Ünlü filozof Platon’un “mağara benzetmesi”nin felsefe tarihinde önemli bir yeri vardır.
Mağara benzetmesi şöyle:
“Bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak oturmaya mahkumdurlar. Başlarını da arkaya çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen başka insanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedirler. İçlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içerdekileri, duvarda gördüklerinin zâhiri olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna inandırması imkansızdır.”
…
Zâhiri, gerçek olmayan görüntü demek…
…
Girne Kapısı’nda oturuyoruz.
Sarayönü’nde dolaşıyoruz.
Mağusa’dakiler ne desin, ya da Lefke’dekiler.
…
Arkamızdan gelip geçenlerin gölgelerini izliyor gibiyiz.
Mağaradakiler gibi.
Bize ne yansırsa.
Dış dünyadan…
…
Bir mağarada oturur gibiyiz…
…
Opera yok.
Senfoni müzik yok.
Buz patenti yok.
Atletizm oyunları yok.
Futbol oynamak isteyenlere de karşı çıkıyoruz.
Yok, yok, yok…
…
Bir mağarada oturduk, olup bitenden habersiz.
Önümüzde gölgeler…
…
Ansızın aramızdan biri dışarı çıkıyor, geldiğinde anlatıyor.
Koskocaman bir salon.
Barok döneminden kalma.
Mimarisi de öyle.
Şef içeriye girdiğinde, herkes ayağa kalktı.
Sonra herkes oturdu.
İnsanlar şık şıkırdım.
Tıs yok.
Mağara gibi.
Şefin komutuyla önce kemanlar başladı.
Sesler yavaştan giderek yükseldi, ondan sonra “Drum”lar bir gürültüyle girdiler ve nefesli çalgılar başladı sonra…
Nefesli çalgılarla birlikte nefesler tutuldu…
Çalınan parça Beethoven’ın bilmem kaçıncı senfonisiymiş…
…
Anlatılan bu olaya mağaradakilerden kimse inanmaz!
…
Bir başka biri kurutulur, dış dünyaya kaçar.
Geldiğinde anlatır:
Adam Bakan.
Brüksel sokaklarında işine bisikleti ile gidiyor.
Katlı kravatlı.
Çantası, bisikletin sepetine yerleştirilmiş.
Kimsenin de baktığı yok.
O mütevazı Bakanın hakkında küçük bir dedikodu çıkmış.
Onuru kırılmış. Bu işi nasıl kamuoyuna anlatabilir diye.
Basmış istifayı.
Sebep: Oğlunun trafik suçunu sildirmesiymiş…
…
Mağaradakiler aptallaşır.
Böyle bir şey olamaz diye…
…
Başka biri kurtulur.
O da anlatır mağara dışında olup biteni.
“Kısa süre önce, müthiş bir sıçrama yeteneği olan Issus adlı böceğin arka bacaklarında, bacaklarının aynı anda harekete geçmesini sağlayan dişli çarklar keşfedildiği açıklandı. İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi’nden Prof. Malcolm Burrows ve makine mühendisi Dr. Gregory Sutton, böceğin sıçramadan önce bacaklarındaki çarkların dişlerini birbirine geçirdiğini, bu şekilde saniyede 3.9 metre gibi muazzam bir hıza ulaşabildiğini tespit etti. Prof. Burrows, “iki bacağı arasında çok küçük bir zamanlama farkı dahi olsaydı (vücut yapısından dolayı) sıçrarken sağa sola yalpalardı” demiş.
..
Mağaradakiler dibelik ablos olurlar…
…
Herşeyi yansımalardan izleyen mağaralılar arasından bir kişi daha ne oluyor bitiyor diye dışarıya çıkar.
Londra’ya gider, bir konser izler.
Geldiğinde heyecanla anlatır:
Konser alanını kızlı erkekli binlerce insan doldurmuş.
İğne atsanız nafile, yere düşmüyor.
Lady Gaga diye biri.
Dayanamayıp soyunuyor.
Çırılçıplak…
Bir başkası, Doria Tillier adındaki Fransız kadın, ülkesinin Ukrayna’yı eleyerek Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanması halinde hava durumunu çıplak olarak sunacağı sözünü vermiş.
Ülkesi yenince, o da Lady Gaga gibi anadan doğma soyunup sözünü tutmuş…
Böyle şeyler de var mağaranın dışında…
…
Mağaradakiler dayanamaz artık.
“Biz, Eroğlu ve Anastasiadis’in pazartesi buluşacağını biliriz bir tek. Gerçek olan bu. Bunlar da nereden çıktı” derler.
Bu gerçek olmayan hikayeleri aktaranları öldürürler.
Hemen…
Oracıkta…
…
Mağaradakiler normal hayatlarını yaşamaya devam ederler…
Huzur içinde…
































