Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bir Gerçektir

Barış harekâtından hemen sonra ilan edilen “Kıbrıs Türk Otonom Devleti” ilk kez Kuzey’de kendi varlığı ile bütünleşen Türk halkının yeni bir yönetim arayışıydı.

Ardından kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti tam bir siyasi acemilikti! Çünkü Federal devlet olmamız için Güney’in de federe kanat olması gerekirdi!

Fakat Kuzey Kıbrıs Türk Devleti’nin ilanı bu adadaki Türk halkının kalıcılığını, varoluşunun ispatıyla bundan sonra da varolacağını dünya aleme duyuran tarihi bir realiteydi.

BEĞENMEDİLER EFENDİM: Yıllarca toplum katlarında parça körçe olana dek KKTC’yi eleştirdiler!

“Denktaş’ın devletidir” dediler!

Kıbrıs Cumhuriyetindeki haklarımızı kaybedeceğiz dediler!

Türkiye’nin kucağına düşeceğiz dediler!

Ve 1974 sonrası tüm müzakereleri “KKTC”yi yıkıp yerine Rum ile oluşturulacak federal bir sistem koymak için başlattılar!”           O kadar ki bazıları için federalizm Mecnun’un Leyla’sına aşkından beter bir efsane tutku oldu!

Hatta gün geldi varımızı yoğumuzu Rum’a teslim eden Annan planına “evet” dediler! Hem de Rum   “hayır” derken!

FEDERASYONU SONLANDIRMAK Şimdilerde  UBP ile DP’den 19 milletvekili Cumhuriyet Meclisi Başkanlığına “federasyonun müzakerelerde bir çözüm modeli olmaktan çıkartılması ve  sonlandırılması için  bir “karar önerisi” verdi. Usule göre bu “karar önerisi” on gün içinde ilgili komiteye gönderilecek…

Ve her zaman olduğu gibi daha “öneri” tartışılmaya açılmadan, Meclis Başkanı Siber’in de bu tip siyasi kararların “bir konsensus içinde alınması gerektiği” hatırlatmasına karşın “gözlerİ kapalı CTP  dedi ki “bu karar bizim için yok hükmündedir.” Hem de Rum tarafı “Kıbrıs Helenizminin bir parçası olduğunu dünyaya ilan eder Kıbrıs Cumhuriyetini sonlandırmak isterken!”

ENTERESANLIK! Fakat yıllardır hırpalanıp horlatılan, federal sistemle değiştirilmek istenen KKTC, 34 yıldır anayasası, meclisi, tüm organlarıyla bir devlettir. O kadar devlettir ki her bir buçuk yılda  bu devleti yönetmek iddiasıyla seçim yapılmakta, tüm siyasi partiler  “iktidar” olmak için mücadele etmektedirler.

Tabi yazalım: UBP-DP gibi siyasi partiler KKTC’i yaşatmak için, CTP gibileri de yıkıp yerine Rum’la yaşanacak bir federal sistem koymak için uğraşıyorlar!

Eğer bu karar “siyasi sorun” haline getirilirse “hem Mecliste hem seçimlerde” takdir halkın olacaktır diyelim.


       TL’NİN ESİRİ DEĞİL EFENDİSİ OLAMAZ MIYIZ?

Şimdi yukarıda yazdıklarımla bazı konularda çelişeceğim ama yazık ki “siyasi yönden” gösterdiğimiz varoluş mücadelemizi, “devlet” iddiamıza karşın “sosyoekonomik yönden” gösteremedik!

HATTA küçücük cılız bir palazken, devletin yasa ve teşvikleriyle geliştirilen “özel sektör” kazandığı tüm ekonomik becerisiyle uçarken; onu yaratıp uçuran  devlet battı! Çünkü  “hantal ve merkeziyetçi  bürokrasiye” yenik düştü! (Ki son günlerde  Erdoğan  Türkiye’deki devletin hantanlığından  yakınırken “obez” sıfatını  kullanıyor!)                                                 KKTC’de de durum farklı değil!  Mesela memleketin tüm devlet kurumları dökülmektedir!                                                           Belediyelerden eğitime, sağlıktan trafiğe, pislikten çarpık yapılaşmalara kadar ilgili bakanlıklar sorunlar karşısında çaresizdir!         Artık bu devlet o kadar kokuştu ki bu memleketin Tarım Bakanlığında görevli özel kalem müdürü bile sahte ehliyet satarak sahtekârlık yapmaktadır!

Fakat 42 yılın asıl büyük sorunu “para politikasıdır” bir, sürekli hale gelen “erken seçimlerdir” iki! Bu iki unsurdur ki devletin canına okumaktadır!

PARA. Döviz yine yükseldi! Mesela mübarek doları yakından izlerim çünkü her ay başında ödemek zorunda kaldığım kredi borcum dolarladır. Ve hayret bir şey her ay sonu yaklaştığında dövizde yükselmeler olur, gene başladı!

43 yıldır “para sorununu” çözemedik. Kısaca “bizim olan bir para birimi de yok, hazinemiz de yok, dolayısıyla borsamız altınımız da yok!” Türkiye’de  bile TL dövizin yükselmesi karşısında bizdeki kadar darbe yemez!

Her ay TL ile ödeniriz ama özel sektör’den bankalara kadar tüm harcama ve mali hesaplarımız döviz kuru üzerinden işlem görür!

NE maliyeciyiz ne  ekonomist.. Fakat İlk koordinatörümüz ayni zamanda 1 Kıbrıs lirası eşittir 36 TL’nin mucidi olan Ecevit’in maliye bakanı Ziya Müezzinoğlu’ndan beridir Kuzey’de dövizin esiriyiz!                                              Ha dövizin yükselmesi nedeniyle hiç mi kazananlar yoktur? Olmaz olur mu! Bankalar da kazanır özel sektör de!                                       Bizim gibi TL maaşlılar sabit ücretimizden harcarken, onlar ürünlerine, ithalatlarına, ihracatlarına, hesaplarına dövizle işlem yaparlar. Yahut döviz kurundan oluşacak zararlarını  yeni zamlarla kapatırlar!

Son sözü söylemek gerekirse: “Yok mu bu sorunu çözecek maliyecilerimiz, uzmanlarımız falan?”


KISACA TAKILDIĞIM: (HANİ DA ÜST KÜLTÜRDÜK!)                                                1974’den sonra uyuşturucular lastiklerin içinde denizden gelirdi!                                       Sonra rakı, beyaz peynir, lahmacun, döner falan geldi!.. Uyuşturucu gibi bunlara da alıştık!..                                                        Ardından illegal kriminal olaylar geldi!.. Kadın geldi pazarı kuruldu! Pislik geldi! Kumar geldi!                                                                        Değil mi ki üst kültürdük! Tümünü de silkeleyip kışılayacağımıza, dışlayıp memleketi bu pisliklerden arındıracağımıza ve “alt kültürü” kendi kültürümüz içinde eritip  kendi içimizde asimile edeceğimize,  ne oldu?

Yaratılan her olumsuz rezilliğe alıştık da  katıldık da ki eyvah da eyvah! Ve sonunda gele gele sahte ehliyet satmaya kadar geldik bakanlık sözcüsü mertebesinde!

Demek ki doğruymuş, “neyse anası odur danası!” Anavatan yavruvatan artık daha çok el ele  daha çok gönül gönüleyiz!