAR, BURSLAR, KAMPLAR ve UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE….
42 yıllık KKTC tarihinde bu kavramlar üzerine yapılmış ciddi bir tartışma, üretilmiş proje ve uygulama olduğuna tanık olanımız var mı?
Tümü gençliğe yönelik olan bu kavram ve alanların ortak bir yönetim organına, bir üst kurula devredilmesi ve toplumsal hedefler belirlenip para ve enerji israfının önlenmesi gerekmiyor muydu? Her bir başlık için ayrı ayrı yapılar, daireler kurmadık mı? Birbirinden bağımsız ve habersiz çalışan, giderek içe kapalı hale getirilerek güdükleştirilen ve faaliyetleri bile sorgulanamaz hale getirilen bu yapıları siyasetin günlük ihtiyaçlarına devretmedik mi? Bir bakalım…
YURTLAR: Yıllarca, üniversite kampüslerinde ve şehir içi ve etraflarında çok sayıda öğrenci yurtları açıldı. Hatta kapasitenin daha da artırılması için devlet teşvik politikaları uygulandı. Sonra çoğu askeri istihbarat kaynaklı olmak üzere bu yurtların bazılarının kontrolünün Fethullah Gülen Cemaatinin eline geçtiği haberlerini duyduk. Son tahlilde hangi yurdun hangi tarikatın kontrolünde olduğunu izleyemez ve bilemez hale geldik. Bu alan halen ne Eğitim Bakanlığı’nın ne de YÖDAK’ın ilgi ve görev alanına dahil değildir. Yurtların yönetim ihtiyaçlarına yönelik yetki ve sorumluluk sahibi olan her hangi bir kamusal kuruma sahip değiliz. Bu konuda yürürlükte olan herhangi bir hukuksal mevzuat da yoktur. Buna karşılık Türkiye Kredi ve Yurtlar Kurumu, KKTC’de yurtlar yapmakta, uygun binaları kiralayarak yurda dönüştürmekte ve tamamen Türkiye’deki mevzuata bağlı kalarak bu yurtları kendi kadroları aracılığı ile yönetmektedir.
BURSLAR: 1974’ten günümüze kadar, adil yöntemlerle ve ihtiyaca yönelik olup olmadığı tartışmalı bir şekilde yüksek öğrenim bursları verilmektedir. Bu güne kadar bu amaçla harcanan paranın karşılığının ne kadar olduğu hiç gündeme gelmemiştir. Bursların fayda-maliyet analizi yapılmamış ve yapılmamaktadır. Her yıl bu alana harcanabilecek kaynakların azaldığı söylenmekle beraber, bu uygulamanın nasıl sürdürülebileceği, belki de burs yönteminin sadece toplumun acil ihtiyaç alanlarına ve ihtiyaçlılara yönelik uygulanması gerektiği, ama buna karşılık kariyer olarak kendini geliştirmek isteyen herkes için kredi mekanizmasının devreye girmesinin gerekebileceği tartışılmamaktadır. Bu alan kamu denetimine kapalı, tek elden ve gizlilikle yürütülmektedir.
GENÇLİK VE SPOR: Bu iki başlık altında birbirleri ile ilgili ve ilişkili olmayan ayrı ayrı iki daire müdürlüğü vardır. Bu dairelerin bağlı olduğu bakanlık ise sık sık değişmektedir. Spor Dairesi, KKTC’de faaliyet yürüten bet ofislerinden ve piyango gelirlerinden yıllık ortalama 25 milyon liralık bir gelire sahip olmakta ancak bu kaynak bağlı olunan bakanlığın siyasi hesaplarına göre harcanmaktadır. Ulusal bir spor politikası bulunmamakta, bu kaynaktan ne okul sporları, ne kitle eksersizi için uygun organizasyonlar olan spor federasyonları ve ne de yurt içi ve yurt dışı sporda başarı elde etmiş sporcular yararlanamamaktadır. Proje destek anlayışı hiç oluşmamıştır. Bu kaynağın hangi alana ne oranda harcanacağına ilişkin kararlar bakanın isteğine bağlı kalınarak alınmaktadır ve çoğunlukla siyasi mekanizmalarla ilişkili olan futbol kulüplerinin günlük ihtiyaçlarına ve futbol tesislerine yönelik olarak harcanmaktadır.
TC ile imzalanan 2016-18 Ekonomik İşbirliği Protokolü gereği spor fonu, bu yılın aralık ayı sonuna kadar tasfiye edilip genel bütçeye aktarılacak ve böylece bu alanın kullandığı kaynak büyük ölçüde ortadan kaldırılacaktır.
Gençlik Dairesi’nin önceden bilinen ve planlanmış ulusal bir gençlik politikası yoktur. Çalışma hedefleri sık sık değişen yöneticilerin öncelik sıralamasına göre belirlenmektedir. Kaynak yaratılamadığı için gençlik merkezleri güçlendirilememekte, sayıları 30’u bulan spor federasyonları ve bir o kadar da gençlik kültür dernekleri ile ilişkili çalışmalar yapılamamaktadır.
Dıştan Bakanlar Bizi Yönetilebilir Görmektedir!
Gençliğin beklentileri ve kamusal alanın bu beklentilere hangi düzeyde ve ne oranda katkı yapabileceği üzerine uzun tartışmalar yapılabilir.
Ancak şimdilik tartışmasız olan gerçek şudur ki; Türkiye’nin ekonomik ve sosyal politikalar üretip uygulayan çeşitli kurumları, KKTC’deki yapıları güçsüz, yönetemez ve yönetilmeye muhtaç olarak görmekte ve nerede ise zorla yönetmeye talip olmaktadır. Su yönetimi oluşturamadığımız için Su Dairesi, çift şerit yollar yapamadığımız için Karayolları Dairesi kapanma aşamasına gelmiştir. Üniversitecilik politikaları oluşturamadığımız için YÖDAK’ın yerine YÖK’ün belirleyiciliği devam etmektedir. Merkez Bankası ve Sivil savunma gibi geçmişte tartışılmış yönetim sorunları bir kenara bırakılsa bile, yeni yönetim türü talepleri artarak devam edecektir. Yarın karşımıza “ şu kadar yüz milyon dolarlık turizm yatırımı yaptık siz turizmi yönetemiyorsunuz” diye çıkılma olasılığı vardır. Bu liste daha da genişletilebilir. Bu gün karşılaştığımız sorun olan “Gençlik Koordinasyon Merkezi” projesi ise bir dizi ekonomik ve idari girişimden sonra işi kalıcılaştırmaya ve kabullenmeye yönelik yeni bir “sosyal mühendislik” projesidir. Biz üretemedikçe, yönetim işlevini yerine getirebilecek politik oluşumlar yaratamadıkça bu talepler hep karşımızda olacaktır. Çünkü Türkiye ile var olan tarihi bağlarımıza ilaveten onlardan her yıl ortalama 300 – 350 milyon dolar kadar bir mali yardım talebimiz var ve bizi dizayn etme hevesi de işte bu noktada nüksetmektedir.
Son Bir Not
Son olarak, kurulacak olan “Gençlik Koordinasyon Ofisi”ne yönelik eleştirilerde bulunanlara karşı “Bu Türkiye’ye yönelik bir saldırıdır”
savunmasını yapanların dikkatini çekebilecek bir gazete haberine yer vermek istiyorum. Aşağıdaki haber 22 Ocak 2015 tarihinde Hürriyet gazetesinde “Gençlerin Ruh Sağlığına Katkıda Bulunma” amacı ile Türkiye Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan protokol gereği Türkiye’deki gençlik merkezlerinde, yurtlarda, spor tesislerinde ve kamplarda yapılacak manevi çalışmalarla ilgilidir. Haber aynen şöyledir:
“AMAÇ GENÇLERİN RUH SAĞLIĞINA KATKIDA BULUNMAK”
Protokolün amacı birinci maddede sıralanıyor. Buna göre gençlerin beden ve ruh sağlıklarına ve manevi gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla GENÇLİK VE SPOR BAKANLIĞI’NA BAĞLI YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU YURTLARINDA, SPOR TESİSLERİNDE, KAMPLARDA VE GENÇLİK MERKEZLERİNDE Diyanet İşleri Başkanlığının merkez ve taşra teşkilatı personelinin manevi destek sağlaması, din ve değerler eğitimi vermesi ve sunmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek olarak ifade ediliyor.
KUR’AN KURSUNDA SPOR
Protokolün ikinci maddesi ise kapsamını düzenliyor. Buna göre Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı yurtlar, spor tesisleri, kamplar ve gençlik merkezlerinden faydalanan gençler, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı müftülüklerden din hizmeti, değerler eğitimi talep edebilecekler. Bu hizmeti müftü, vaiz, Kur’an Kursu öğreticisi, imam-hatip ve emekli din görevlileri verecek.
Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Kur’an kursları ile Yaz Kur’an kurslarına katılan gençlere ise sporu sevdirmek, boş vakitlerini spor yaparak geçirmelerine ve onların fiziksel ve sosyal aktivitelere katılımlarına yönelik hizmet verilecek.
ARAPÇA VE OSMANLICA DİL KURSU AÇILACAK
Protokole göre bakanlık, Yüksek Öğrenim, Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarında, Gençlik Merkezlerinde, Gençlik Kamplarında ve spor tesislerinde “Din ve Değerler Eğitimi Kursları”, “Arapça, Osmanlıca vb. Dil Kursları” ile benzeri faaliyetlere katkı sağlamak üzere müftülüklerden personel talep edecek.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nca düzenlenen Kutlu Doğum Haftası, Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nda Yüksek Öğrenim, Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarında, Gençlik Merkezleri’nde, Gençlik Kampları’nda ve spor tesislerinde müftülüklerle ortak program düzenlenecek.
CAMİLERE GEZİ DÜZENLENECEK
Tarihi ve kültürel camilere, dini mekânlara gezi düzenlenecek.
KUR’AN KURSUNA KATILANA SPOR EĞİTİMİ
Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Kur’an Kursları ile Yaz Kur’an Kurslarına katılan çocuk ve gençlere Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı kurumlarda, spor tesislerinde ve gençlik merkezlerinde spor eğitimi verilerek, bedensel ve ruhsal gelişimlerine katkıda bulunulacak.
SPOR YAPAN TÜM GENÇLERE MANEVİ EĞİTİM VERİLECEK
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nca yürütülen her türlü spor ve gençlik faaliyetlerine katılan gençlerin manevi eğitimine destek sağlamak için müftülüklerle ortaklaşa programlar düzenlenecek.
Gençlik Kampları Lider Eğitimleri’ne, spor branşları antrenörlük ve hakemlik kurslarına Diyanet İşleri Başkanlığı personelinden şartları tutan kişilerin katılımı sağlanacak ve başarılı olanlara Liderlik sertifikası, antrenörlük ve hakemlik belgesi verilecek.”
[newsbox style=”nb3″ title=”POLİ 289″ display=”tag” tag=”289″ number_of_posts=”6″ sub_categories=”no” show_more=”no” post_type=”post”]
































