Köşe YazarlarıSürmanşet

MAHKEME KADIYA MÜLK DEĞİL…




İlk bakışta hukukla ilgili görünse de bu deyim özellikle siyaset için çok kullanılır.

Ünlü Anayasa Hukuku Profesörü rahmetli Bülent Nuri Esen bu ifadeyi hiç dilinden düşürmezdi. Aynen demokrasi ve hürriyet ifadeleri gibi…

Biz 70’lerin başında Kıbrıs’tan Türkiye’ye giden 17-18 yaşındaki gençler için onun anlattıkları çok yabancıydı. Ne demokrasiyi tam olarak bilirdik ne hürriyeti. Üstüne basa basa “Hurriyet” derdi. Bir gün derste sordular, “neden hürriyet değil de hurriyet diyorsunuz  hocam” diye, “Hür olduğum için” demişti.

Hoca ‘mahkeme kadıya mülk değil’ derken, dönemin Başbakanı Nihat Erim’e gönderme yapardı. Birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı hazırladıkları arkadaşı, 71 darbesinin başbakanı olduğunda, ilk içeri aldıklarından biri de Bülent Nuri Esen’di. Ona o yaşında tuvalet temizlettirmişlerdi Mamak’ta. Ama Erim’in hükümeti sadece 7 ay gitmişti. Darbe yönetimine rağmen kendince reformlar yapacağını hayal eden Erim, devrimcileri içeri atmaktan başka iş yapmamış, kendinin getirdiği 11 bakan da istifa etmişti. Sonradan bir deneme daha yaptı, birkaç ay gidecek 2. Erim hükümetini kurdu, yine kimseye yaranamadı…

Diyeceğim şudur; siyasette bir yerlere gelebilirsiniz, ama geldiğiniz yer babanızdan miras değildir. Hareket kabiliyetiniz kısıtlıdır. Arkanızı dağlara dayadığınızı sanıp, ülkenin ve partinin içindeki dinamikleri yok sayamazsınız. İşin içinde bir de antidemokratik manevralar varsa, bir süre sonra yalnız kalacağınızı bileceksiniz.

Bu ülkede 2 defa anayasa yazıldı. O iki Kurucu Meclis tutanaklarını gençler okumalı. Ne düzeyli ne bilimsel tartışmalarla yapıldı o anayasalar. Dönüp bir de kırk küsur yıl sonra geldiğimiz yere bakın. Demokrasi birkaç ay içerisinde birkaç kez ayaklar altına alındı, genelde halk iradesi, özelde bir partinin üyelerinin iradesi, demokratik organlar devre dışı bırakıldı.

Koskoca bir ülke bir avuç dayatmacının elinde oyuncak oldu.

Hem de bu yoklukta, bu sağlık tehdidi altında…

Tüm bunların simgesi olan 2 kişiden biri olan Ersan Saner, en az halk kadar, kurban haline geldi.

Erken seçim kararını UBP Tüzüğü’ne göre Parti Meclisi verebilirdi. Kızgınlığından, bunu bile unuttu.

Şimdi Merkez Yönetim Kurulu’na da Parti Meclisi’ne de götürmek, oradan karar çıkartmak zorunda.

Milletvekillerinin Nisan gibi bir erken seçimi istemedikleri ortada. Her kafadan bir ses çıkıyor. UBP’nin içine düştüğü durumda seçim istememeleri normal. Böyle bir kararın çıkması imkansız gibi…

Diğer yandan, daha 1,5 ay önce kurduğu hükümetin ortaklarına bile danışmadı. Erken seçim çağrısını bizzat muhalefete yaptı.

İşin bir de intikam boyutu var ki, bu hesap sandıkta görülecek… Atamayla geldiği başkanlık koltuğunda en azından partinin dengelerini gözetmeyi başarabilseydi, bir yere kadar şansı olabilirdi. Birkaç yerin desteğiyle partinin burnuna halkayı takıp sürükleyeceğini sandı ama yanıldı. Yanıldığı diğer bir konu da kurduğu hükümetin iş yapacağına inanmasıydı. Bunun böyle olmadığını sadece 1,5 ayda gördü, Ersin Tatar’ın yaptığının bir benzerini yaparak ülkeyi yeni bir kaosa soktu. Halktan kopuk, ülkenin meselelerinden kopuk, bencil bir siyasi anlayış kısa sürede duvara tosladı.

Şimdi seçimde birçoğunun hedefi olacak. Belki de ister istemez siyasi hayatına nokta koymak zorunda kalacak.

Bana göre UBP Parti Meclisi Nisan’da bir seçime onay vermeyecek. O nedenle bu hükümetin kör topal da olsa sonbahara kadar gideceğini tahmin etmek zor değil.

İşte tam da bu noktada en büyük görev muhalefete düşecek. Daha birkaç ay önce yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşananlar çok taze. İradeye müdahaleden tutun da istihdamlara, devlet arazilerine, vatandaşlıklara, diğer kıyaklara kadar.

İşte bakın, Erhan Arıklı aynı konuşma içinde hem önümüzdeki ay maaşlar ödenemez diyor, hem de aynı zamanda atamalarını tamamlamaktan söz ediyor.  Gerekçesi de “halk hizmet bekliyor”. Sanki halka hizmet için kadrolaşmak gerekirmiş gibi. Diğer taraftan düşmüş sayılan bir hükümet virra atama yapıyor.

Muhalefet, gölge kabinelerini kurup, devletin işleyişini yakından takip etmeli, en ufak bir yanlışta memleketi ayağa kaldırmalıdır. Artık herkes anlamalı ki, bundan sonra “olmaz, olmaz” bu ülkede.

Şakası yok; izleye izleye bu noktaya geldik. Neredeyse cinnet durumu. Bütün bunların tekrar edilmemesini sağlamak muhalefetin elindedir. Seçimin demokratik ve adil bir şekilde yapılmasını sağlayarak, ülkeyi el birliğiyle kaostan kurtarabiliriz…

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

NİCE KELLELER GİDECEK:

Olası bir erken seçimin, sürpriz sonuçları da beraberinde getireceğinden kimsenin kuşkusu olmasın. Özellikle de UBP içinde büyük hesaplaşmaların olacağı ve bazı önemli kellelerin sandıkta kalacağı kesin gibi. Meclis Başkanlığı seçiminde yaşanan rezaletin diyeti ilk seçimde mutlaka birilerine ödetilecektir. Bunların kimler olduğunu söylememe gerek yok, zaten sizler de biliyorsunuz…

 

HEVESİ KURSAĞINDA KALDI:

Yaklaşık bir aydır yaşadıklarımız toplumun gözü önünde yaşandı. Bu rezil sürecin kaybedenleri sadece Resmiye Canaltay ve Ersan Saner olmadı. Sırf koltuk uğruna bu ucube yapının kurulmasına ön ayak olan ve partisini de ateşe atan DP lideri Fikri Ataoğlu’nu da unutmamak gerekir. Yeniden Turizm Bakanı olma hayalini sonunda gerçekleştiren Fikri Ataoğlu’nu gaileler almış. Erken seçime hükümet ortaklarının ortak karar vermesi gerektiğini söylüyor. Biz hazır değiliz demiyor da “halk erken seçime hazır mı” diyor. Başka bir partiden 3 milletvekilini istifa ettirerek kurulan bu acaip hükümetin akıbeti ne olacaktı ki? Serdar Denktaş’ın aday olmadığı bir DP’nin seçimde başına gelecekler var…

 

BUNDAN KÖTÜSÜ NE OLABİLİR:

Başbakan Saner’in erken seçim kartını masaya sürmesinin ardından HP milletvekili Özersay; “Erken seçim ülkeyi sadece kaosa götürür” değerlendirmesinde bulundu. Duyan da şu an ülkenin güllük gülistanlık olduğunu sanacak. Halbuki hiçbir dönemden ülke böyle bir kaos ortamını yaşamadı. Dış müdahaleler, irade gaspı ve otoritenin ayaklar altına alındığı bir dönem olmadı. Erken bir seçimin ülkeye mali olarak vereceği zararlar olacak elbet ama, sonucu ne olursa olsun bundan daha kötüsü olmayacak.

 

YIL DEĞİL AYLAR DÖNEMİ:

Çoktandır hükümetlerin ömrü bir,  bir buçuk yıl falandı. Ortalama her iki senede bir ülke seçime giderdi. Ama yeni normalde bu kural da değişmiş oldu. Artık hükümetlerin ömrü yıl ile değil, ay ile hesaplanıyor. Baksanıza, Saner’in kurduğu yamalı bohça hükümetinin ömrü bir ayı bile doldurmadan tarih oldu gitti… Sanki böyle bir lüksümüz varmış gibi.

 

BAŞARILI OLDUKLARINA İNANMIŞLAR:

Tatar’dan Saner’e en çok övündükleri, salgın konusunda “çok” başarılı oldukları konusuydu. Pilli her konuşmasında, “bu corona belasını ben bitireceğim” gibi iddialı sözler söylüyordu. Bu işin kökünden kazıyacaktı falan. Buna kendilerini öylesine inandırmışlar  ki, 2021 Bütçesinde “Corona virüsü ile mücadele projesi” ödeneğini, 2020 bütçesine göre 60 milyon TL azaltarak 20 milyon TL’ye düşürmüşler. Bunu neden yaptıklarını ben pek anlamadım ama, inşallah dedikleri gibi olur yoksa yandığımızın resmidir…

 

“İNGİLİZ ÜSTLERİ”:

Haydi anladık Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi teknik bir komite, ama bu kararları yazanlara ne demeli? İngiliz Üs bölgesinden “Üst” olarak bahsediliyor kararda, hem de iki kez. Beyarmudu ise, “Beyramudu” olarak yazılmış. Bir de bu kararlar, Sağlık Bakanlığından geçiyor. Orada da kimse görmüyor mu? Kelime hatası deyip geçemezsiniz. Bundan önceki kararlarda da benzer ifade bozuklukları vardı. Hatta meramını anlatamayan öyle cümleler vardı ki, birkaç saat sonra yeni açıklamalar yapılmak zorunda kalındı. Kamuya bakın, ne hale düşmüş…

FOTO GÜNDEM: Bugün Denktaş’ın vefatının 9. yıldönümü. Tek bir şey söyleyeceğim; zamanında kendisine sürçü lisan ettiysek, affola; bugünleri gördükten sonra…

rauf denktas







Başa dön tuşu