LefkoşAlıyım ama oldum olası MaĞusa’ya hayranlığım vardır. Sanırım bu hayranlığın temelinde, tarihi surların, muhteşem görüntüsünün dimağıma ben daha küçük yaşlarda iken, yerleşmesi etkendir. LefkoşA’da da sur vardır ama özellikle İngiliz döneminde yapılan tahrifat oradaki esas görünüme ağır darbeler vermiştir. Oysa MaĞusa’da surların orijinal hâli neredeyse hiç bozulmamış, üstüne üstlük onların “Hendek” ile bütünleşmişliği de korunmuştur. Bu bütünleşmeye şehir halkı da Suriçi’nde – kısa bir dönem hariç- tarihi dokuya sahip çıkarak destek vermiştir. Sonuç olarak Avrupalıların “old city” tanımlamasına uygun bir şehir orada mevcuttur.
Gerçekten de içinde barındırdığı Meydanı ile, Othello kalesi ile, Venedik Aslanı ile, ayakta kalan kalmayan çok sayıda kilisesi ile, bugün Avrupa’nın Adriyatik kıyılarında ki gözde kenti Dubrownik kadar tarih kokan MaĞusamız gerçek anlamda bir kültür ve tarih şehridir.
Askerliğimi bu şehirde yaptım. Özellikle o dönemde şehrin sahip olduğu bu potansiyeli fark etmiştim. İçinde barındırdığı yüzlerce kilise ve tarihi eserden onlarcası halen ayaktadır. Gerisi artık harabe haline gelmiş ya da büyük ölçüde yok olmuşsa da geriye bir kalıntı bırakmıştır. Lâlâ Mustafa Paşa görkemli görüntüsü ile tek başına nadide bir mimari eserdir. Venedik Sarayı, Osmanlı Hamamları, Namık Kemal Zindanı adeta tarihi özetleyen anıtlar olarak her tarih meraklısının ilgisini çekmektedir. Adeta büyülü bir şehirdir Eski MaĞusa. Surlar dahilinde bulunan harabeye dönüşmüş kiliseleri dahil tüm yapıları, oraları gezen birisine, kendini masal dekoru içinde yaşarmış hissini verir. Gerçi tek tük de olsa bu dekoru bozan modern yapıları görmemek ve bunları yapanlara kızmamak mümkün değil ama en azından şimdilik! “Yine de buna da şükür” demekten öteye gidemiyoruz.
Ve tabii Othello Kalesi. Bana göre değil MaĞusa’nın, tüm Kıbrıs’ın sembolü olabilecek bir yapıdır burası. Bugün Othello dediğinizde Shekespeare’in ünlü eserini dünya üzerinde bilmeyen kaç insan buluruz acaba? Tam da “Yılda bir hafta boyunca Avrupa’nın ünlü bir tiyatro gurubunun bu kalede bu oyunu sergilediğini düşünün” diye yazacakken, Havadis yazarlarından Gizem Yeşilyurt Davulcu’nun köşesi gözüme çarptı. Gizem “Birleşmiş Milletler Gelişim Platformu’nun yürüttüğü Othello Kalesi restorasyon projesinin açılışı için ‘Awakening Ensemble’ isimli iki toplumlu performans grubu W. Shakespeare’in Othello oyununu İngilizce sahneliyor” yazıyordu. 3-4 Temmuz da gerçekleştirilecek bu etkinliğin bir başlangıç olmasını diliyorum. Sanırım böyle bir şey her yıl olursa, iyi bir pazarlama ile o hafta ne ambargo kalır ne başka bir şey… Dünyanın her tarafından bu oyunu orijinal dekoru içinde görmek için ülkemize tiyatro meraklısı turist akar diye düşünüyorum.
Tabii ki bunun organizasyonu zor. Ancak iyi bir hazırlıkla başarıla bilinir. Mağusalıların organize olma yeteneği var. Bu yeteneğe geçtiğimiz hafta şahit oldum. Bir kitap tanıtımını kısa zamanda bu kadar güzel organize eden insanlara, biraz olanak sağlanırsa müthiş geri dönüşler alınacağını hissettim.
Geçtiğimiz hafta son kitabım “Efsaneden Doğan Efsane, Mustafa Defteralı”nın MaĞusa’da tanıtımı vardı. MaĞusa Belediyesi tarafından bir kültür merkezi haline dönüştürülen Buğday Cami de ki etkinlik Belediyenin ve Othello Şiir Gurubu’nun ortak organizasyonunda gerçekleştirildi. Şiir gurubu üyesi organizasyonun baş mimarı Bedia Balses’in, Edip Cansever’e ait “Ölü mü Denir Onlara” adlı şiirinden bir bölümü okuması ile başlayan etkinlikte hazırlanan video sunumu o tarihi mekan içinde müthiş etkileyiciydi. Bir saatten az fazla süren etkinlik sonrası gerçekleştirilen soru cevap kısmına geçildi. Orada bir soru üzerine grup üyesi olarak açıklama yapan kültür adamı, meslektaşım ve MaĞusa Milletvekili Dr. Arif Albayrak, önümüzde ki aylarda Othello Kalesi’nde “Uluslararası Othello Şiir Günleri” adlı bir organizasyona grup olarak hazırlandıklarını ve bu organizasyona dünyanın her tarafından şairlerin davet edildiğini açıkladı. Othello Şiir Grubu bu organizasyonu başarıyla gerçekleştirirse önce MaĞusa’nın sonrada ülkemizin kazanımı tabii ki yüksek olacaktır.
Eminim ki MaĞusa, bu etkinlikleri ile ülkemizin, hatta Doğu Akdeniz’in Kültür Başkenti olma yönünde çok yol alacaktır. Lokalizasyonu, tarihi ve insanı ile de bunu hak eder pozisyondadır. Gerekli olan sadece biraz destektir.
VE ŞİİR.
Bu hafta MaĞusalı şairimiz Dervişe Kutlu Güneyyeli’yi konuk ediyoruz. Kendisi aynı zamanda Othello şiir gurubunun üyesidir.
Ağlama Ey Toprak!
Zamansız bir ülkede
Kimliksiz bir toprağa doğan,
Sığ alkışları etinde tırnak tırnak hisseden
Bir çocuk bakışı düşün!
An’da yaşamaktan ziyade
An’sız donakalmanın,
Biz’leşmekten ziyade
Hepsi’leşmenin boş tarafında
Mühürlenmiş bir çocuk bakışı…
Düşün
Düşsüzlüğün cennette olmayı nasıl bertaraf ettiğini;
Kafesteki kalabalığın arasında sıkıştığını,
Kaotik zenginlikler içinde fakirlikten boğulduğunu…
Teninin, yağmurun dibinde yağmura hasret,
Rahminin, beklediği tohumdan sökülürcesine
Yapay hasatlarla yağmalandığını düşün
Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli sözünü ataların
Ve sonra ey toprak,
“Ört kimsesizliğimi” diyen bir çocuk bakışı düşün…
Kurbana yatıran öfkenin ortasında
Kanadının ve zincirinin arafında
Teninin önünde ve ruhunun gerisinde
Mumları düşlerinin üzerine söndürülen
..Bir
….Çocuk
………Bakışı
……………Düşün
………………Ey toprak!
Ve başarabilirsen ağlama!..
ANLAYAMADIKLARIM
Yahu koskoca Fenerbahçe Başkanı bu tongaya nasıl düşer? Böyle davranma aklını kimden alır? Bize bunu neden yapar? Kendine bunu neden yapar? Fenerbahçe sempatizanı binlerce Kıbrıslı Türk’ü neden üzer? Hiç anlamış değilim.
































