Poli

Kaç tane Lefkoşa var?

Kent kimliğini kenti oluşturan fiziksel ve sosyal katmanların özgün yapıları ile açıklamak mümkündür. Kimlik, kelime anlamı olarak bir ‘tanım’dır; tanımlayıcı özellikler bütünüdür. Kent kimliği ise, kentin özgün niteliklerinin bütünüdür. Özgün niteliklerden bazıları (coğrafi yapısı, tarihi, vb.) ön plana çıkarak kentin bu nitelikle anılmasını sağlar. Dolayısıyla kentin kimliği, o kente yüklenen anlamla tanımlanır.

Occupy_Buffer_ZoneÖne çıkan özgün karakter kentin diğer kentlerden farklılaşmasını sağlar. Fiziksel özellikleri ayrı tutacak olursak, her kentin kendi sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapısı kent kimliğinin tarihsel süreçteki değişim ve dönüşümünü şekillendirir. Bu nedenle; kent kimliği sadece fiziksel yapısıyla değil, fiziksel ve sosyal yapının karşılıklı ilişkileri ile bir bütün olarak oluşur.

Kent kimliği aynı zamanda geçmişten günümüze kadar gelen, geleceğe uzanan ve bu süreç içinde biçimlenen bir olgudur. Avrupa’nın bölünmüşlüğü hala devam eden tek başkenti olan Lefkoşa geçmişten günümüze güçlü bir bağ oluştursa da kent kimliği bölünmüşlüğün izlerini taşımaktadır.

Hem somut hem soyut olarak bölünmüş, hatta bölünerek çoğalmış gibi duran Lefkoşa, coğrafik çağrışımı dışında politik çağrışımlarla da farklı kimlikleri işaret etmektedir: Kıbrıs’ın başkenti Lefkoşa, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin başkenti Lefkoşa, KKTC’nin başkenti Lefkoşa… Bir kenti o kent yapan pek çok kimliksel öge varken esasında politik olan bu durumun Lefkoşa kimliğindeki belirleyiciliğini tartışmak hatta etkisini anlamaya çalışmak kentin kimlik sorgulamasını yapmak açısından önemlidir. Peki, farklı şekillerde adlandırınca gerçekten de farklı kimliklerden mi bahsediyoruz? Farklı kent imgeleri mi canlanıyor gözümüzde? Konu genelde Kıbrıs, özelde Lefkoşa olunca ve kent kimliğinden bahsediliyorsa hep bu tarz soruları getiriyor aklımıza. Ve bu sorular da başka bir soruyu: Kaç tane Lefkoşa var?

Bu soru, farklı bakış açılarına göre değişik şekillerde yanıtlanabilir. Farklı bakış açıları da biraz kenti nasıl gördüğümüz ve nasıl algıladığımızla ilgilidir. Kentin imajı kenti nasıl algıladığımızı etkiliyor, nasıl algıladığımız ise kentin kimliğini şekillendirebiliyor. Gerçekte tek bir Kıbrıs, tek bir Lefkoşa var ama fiziksel olarak ikiye bölünmüş olma durumu farklı algılarla ve söylemlerle birçok Lefkoşa ortaya çıkarıyor. Adanın ismi Kıbrıs olmasına rağmen bir ‘yer bildirimi’ yaparken Kıbrıs demek politik bir çağrışım yapıyor kimilerine göre. Taraf belli etmek için illa ki Kuzey ya da Güney ayırımı yapmak hatta Kuzey için KKTC demek gerekiyor. Peki, kent kimliği derken hangi kentten ya da kentin hangi yarısından bahsediyoruz? Lefkoşa’nın kent kimliği bir bütün mü yoksa Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılıyor mu?

Fiziksel bölünmeyi vurgulamak için başkent Lefkoşa’yı bir araç olarak görmek ve Kuzey / Güney Lefkoşa ayırımını yapmayı özellikle tercih etmek belki de sadece bölünmüşlüğe yapılan politik bir vurgudur. Neşe Yaşın’ın şiirindeki duygusal karmaşayı yaşasa da, bir Lefkoşalı, aidiyetini Kuzey ya da Güney diye böler mi gerçekten?

“yurdunu sevmeliymiş insan

öyle diyor babam

benim yurdum

ikiye bölünmüş ortasından

hangi yarısını sevmeli insan?”

Aidiyet konusu da kimlik tanımının içinde yer aldığına göre, aidiyetle ilgili yaşanan bireysel karmaşanın toplumsal bir karmaşaya dönüşmesi kentsel-kimliksel karmaşanın başka bir boyutu. Bireysel kimlikler toplum kimliğini oluştururken toplumsal kimlik de kentin kimliğine doğrudan etki edebilir. Bu anlamda, bölünmüş bir kent olan Lefkoşa’nın bölünmüş toplumsal yapısının kent kimliğinin ne kadar ya da ne şekilde parçası olduğu, kimlik sorunun bir parçası. Kuzey’de yaşayan Lefkoşalılar için durum biraz daha karmaşık. Genellikle bir çift kimlik söz konusu. Peki Lefkoşa da Lefkoşalılar gibi çift kimlikli mi?

Bazılarına göre Lefkoşa Suriçi, Lokmacı sınır kapısına kadar. Sınırın ötesi “diğer taraf”. Bazılarına göre de kendi memleketinde şehir içinde sınır geçmek zorunda kalınan saçma bir durum. Ama bu sınırın iki yanının da iki ayrı dünya olduğu gerçeği inkar edilemez. Gerek tarihi dokunun sürekliliği, gerek mimari dokusu ile iki farklı yapıdan söze etmek mümkün. Belki de tek ortak nokta geleneksel alışveriş aksının kuzeyden güneye sürekliliğini koruması. Kuzey’deki tarihi alışveriş sokağında dolaşırken arada bir sınır geçiyorsunuz ve bambaşka bir alışveriş sokağında aynı aktiviteyi yapmaya devam ediyorsunuz. Aktivite devam ediyor etmesine de kimlik karmaşası bitmek bilmiyor; hangi tarafın yerlisi hangi tarafın turistisiniz bilemiyorsunuz.

border

Suriçi’nde bulunup da aidiyet karmaşası yaşayan sadece insanlar değil şüphesiz… Suriçi’nin en eskileri, hangi tarafa ait olduğunu bilemeyen binalar da çok çaresiz görünmüyor mu?

Kıbrıs’ın kalbi Lefkoşa, ortasına bıçak saplanmış gibi duran görüntüsüyle adanın bölünmüşlüğünü en çarpıcı şekilde yansıtmaktadır. Özellikle bir mimar gözüyle bakıp Lefkoşa’yı bölünmüş bir kent olarak kabullenmek oldukça zor. Kimliğinin bir parçası olan, kente değer katan mimari yapıların sahipsiz kalması, kentin “ara bölge”sinin dondurulmuş bir zaman diliminde sahipli ama kimsesiz gibi durması bölünmüşlüğün belki de en can yakıcı yansımalarından.

Diğer yandan, savunma amaçlı inşa edilmiş ve 16. yy ortalarında bugünkü şeklini almış olan surlar, kentin kimliğinde hala çok önemli bir rol oynamaktadır. Kenti bir bütün olarak algılamaktaki en önemli unsurdur da aynı zamanda. Buna karşın, bölünmüşlüğün simgesi olan Yeşil Hat’tın da, günün birinde, kentin kimliğini ikiye bölen bir sınır olmaktan çıkıp bütüncül kent kimliğinin yeniden oluşmasına katkı koyan ve sadece anılarda kalan simgesel bir sınıra dönüşmesi birçok Lefkoşalının düşüdür belki de…

Benzer birçok örnekte de görüyoruz ki güvenlik gerekçesiyle inşa edilen sınırlar zamanla sınırın iki yakasındaki toplumun da kaderini değiştirir. Toplum, bölünmüş olan bir ülkede yaşamak zorunda kalır ve bu da yetmezmiş gibi siyasi otoriteler her fırsatta bölünmüş toplumsal yaşamı empoze eder. Sosyo-kültürel ve ekonomik paylaşımlar zamanla azalarak tükendiği için toplumun iki yarısı birbirine giderek yabancılaşır ve farklı yönlere saparlar. Her iki toplum da kendi kimliğini ve kentinin kimliğini farklı tanımlamaya başlar. Bir kent, birçok kente dönüşür.

Bir zamanlar keskin bir sınır tanımlayıcı olan Berlin Duvarı’nın ve sınır geçiş noktalarının günümüzde turistik bir çekim noktasına dönüşmesi kentin kimliğinin ne kadar olumlu yönde değiştiğinin kanıtıdır. Bölünmüşlüğün izi hafızalardan silindi mi bilinmez ama en azından tarih sayfalarında bahsedilmek üzere geride kaldı. Kim bilir belki şimdi sınır olan Yeşil Hat da bir gün barışın simgesi olan bir çekim noktasına dönüşür; “ara / tarafsız / tampon bölge” olmaktan çıkıp ortak bir yaşam alanını temsil eder.

Unutmamak gerekir ki; kimlik belirleyen duvar politik duvar değil, sur duvarıdır. Tarihi kent merkezini çevreyelen sur duvarı, kentin çoklu mekan kimliğinden arındırılıp bütüncül kimliğinin sürdürülebilmesi açısından en önemli kimlik elemanıdır. Güçlü ve kalıcı bir kimlik için ihtiyaç duyulan toplumsal ve mekansal bütünleşme sağlanabildiği zaman bütüncül kimliğin gerekleri yerine getirilmiş olacaktır.

[newsbox style=”nb3″ title=”POLİ 289″ display=”tag” tag=”289″ number_of_posts=”6″ sub_categories=”no” show_more=”no” post_type=”post”]




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Kapalı