ManşetPoli

Kıbrıs’ın yaşayan son Ezelileri


 

Doktor Ezel Örfi ve İrlandalı eşi Brigite, uzun yıllardır Kanada’da yaşamaktadırlar. Kıbrıs’ta ise bir yazlıkları var. Doktor, hali hazırda Kıbrıslı erkek Ezelilerin en yaşlısı olması hasebiyle Kıbrıs’ta kalan Ezeli asıllı kişilerin bir nevi “önderi” durumundadır. Doktor Ezel bizim görüşme talebimizi kırmayarak, geçen Pazar Girne’ye yakın bir köyde, denizin hemen üstündeki bir yamaçta inşa edilmiş evlerinde ağırladılar. Daha önce görüşme fırsatım olmuş olan Doktor Ezel’in Ablası Şule hanım ise son zamanlara kadar Ezeli mirasının adadaki bir çeşit kayyumu durumundaydı. Halen Lefkoşa’da Kumsal’daki evinde yaşamını sürdürmektedir. Sanıyorum bu sene seksen sekizinci yaş gününü kutlamıştı. İkisi de Suphi Ezel’in torun çocuklarıdır. Üç yıl önce yaptığım görüşmede Şule hanım, çocukken ailesinin ısrarla Ezeli asıllı olduklarını saklamaya çalıştıklarını anlatmıştı bana. Doktor Ezel bey de geçen günkü sohbetimizde bize annelerinin onlara çocukken kimliklerinin bu kısmını kimseye söylememelerini devamlı surette telkin ettiğini ve öğrenilirse hayatlarının bile tehlikeye girebileceğini telkin ettiğini anlattı. Öte yandan Kıbrıs’taki Ezeli soyundan gelen bu kişiler Ezeliliği artık bir din olarak yaşamadıklarını da ayrıca belirtmişlerdir. Onlar için Ezeli olmak kültürel bir mirasın mirasçısı olmakla aynı anlama gelmektedir.

Suphi Ezel ailesinin bir kısmının Ezel öldükten sonra adada kalıp Kıbrıslı Türkler arasında yaşamaya devam ettiklerini geçtiğimiz yazılarımda sizlere aktarmıştım. Bugün ise sizleri, Kıbrıs’ta kalıp yaşamlarını Kıbrıslı Türkler arasında sürdürmeyi seçen ve hatta Kıbrıslılarla evlenip artık birer Kıbrıslı Türk olan (yukarıdaki satırlarda sizlere tanıştırmaya çalıştığım) ve bugüne kadar en azından Ezeli felsefesinin bazı öğelerini yaşatmayı başarmış bu ailenin fertleriyle tanıştıracağım.

Doktor Ezel Örfi ve İrlandalı eşi Brigite
Doktor Ezel Örfi ve İrlandalı eşi Brigite

Suphi Ezel’in çocuklarının bir kısmının İran’da kaldıklarını, diğer bir kısmının ise Türkiye, Almanya ve Fransa’ya yerleştiklerini biliyoruz. İran devriminden önce, torun çocuğu Şule hanım en az üç kez akrabalarını ziyaret etmek için İran’a gitmişti. Hatta aile içi dedikodulardan bazı Ezeli akrabaların onu ve kızını Ezeli biriyle evlendirmek için talip bile bulduklarını duymuştum.

Bahaullah’ın Bahailiği kurmasıyla birlikte Suphi Ezel’in taraftarları ve akrabalarının bir kısmı Bahaullah’ın yerine geçen oğlu Abdul Baha tarafından aforoz edilmişler ve artık Bahaileşmiş Babilerle ilişkileri tamamen kesilmişti. Suphi Ezel ise taraftarlarının ve müritlerinin büyük bir kısmını kardeşine kaptırınca ve özellikle Osmanlı tarafından Kıbrıs’a kalebent olarak sürüldükten sonra içine kapanmış ve taqqiyah yapmayı seçmişti. Bunu seçmesinin diğer önemli bir nedeni ise 1868 yılında Akka’ya Bahaullah ile sürülen dört Babi’nin kısa bir sürede Bahailer tarafından katledilmelerinden kaynaklanmaktadır.

atiye bahai
Atiye Bahai

Taqqiyah yani “takiyye,” bir tehlike anında kendi kimliğini saklama gizleme veya başka dinden gibi görünme hareketidir. Şiilikte takiyye yapmak, “canından veya malından bir zararı def etmen ve kerametini koruman için inandığından başka bir şeyi söylemen veya yapmadır.” Takiyye’nin geçmişi İran’daki erken dönem İslam dönemine kadar gider. O dönemde İslam’ın iktidarı ele geçirmesiyle birlikte birçok Zerdüş’ün takiyye yapmayı seçtiğini biliriz. 1840 yılında Bab’ın kendi müritlerine hayatlarını korumak için takiyye yapmalarını emrettiğini de biliriz. Bab’ın ölümünden sonra da birçok Babi ileri geleni, öldürülmekten ve sürülmekten korktuğu için takiyye yapmayı seçmişti. Zamanla bu tip takiyyeler, toptan inkara dönüşmüş ve çoğu takiyyeci birer Müslüman olarak hayata gözlerini yummuşlardı. Takiyye yapma bazen hibridleşmeyi veya başka bir deyişle melezleşmeyi de getiriyordu. Bunun en güzel örneği yine Osmanlı’da yaşamış olan Sabetaycılardır. 17. Yüzyılda kendini Peygamber ilan eden bir Musevi olan Sabetay, Osmanlı tarafından öldürülmek üzereyken din değiştirip İslam’a geçtiğini beyan ederek hayatını kurtarmıştı. Daha sonra kendiyle birlikte diğer müritleri de İslam’a geçirten veya Müslümanmış gibi takiyye yapmalarını sağlayan Sabetay Sevi öldükten sonra, sadık müritleri geri Museviliğe dönememişler ve zamanla yarı Müslüman, gizli Musevi bir hayat yaşamışlardı.

Celal Ezel'in İran ziyareti
Celal Ezel’in İran ziyareti

Bildiğiniz gibi Suphi Ezel Kıbrıs’a iki karısıyla birlikte gelmişti. Kendini Kıbrıslılara saygın bir din adamı ve hatta Müslüman bir hacı olarak tanıtmıştı. Daha doğrusu Kıbrıs ahalisi onu öyle görmüş, o da sesini çıkartmamıştı. Çoğu kişi onu Şii bir molla sanıyordu. Bayramlarda ziyaretine gidip elini öpüyorlardı. Buna rağmen Mağusa’da sürgünde bulunan Namık Kemal gibi bazı eğitimli elitler, İngiliz idaresi memurları ve görevli Osmanlı elitleri onların kim olduğunu gayet iyi biliyorlardı. İngilizler 1878 yılından sonra aileye maaş bile bağlamışlardı. Namık Kemal’in Suphi Ezel ile olan ilişkisinden geçen hafta biraz söz etmiştik ama bu konunun  daha yoğun bir şekilde araştırılması gereğini de görebilmekteyim.

Şule Örfi’nin kızı Şirin Süha’nın bize anlattığı kadarıyla, Suphi Ezel’in torunlarından bir tanesi (Şirin hanımın nenesi, bir süre Namık Kemal’in gardiyanlığını yapmış olan Fazıl Örfi ile evlenmişti. Şirin’e göre Fazıl beye Örfi lakabını Namık Kemal bulmuştu. Gardiyan ne zaman Namık Kemal’i kısıtlamaya kalksa, Kemal “işte geldi bizim örfi idare” dermiş. Zamanla arkadaşları da Fazıl beyi Örfi idare Fazıl olarak çağırmaya başlamışlar ve o da bu lakabı bir süre sonra benimseyerek soyadı olarak kullanmaya başlamıştı. Aile evini ziyaretimiz sırasında Şirin hanım bize  Namık Kemal’ın büyük dedelerine verdiği resmin bir kopyasını da verecekti.

[images_grid auto_slide=”no” auto_duration=”1″ cols=”four” lightbox=”no” source=”media: 165308,165303,165305,165306″][/images_grid]

Suphi Ezel öldükten sonra Kıbrıs’taki aileyi daha çok Mağusa’da kumaş tüccarlığı yapmakta olan oğlu Ali Efendi bir arada tutmaya çalışacaktı. Büyük oğlan Ahmet ise tüm servetini İstanbul’da kaybettikten sonra bir süre Kıbrıs’ta kaldıktan sonra Hayfa’ya göç etmiş ve Bahailere katılmıştı. Ortanca oğlanlardan Rezwan (Rıdvan) Ali’nin Ortodoksluğa geçtiğini ve Costi Persianis ismini aldığını geçtiğimiz hafta yazmıştık. Ailenin o tarafı hakkında ise şu an elimizde daha fazla bir bilgi yoktur. Yani Costi’ye ne olduğunu veya çocukları olup olmadığını elimizdeki belgelerden göremiyoruz. Bu yüzden Kıbrıs’ta yaşayan Persianis soyadlı ailelerin onunla bir bağı olduğunu ise halihazırda sizlere maalesef gösteremiyoruz.

Öte yandan Ali Efendi’nin Kıbrıs’taki en etkin Ezeli aktivisti olacak olan çocuğu ise büyük oğlu Celal Ezel olacaktı. Celal Ezel Birinci Dünya harbine İngiliz askeri olarak katılmış ve Hindistan’da uzun bir süre görev yapmıştı. Celal Ezel 1920 yılında adaya döndükten kısa bir süre sonra, Filistin’a gitmiş ve bazı kaynaklara göre Abdul Baha ile görüşmüştü. Aynı kaynaklar Abdul Baha’nın ona Filistin tapu dairesinde iş bulmasında yardımcı olduğunu iddia ederler. Celal Ezel ayrıca Bahaullah’ın torunu İsmet hanımla da evlendirilecekti. Ezeliler Celal Ezel’in Filistin’de iken hiçbir zaman Bahailiği Kabul etmediğini, Bahailer ise ettiğini iddia ederler.

Suphi Ezeli'n Kıbrıs'ta yaşayan torunları
Suphi Ezeli’n Kıbrıs’ta yaşayan torunları

Şirin hanım büyük dayısının hiçbir zaman Bahai olmadığını ama Bahaullah’ın torunuyla evlendikten sonra onlarla yakınlaştığını iddia eder. Gerçi Bahaullah’ın hemen hemen tüm akrabaları 1940’ların sonuna gelindiğinde, Bahailerin 1921 yılında liderliğine atanan Abdul Baha’nın torunu Shoghi Efendi tarafından “taahhüt bozanlar” ilan edilerek ana akım Bahilikten uzaklaştırılmışlardı. Yani Celal Efendi Filistin’de kaldığı sürece Bahailik’ten atılan akrabalarla yakınlaşmıştı. Daha sonra, 1948 yılında adaya dönen Celal Ezel burada Amerika radyo Dinleme merkezinde iş bulacaktı. İsmet hanımın da yönlendirmesiyle Celal Ezel 1952 yılında Shoghi Efendi tarafından dışlanmış Bahai akrabalarını ve Ezelileri Mağusa’da düzenlediği bir toplantıda bir araya getirmeye çalışmıştı. Bütün bu çabalarına rağmen gerçek anlamda birleşmeyi gerçekleştirememişti. Fakat gerek mektuplarından gerekse onunla ilgili yazılmış bazı kaynaklardan öğrendiğimize göre Celal Ezel gittikçe artan bir şekilde Shoghi  Efendi’yi eleştirmişti. Hatta bazı yabancı araştırmacıları Bahailikle ilgili birçok alternatif hikâyelerle ve belgelerle beslemişti. Şirin hanım yazları Mağusa’ya giderek büyük dayısında kaldığını ve büyük dayısının devamlı surette evin üst katındaki odasında bir şeyler yazdığını ve yemeğe bile bazen gelmediğini anlatmıştı bize. Celal Ezel 1971 yılında Mağusa’da ardında birçok yazılmış mektup ve evrak bırakarak ölecekti.

[images_grid auto_slide=”no” auto_duration=”1″ cols=”four” lightbox=”no” source=”media: 165316,165315,165314,165313″][/images_grid]

Celal Ezel’in ölmeden evvel İran’daki Ezelilerle de irtibat içinde olduğunu ve bir kaç defa İran’ı ziyaret ettiğini de biliyoruz. İran’da yaşayan Ezeliler ise Suphi Ezel’in ölümünden sonraki dönemde, Anayasa reformundan tutun da kadın haklarına kadar İran’da gerçekleşecek birçok reform hareketinin içerisinde yer almışlardı. Örneğin ünlü Devletabadi ailesi “takiyye” yapmalarına rağmen Ezelilikten hiçbir zaman vaz geçmemişler ve Devlet içerisinde önemli yerlere gelmişler ve daha önce belirttiğim gibi birçok reforma imza atmışlardı. Özellikle Sıdıka Devletabadi adlı ayni ailenin kadınlarından bir tanesi, İran’ın ilk feminist hareketini kurmuş ve ilk kadın dergisini çıkartmıştı. Zaban-e Zan  (uzun dil) iki yıl boyunca İran’da basılmış fakat daha sonra yurtdışına basılmaya devam etmek zorunda kalmıştı. Sıdıka Devletabadi 1962 yılında 80 yaşında öldüğünde vasiyetinde mezarını başı bağlı veya çarşaflı kadınların ziyaret etmemesini istemişti.

Sıdıka’nın küçük kız kardeşi Qamar Taç Devletabadi 1940’lı yıllarda Celal Ezel’le ilişkiye geçmiş ve 1950 yılında Kıbrıs’ı ziyaret etmiş ve oradaki Ezelilerle tanışmıştı. Bu seyahatini 130 sayfalık bir seyahatname olarak da yazmıştı. Devletabadi ailesi takiyye yaparak İran’daki hayatlarını sürdürmüşler ve gerek eğitimde, gerekse kültür ve kadın haklarının geliştirilmesine büyük katkıları olmuştu.

Şirin Süha
Şirin Süha

Gerek Şirin hanım gerekse Doktor Ezel ailenin İran’da ve Avrupa’da yaşayan akrabalarla hala daha iletişim içerisinde olduklarını iddia ettiler bize. Onların zaman zaman Kıbrıs’ı ziyaret ettiklerini ve Suphi Ezel’in mezarını ve türbesine gidip dua ettiklerini de biliyoruz. Hatta şu an Mağusa’da Ezel’in öldüğü evi atölye olarak kullanan diğer bir Ezeli asıllı biri olan, gazeteci İsmet Ezel, bazı ziyaretçilerin evde kalmak istediklerini ve özellikle Suphi Ezel’in yatak odası olarak kullandığı odada uyumak istediklerini söylemişti.

Tekrar Doktor Ezel’e ses vererek, Kıbrıs’ın bu yaşayan son Ezelilerinin de bazı isteklerini sizlere aktarmaya çalışacağım. Doktor Ezel ailenin en büyük emelinin Suphi Ezel’in evinin bir çeşit müzeye dönüştürülmesi ve 140 yıl önce adaya kalebent olarak gönderilen Babilerin bu ilk halifesinin anılarını taşıyan bazı eşyaların, belgelerin ve resimlerin orada sergilenmesi olduğunu bize sohbetimiz sırasında aktarmıştır. Suphi Ezel’in mezarının bulunduğu türbenin de yeniden elden geçerek daha büyük ve çekici bir türbeye dönüştürülmesi için de çalışmalar yaptıklarını anlatan Doktor Ezel, sohbetinin sonunda, Suphi Ezel’in mezarının ve sahip olduğu diğer taşınmaz ve taşınır malların her birinin Kıbrıs’ın  kültürel mirası olduğunu ve korunmaları gerekliliğini de hatırlatmadan geri kalmayacaktı.

[newsbox style=”nb3″ title=”POLİ 289″ display=”tag” tag=”289″ number_of_posts=”6″ sub_categories=”no” show_more=”no” post_type=”post”]

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı