Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Lefkoşa sokaklarında bir tarih: Kadızade Burhan Bey

Henüz Kurtuluş Savaşı tamamlanmamıştı.

Kıbrıs’a gönderilen son kadı Ali Rifat Efendi, Lefkoşa’da yaşamaktaydı.

Kıbrıs’a gelmezden önce İstanbul’da sarayda müderrislik yapan Ali Rifat Efendi daha sonra karısı Emine Binnaz Hanım ve iki küçük çocuğu Burhan ve Fahrinüssa’yı yanına alarak Halep’teki görevine gitmiş, ancak orada bir kaza sonucu kızı Fazahrinüssa’yı kaybetmişti.

Küçük kızın havuzda boğularak öldüğü söylenir.

Daha sonra Kıbrıs’a kadı olarak görevlendirilen Ali Rifat Efendi, karısı Emine ve oğlu Burhan ile birlikte Lefkoşa’ya yerleşmişti.

İlerleyen zamanlarda Burhan Bey büyüyecek, toplum içinde saygın bir yer tutacaktı.

Henüz bunlar olmadan Kurtuluş Savaşının tamamlanıp yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Ali Rifat Efendi ne yapacağını bilemez durumuna düşer. Adeta boşlukta kalır.

Dönemin İngiliz yönetimi ona görevini devam ettirmesini salık verince, bir müddet düşünür ve bu teklifi kabul eder.

Ali Rifat Efendi o dönemlerde Evkaf Dairesinin şimdiki binalarında kalmaktaydı.

Bu bilgileri değerli dostumuz Osman Balıkçıoğlu’nun “Bizim İnsanımız, Bizim Lefkoşa’mız” adlı kitabından aktarıyoruz.

Kitabı okurken öğreniyoruz ki, daha sonraları Kadızade Ahmet Burhan Bey olarak bilinecek olan Burhan Beyin torunu imiş Balıkçıoğlu.

Ali Rifat Efendinin ölüm tarihini tam olarak bilmiyoruz.

O ölünce, Burhan Bey annesi Emine Binnaz Hanıma bakması için bir kadın aramış ve Pembe diye birini bulmuşlar. Bizim değerli dostumuz

Balıkçıoğlu işte o Pembe Hanımın oğludur ve o günden sonra Burhan Beylerin yanlarında yetişmiş, onu dedesi olarak bilmiştir.

Neticede, Ali Rifat Efendi ölünceye kadar Kıbrıs’tan ayrılmaz.

İstanbul’da kaldıkları Kadıköy’de mallarını mülklerini ailelerine devrederler.

Artık onların yaşayacakları, vatan bilecekleri yer Kıbrıs’tır ve Osman Balıkçıoğlu, Burhan Beyin yanında büyüdüğünden bu ailenin hayatını bilecek, bu değerli şahsiyetin kimliğini günümüze aktarmış olacaktı.

Kadızade Burhan Bey Lefkoşa’daki İdadi’de okuduktan sonra İstanbul’da hukuk tahsili yaparak adaya döner.

Sözü Balıkçıoğlu’na bırakalım:

“Burhan bey sonradan tahsilini sürdürmüş, Arap harflerinden sonra Latin alfabesine ve İngilizceye de Vakıf olmuştu. Resim yeteneğini İngiltere’den muhabere kursları alarak geliştirmiş usta bir ressam olarak Lefkoşa Türk Lisesi’nde resim öğretmenliği yapmaya başlamıştı.

Bu görevi Şeriye Hakimliğine ek olarak yürüttü yıllarca…”

Burada anlaşılan şey, İngiliz yönetiminin Atatürk devrimlerine önem vermediği, Kıbrıslı Türkleri uzun müddet şeriye kanunları dahilinde yönetmeğe çalıştığıdır. Balıkçıoğlu’nun hatıralarından şu ipucunu da elde etmek mümkündür: İngiliz yönetimi Osmanlı’nın adaya atadığı kadının görevinde devamını istemesi, Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı tavrından ötürüdür.

Osman Balıkçıoğlu Burhan Beyin, Fikri Direkoğlu, Cevdet Çağdaş ve Vehit Güney gibi toplumda saygın yer edinen ressamları yetiştirdiğini anlatarak, bu üç değerli insanın Burhan Bey ile birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti kurulacağında  “Kıbrıs bayrağının, parasının, posta pullarının dizayn komitesinde” Türk tarafını temsil ettiklerini anlatır ve sonra şunları belirtir:

“Hakimlikten emekli olduktan sonra Burhan Bey Kıbrıs Müftülüğünde danışman olarak görev yaptı. İslam’ı onun kadar iyi incelemiş, Kur’an’ı Kerimi satır satır okuyabilen, okuduğunu anlayabilen başka birisi var mıydı Kıbrıs’ta bilmiyorum. ( Burada bir katkı koyalım. Necmi Sagıp Bodamyalızade  Kuran’ı İngilizceye çevirmişti. Öte yandan Müftülük de yapan aynı zamanda hukukçu olan Sait Hoca’nın adını da bu vesile ile anmak lazım. İslam konusunda bir “bilgin” olduğu söylenir. Hayatı rahmetli Ergin Birinci tarafından kitaplaştırılmıştır. A.O).

Bunun için olacak laikliğe çok kolay intibak etmiş, ölene kadar laik kalmıştı.

Çok şık giyinirdi rahmetli. Onu şapkasız kravatsız sokakta gören olmamıştır. Çok güzel konuşan birisiydi. Mükemmel bir Türkçesi, enfes bir İngilizcesi vardı.

Burhan Bey birkaç defa nişanlanmasına rağmen hiç evlenmedi…”

Burhan Beyin Lefkoşa’da Kanlı Mescit’te bir köşklü evde kaldıklarını söyler Balıkçıoğlu. Ev müze gibiymiş, Yüzlerce kitabın yanında yüzyıllık antik eşyalarla bezenmiş bir köşkmüş orası.

Balıkçıoğlu bu kitaplarının özellikle bir bölümünün bazı aile bireyleri tarafından satılmasını içi sızlayarak anlatır. Ama ne ki bir kısmının Girne’deki arşive satılmış olması teselli kaynaklarından biridir.

Söz konusu Milli Arşiv binasında Kadızade Burhan Beyin ismi ile anıldığı kitaplık bölüm de Balıkçıoğlu’nun önemli hatıraları arasında yer alıyor.

Balıkçıoğlu Burhan Beyin kişiliği hakkında şu bilgileri de verir:

“Kadızade Burhan Bey çok kibar, çok kültürlü bir adamdı. Tam bir İstanbul Efendisiydi. Yalnız Türklerden değil, İngilizlerden, Rumlardan ve Ermenilerden de saygı görürdü. Altmışüç olaylarından sonra bile, ona, saygın Rumlardan, İngilizlerden ve Ermenilerden yılbaşı tebrik kartları gelmeye devam etti. Toplumumuzun iler gelenleri dahi, herkes ondan fikir sorar, tavsiyeler alırdı.

Kimseyi geri çevirdiği görülmüş değildir. İnsanlara yardım etmeyi çok severdi.”

Kadızade Burahan Beyin 1984 yılında öldüğünü belirtir Balıkçoğlu.

Söz konusu kitapta onun fotoğrafını görünce, o yaşlarındaki haliyle kendisini anımsadığımı hissettim.

Burhan Beyi o yıllarda Lefkoşa sokaklarında görmüş olmalıydım, hiç yabancı değildi bana.

Kim bilir sessiz sedasız selamlaştığınız birisinin mazisi nelerle doludur.

Bazan bir tarih gelir geçer yanınızdan…

Osman Balıkçıoğlu onun hakkında söyleyeceklerini şu şekilde bitirir:

“Kadızade Burhan Beyi 12 Kasım 1984’te kaybettik. Ben Londra’daydım öldüğünde. Kıbrıs’taki kız kardeşim telefonla arayıp ölüm haberini verdi. Son sözleri ‘Cano nerede Pembe Hanım?’ olmuş. Duyunca kahroldum. Yüreğime hançerler sokuldu.  Beni görmeden ölmek istememişti. Beni affet dedeciğim. Hasta olduğun bana bildirilmemişti. Yoksa iki elim kanda olsa gelirdim. Nur içinde yat. Londra’da bir garip adam, minnetle, saygıyla, sevgiyle hep seni düşünüyor. Onun çocukları da, torunları da.”