Köşe Yazarları

Eller birleşti de bir biz birleşemedik






Hatırlarsınız, Hürrem Yengemiz: “rakkas, rakkas” diye cilvelenirken, diğer bir yanda da Muhteşem Süleyman ve vezirleri savaş hazırlığı yapıyordu. Mâlum dizi genelindeki kurguya ilişkin eleştiriyi tarih bilim çalışan arkadaşlar yapsın, bizi çok da ilgilendirmez. Bizi daha doğrusu birçoğumuzu ilgilendiren başka objeler ve de olgular vardı ilgili dizide. Birçok erkek Hürrem Yengemizin derin okyanus gözlerinde boğulmaya devam ederken, bu konuya dahil olan birçok yabancı diplomat var. Hatta ve hatta; “Hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız” diyenler bile var. İtiraz edenlereyse; “Tüm padişahlarınızın anası yabancı bir milletten” diyorlar. Biz de bu konuda biraz araştırma yaptık ve baktık ki; ‘Orhan Gazi ve Rum kızı Halifora ile başlayan bir karışım sürecinden 1. Murat dünyaya gelmiş ve liste bu karışımla devam etmiş; Yıldırım Beyazıt’ın ve 1. Mehmet’in anaları Bulgar, Fatih’in anası Bizanslı, Kanuni Sultan Süleyman ve Kıbrıs Fatihi oğlu 2. Selim’in ki Rus, 3. Mehmet’in anası Venedikli, 1. Ahmet’in ki Yunanlı, 1. Mahmut’un ki Giritli, 3. Osman ve oğlu 3. Mustafa’nın anaları ise Sırp’ ve uzayıp giden bir listeyle karşı karşıya kaldık. Maşallah sırada 72,5 milletin hatunu var. TC eski Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ise bu söylenenlere karşılık: “O diplomatların ne çocuğu olduğunu bilmem ama ben Osmanlı çocuğuyum” diye açıklama yaptı. Hoş, Osmanlı Hanedanı ne hanedanmış be(!). Baba tarafı Osmanlı, ana tarafı ise silme yabancı. Koydu mu, oturtan cinsten mübârek bir milletten geliyoruz yani birçoğumuz. Neyse, yıllar geçti ve yine yakın geçmişte bi’ırk çatışması/kaynaşması daha vûkû buldu. Mâlumunuz üzere Real’in kurucusu ve de İspanya eski diktatörü Francisco Franco, ulus-devlet iddiasında olan Katalan parlementerleri bir gecede kurşuna dizerek, Katalunya Özerk Bölgesi diye ortaya atılan bölgeyi lâv etmiş ve o bölgeyi bugünkü İspanya sınırları dahiline almıştı. Katalan bebeler bir tarafta İspanya Milli Takımı’na servis verirken, kulüp bazında da Katalanlar’ın milli takımı Barcelona, bayrakları ise forması oldu. Bizim BTM Ligleri’nde mücadele eden takımların göğüs logoları bile varken, onların formaları üzerinde kuruluşundan, yakın geçmişe kadar herhangi bir kurum/kuruluşun logosu yoktu, taa ki UNICEF’in müracaatına kadar. Üç sezon boyunca UNICEF logolu formalarıyla yardıma muhtaç bebelere yılda 1,5 milyon Euro’luk kaynak aktardılar ama artık vahşi kapitalizm sosyal sorumluluk-morumluluk takmadı. Endüstriyel sporda artık değer ve inanç kalmadı. Bir zamanlar kulüpleri için “Bir kulüpten fazlası (Mes gue un club)” diyen katalanların da ar damarı çatladı. 3 sezon önce formasına logo alan son takım olan Barça da, yılda 33 milyon Euro’luk teklife hayır diyemedi. Qatar Foundation (Katar Vakfı ki şimdilerde de Katar Havayolları’na pas edildi) logolu formalar önümüzdeki sezonlar için yeniden dizayn edilmekte. ‘Barcelona-Bir kulüpten fazlası’ deyimi artık yok, zira onların da artık bir ‘fiyatı’ var. E bizde durum ne? Bağcıl-Yalova Birleşmesi hüsranla sonuçlandı bildik süprizden uzak bi’şekilde. Milyonlarca euroluk şirket evliliklerinin gerçekleştiği bir piyasada bizim kulüpler hâlen bu işlere ayak sürmekte. Hâlbuki daha çok taraftar istesek, pastadan daha çok pay istesek, daha çok insani alt yapı alternatifi istesek, yönetimde daha çok kaliteli insan gücü istesek ve özetle daha sağlam sürer durum istesek birleşirdik. Eller birleşti de bir biz birleşemedik. Yakışır…







Başa dön tuşu