Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KUZEY’DEKİ STATÜKOCULARA GÜNEY’DEKİ ŞOVENİSTLERE RAĞMEN…

Önce, dar kafa kalıplarıyla her tartışmaya “sazan balığı” gibi atlayanlara kısa bir cevap verelim.

Zürih’te imzalanan anlaşmadaki KOP ismi yerine Türkiye Futbol Federasyonu ismi konursa durum ne olur? diye sorduk.
Bunu, “vay Türkiye’ye bağlanmak istiyor” şeklinde yorumlayıp da sanal alem denilen kaçak güreşlerin gerçekleştirildiği arenaları birbirine katanlara “helal olsun” demekten başka bir şey gelmez elimden.
“Helal olsun” gibi hafif bir değerlendirmeyi de sahip oldukları akademik unvanlar ve çalıştıkları kurumların bilimselliği hatırına yapıyorum.
Yani, “dar kafalılığınızdan dolayı okuduğunuzu bile anlamaktan acizsiniz” demek istemiyorum.
Ama benim de sabrımın bir sınırı vardır.
Hatırlatmakta fayda görüyorum, onlar adına.
İkincisi “gençlerimiz nesiller boyu kendi aralarında top oynuyor, dünyaya açılalım da nasıl isterse olsun” diyenlere de birkaç laf edebilirim.
Doğrudur, dünyadan kopuğuz ve gençlerimiz sadece kendi aralarında maç yapıyorlar.
Fakat bu doğru bizi yanlışa sürükleyemez.
“KOP ile nasıl anlaşılırsa anlaşılsın, biz top oynamak istiyoruz” diyenlere birileri de çıkar ve der ki “yok TFF ile anlaşalım, 5 takımımız Türkiye süper liginde oynasın, 5 yıl da düşme olmasın, tüm Türkiye takımları Lefkoşa’ya maç yapmaya gelsinler, statlar dolsun, bütün yıldız oyuncuları burada izleyelim, ola ki takımlarımız başarılı olur, UEFA’ya da gitsinler Şampiyonlar Ligi’ne de. Türkiye zaten her türlü altyapımızı geliştirmeye hazırdır.”
Ve eklenirse “zaten hepimiz Türkiye’deki bir takımın taraftarıyız, Apoel’i Omonya’yı AEL’i  izlemek yerine  Fenerbahçe’yi, Galatasaray’ı, Beşiktaş’ı izlemeyi tercih ederiz…”
Peki buna ne yanıt verilecek?
“Biz KOP’un altına girmek isteriz TFF’yi istemeyiz” mi denilecek?
Meseleyi sadece “gençlerimiz top oynasın” sığlığında değerlendirirseniz bu tartışmalar uzar gider.
Ve ortaya ne çıkar bilir misiniz?
Kıbrıs Türkü’nün Güney ile Kuzey arasında kaldığı gerçeği.
Oysa Annan planıyla da bize vaat edilen sayısal değil siyasal eşitliğimiz ve onurumuzla birlikte dünya ile kucaklaşmaktı.
Bu köşenin yazarı bu noktadan bir milim gerilemedi.
Yaşadığı mandıra düzeninden bunalıp da “bir an evvel olsun da ne olursa olsun” noktasına sürüklenenlere kısa sürede kendilerini toparlamalarını salık veririm.
Koşullar ne kadar olumsuz olursa olsun Kıbrıs Türkü’nün haklı mücadelesi elbette sonuç verecektir.
Kuzey’deki statükoculara, Güney’deki şovenistlere rağmen.