Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MADALYONUN İKİ FARKLI YÜZÜ… VE KISACA TAKILDIĞIM!

Önce yazdıklarımı okuma tahammülü gösteren okuyucularımla iki  sevincimi paylaşayım.

KIŞ mevsimine  Allah’ın rahmetidir dediğimiz bereketle girdik. Ekilenler yeşerecek. Yağışlar böyle devam ederse bu yıl kuraklığı yırttık demektir.                         Kurak çorak  bir adada yaşarken tarım kesiminde çalışan insanlarımızı her halde  bu yağmurlardan daha çok sevindiren bir başka olay olamaz.                                                        Kaldı ki: Nankörlük yapmak istemem ama bu ülkede sevinilecek  hangi olay kaldı ki?

MESELA ülkemizdeki işsizlik nedeniyle  sekiz bin Türk yurttaşın Güney’de çalışma olanağı bulabileceğine  mi sevinelim?             BİR süre önce yaşanan ve şimdilerde ateşi düşen   TC’den kaynaklı döviz vurgunu nedeniyle fiyatları artan  bilumum emtianın  maaşlarımızı da  fena halde  vurduğuna mı sevinelim…

YOKSA kışın kıyametin içinde TL’nin kurtuluşuna paralel elektriğin, tüp gazın pahasının da düşeceğini umut edebilmeye mi sevinelim?                                                                   ARTAN arabalı nüfusa karşın oluşturulamayan yeni ve uygun  yollara,  trafiği rahatlatacak alınamayan tedbirlere ve  onca sorun varken yeni bir erken seçime gidilmesine mi sevinelim?

YADA son zamanlarda artan uyuşturucu olaylarıyla çocuk istismarlarına yönelik zararlı yıkıcı ve rezil olaylara mı sevinelim?

DAHASI çok olağanmış gibi her gün çarşı pazarda  faturasını pahanın pahasıyla ödediğimiz pahalılığa mı sevinelim?

YOKSA saçsız başına deliler gibi şaplak atıp sabahtan akşama akşamdan sabaha Türkiye’nin aleyhine suçlayıcı beyanatlarda bulunan, aslında bütün Doğu Akdeniz’i egemenlik alanı yapmak isteyen Yunan Dışişleri Bakanı Dandias’ın hezeyanlarıyla çılgınlıklarına mı sevinelim?

YANİ diyorum Allah’ın bereketinden öte sevinilecek ne kaldı?

***

OLAYLARA TAHAMMÜL GÖSTERMEK: Uzun süredir o tahammülü gösteremiyoruz” diyecektim!                                                    Çünkü artık o 1963 yıllarının yokluk ve darlık dönemlerinin toplumu değiliz.                   Tüm serzeniş ve şikâyetlerimize karşın yıllar itibarıyla bir “sermaye birikimi,” yanı sıra türlü çeşitli yatırımlar gerçekleştirdik.. İthalat ve ihracat kapasitemizi artırdık.

DAHASI   alabildiğine kısır döngülü sosyoekonomik varlığımızı inşaatlar, çeşitli yatırımlar, kumarhaneler, üniversiteler, turizm, tarım… Kısaca siyasi çözümsüzlük içindeki ülkede oluşturabildiğimizce bir ekonomik potansiyel yarattık!

OYSA 1963 öncesi ve sonrası dönemlerde tutun ki 1974’lere kadar hâlâ “ekonomi adına” söyleyip yazacağımız, lafazanlığını  yapacağımız üç beş Koop. tesisinden öte varlık sahibi değildik.

Oysa düşünün  ki 1974’den sonra bir devrelerde hava yollarımızın bile sahibi olduktu…                                                                                                  ***

İŞTE şimdilerde bize ağır gelen, zarar verirlerken gelecekler yönünden umut kıran olaylara bu nedenle tepkiliyiz!                        Bu nedenle değeri sürekli inip çıkan TL’ye çatıyoruz. Bu nedenle her şeye  “belasını versin”  diyoruz! Bu  nedenle geleceği hâlâ karanlık görüyoruz..

***                                               OYSA biz şu yukarıda sadece bir kısmını ayazlattığımız “bunalımlı olayları” 1963’lerden sonra da görüp yaşamıştık ama gıkımız çıkmamıştı.. (Madalyonun diğer yüzüne bakarak yazıyorum.)                                   ÇÜNKÜ o yıllarda “kaybedecek, üzülecek ne büyük oranda bir sermaye birikimimiz ne de  ekonomik dalgalanmalardan  olumsuz etkilenecek bir toplumsal kapasitemiz vardı!

Düşünün ki bir devrelerde Asil Nadir’in Güzelyurt’taki narenciye bahçelerini çalıştırması bile toplum ekonomisinin “lale devri” olarak anlatılıyordu bizzat öylesi yorumları yapanlardandım..                                                                ***

MADALYONUN DİĞER YÜZÜ: Yukarıda hatırlattığım “sıkıntılı günler” bugün de devre devre olagelmektedirler..                         Fakat artık beraberlerinde   o “karanlık yıllarla” mukayese edilemeyecek bir sosyoekonomik büyümenin, toplumsal potansiyeli olan  bir gelişimi de  vardır.

BUGÜN mesela daha düne kadar TL’nin dolar karşısındaki kur farkından  doğan  değer kaybı  hem TC’i hem KKTC’i sıkboğaz ederken,  bakıyoruz  bir süre sonra bu   mali kriz gideriliveriyor..                                                      YAni devre devre yaşadığımız sosyoekonomik ve parasal olumsuzluklar neyse ki uzun uzadıya sürüp giden krizler haline gelmiyorlar..                                                  Hatta bu   krizlerin yarattığı “spekülasyonlarla günlük kur oynamaları  sürekli artan pahalılığı” azdırmasına karşın  olağanlığa dönüldüğünde açtığı sosyoekonomik yaralar daha kolay kapanıyorlar                                                   Çünkü artık  böylesi krizlerde zor durumlara düşen “sermaye birikimleriyle” hemen her alanda ileriye dönük  yatırımlar vardır..                                                                  YANİ 1969’larda bir iki bankanın batmasıyla geçiştirilecek bir ekonominin çok ilerisindeyiz..                                                          KALDI ki  mesela son döviz vurgunu nedeniyle “Hükümetin borçları yeniden yapılandırması” ve bazı ürünlerde KDV’i kaldırması da artık krizler nedeniyle tedbirler alabilecek düzeye geldiğimizin ispatı olmaktadır.

***

BU ARADA “NOT” diyerek ekleyim: Son günlerde TC’deki  bazı hayvan severler  hükümete çağrıda bulunarak “hayvan yiyeceklerine” yönelik KDV’nin kaldırılmasını istediler..

HER GÜN evdeki bir düzine kediyi (eskiden köpek de vardı) doyurmak için 50  altmış bazen 70   TL “kıkır ve mama” parası veren bir “talihsiz yurttaş” olarak Hükümetten ricamdır.                                     (Ondan önce yazayım ama:) Daha bir iki ay önce  kilosunu 30  TL’e aldığım “kıkırla” beş altı liraya aldığım “kutu mamaları” şu anda  60-70 liraları  orsa ettiler her gün de fiyatları artmaktadır!

BİLDİĞİM  kadarıyla pek çok yurttaş kedi köpek beselemektedirler ve “kıkırla mama” satın almaktadırlar..

“Ricaya” gelince: TC’de olduğu gibi bu ürünlerden KDV kaldırılırsa fiyatlar makul seviyeye inebilir…

***

VE KISACA TAKILDIĞIM. (DANDİAS’IN HEZEYANLARI!)

Atina’nın üzerinden  kara bulutlar geçse, rüzgârlar fırtına yaratsa, yağmurlar sele dönüşse “Türkiye yaptı” diyecek..

Adam Türkiye ile bozdu.. Her gün aleyhte bir açıklama yapmaz, “büyük tehlikedir” demez, “Türkiye Doğu Akdeniz’i kendi denizi sanmaktadır” yollarında bas bas bağırıp (saçını başını demiyorum çünkü saçı yoktur) bilmem  nesini yırtmazsa rahat etmez!

OYSA Kıbrıs’ta ekonomik açmazlara ve  zor günlere karşın mesela yıllar sonra Türk işçiler yeniden Kuzey’e geçip çalışma olanağı buluyorlar.

NİTEKİM  Rum Maliye Bakanı Patridis “Türklerin Güney’de çalışmasını sadece ekonomik değil, siyasi yönden de olumlu bir gelişme olarak” açıklıyor ve memnuniyetini bildiriyor.

Eee! Bu Atina’da oturan saçsız Dışişleri Bakanının adadaki bu gelişmelerden haberi yok mudur? İlle de TC’i işaretleyerek savaş çığırtkanlığı yapmak, böylesi barışçı gelişmeler yaşanırken kime fayda sağlar ki?       Yunan Hükümeti bu “saçsız adamı” derhal Dışişleri Bakanlığından almalıdır çünkü adama kalsa yarın  Türkiye’ye hemen  savaş başlatır!