Köşe Yazarları

Kuzey de çözüm istiyor Güney de


Yazdıktı değil mi? Rum tarafına çözüm konusunda en büyük “umut dopingini” Türk tarafının babayiğitleri yaptı. “Hemen çözüm, şimdi çözüm, yarın çözüm…” Diye diye sürekli Güney’e taşındılar.

Eh “çözüm arzusunu” bu kadar ihtirasla ortalara dökersen elbet çaresine bakıp arzuları dindirecek biri bulunurdu. Nitekim Rum tarafı çok gecikmedi, “emriniz olur ağabimu” dedi! Dedi demesine de başlayalı beridir müzakereler, Rum’un “Kuzey’den istemediği hiçbir şey kalmadı, canımızdan başka!” Onu da geçen gün Disi’nin bir eski milletvekili Hristos Rotsas’ı var o istedi!

Şimdilere dönersek: Tabi TC’deki darbe olayından sonra buradaki müzakerelerin nasıl sağlık ve afiyet içinde sürdürüleceğini bilemiyoruz! Sn. Akıncı da kuşku duyuyor olmalı, “2017’e çözümsüz girilirse bu büyük sıkıntılar yaratır” dedi.. Bunun nedenini de bir süre önce ilk kez Başaran Düzgün yazdıydı. “2017’de seçimler ve değişimler yılı olacak. Mesela Güney’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Amerika’da Başkan Obama gidecek iki başkan adayından biri gelecek. Ve BM’lerde Ban Ki Moon görevi bir başka “Genel Sekretere devredecek.”

Seçimler ve değişimler dönemine TC’deki darbe olayı ile “ohal”i de ekledik mi müzakerelerde bundan sonrasının rahat geçmeyeceği kesindir.

GÜNEY’DEKİ KIPIRDANMALAR: 1974 Barış Harekâtı yıldönümü nedeniyle Güney’de ortak etkinlikler düzenlendi. Bunlardan birisi Diko, Edek, Vatandaşlar İttifakı, Ekologlar Hereketi, Vatandaşlar Birliği” adlı siyasi parti ve örgütlerin yayımladıkları ortak bildirileriydi. Basına yansıdığınca Anastasiadis’in yahut “Rum Ulusal Konseyi”nin karar ve hedefleri ötesinde “yeni” olarak kabul görecek bir görüş yoktu.Yine adada İstila ve İşgalin alaşağı edileceğinden, AB müktebatının uygulanacağından dolayısıyle dört özgürlüklerden söz ediliyordu. Fakat arada “Kıbrıs Cumhuriyetinin yıkım ve sorgulanmasına neden olacak her hangi bir çözüm planını kabul etmeyeceklerini de hatırlatıyorlardı. Neydi bunlar?

15 Ağustos’da Makarios’a Yunan cuntası ile yapılan darbe ve Türkiye’nin adaya müdahalesi… Yani darbenin sorgulanmasına cevaz verilmeyeceğini deklere ederlerken, sonucu olan Barış Harekâtının da asla kabul edilmeyeceğini vurguluyorlardı! Artı “Kıbrıs Cumhuriyetinin artık kesinlikle yabancı asker ve yerleşiklerden kurtulması gerekmektedir” demeyi de unutmadılardı!

Öte yandan Lefkoşa Üniversitesi Emekli rektörü Kufudakis ise “yayımlanan bu ortak bildirinin Kıbrıs Cumhuriyetinin yaşamasına yönelik ortak mücadele için atılmış bir ilk adım olmasını diledi!

KISACA: Güney cephesi de evet bizim gibi “çözüm istiyor” ama işte böyle çözüm istiyor! Hem de Anastasiadis’in ta başında söylediği “Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmesi üzerinde oluşacak bir çözümle!”

UMUTLAR KAF DAĞININ ARDINDAN KALDI!

Umuda kapıldığımız çok oldu. Gün geldi “evrim de dedik reform” da! Gün geldi 2. Cumhuriyet’ten söz ettik!

Gün geldi kalkınmanın kooperatifleşmekle gerçekleşebileceğini söyledik!

Gün geldi “turizm sektörüne” ekonominin lokomotifi dedik!

Gün geldi “karma ziraata dönülmesinin” yararlarını saydık!

Gün geldi TC-KKTC Mali Ve Ekonomik Protokollerinin uygulanması halinde KKTC ekonomisinin önünün açılacağını savunduk..

Gün geldi son dönemlerde sık sık değişen hükümetlerin “popülizme, kayırmacılığa, ayrımcılığa karşı ufaktan da olsa “devlette artık bunlara yer olmayacaktır” vaatlerine sevindik..

OLMADI! Kimseler KKTC’deki “öyle geldi böyle gider sistemiyle tırnaklık değişim ve gelişim olmayacağını kabul etmek istemedi! “TC verir biz yaşarız” beleşçiliğiyle adam olunamayacağını da çokluk anlamadık! Nitekim adam olmak için şimdi Türkiye’ye daha çok muhtaç duruma geldik!

Ve tüm umudumuzu çözüme bağladık. “Çözüm olursa önümüz açılacak, Türkiye’ye muhtaç olmadan AB’li olmanın avantajıyla kuracağımız yeni düzenle “kalkınıp refah ve saadete gark olacağız!”

YANİ: Siyasi değişimle ekonomik kalkınma gözlüyoruz. Oysa bize lazım olan “bünyesel devrim ve reformlardır!” Zaten bunları gerçekleştirmeden AB üyesi de olsak tırnak kadar değişim olmayacaktır!

Kabul etmeliyiz: Sürdürmeye çalıştığımız bu yönetselliğe dayalı sistem “köhnedir!” Dahası toplum gitgide kendi içinde hem siyasi yelpazede hem sosyoekonomik kademelerde görülmemiş oranda “sınıfsallık ve ayrı gayrı” oluşlarla sarmalandı! Mesela:

Özel hastaneler devlet hastaneleri! Ve ayrı gayrı doktorları! Özel okullar devlet okulları! Ve tabi ayrı gayrı öğretmenler! Zenginler, dar gelirler, mahkemelik borçlular! Evlenenler kadar ayrılanlar!

Bundan sonrasına nasıl uzanırız bilmiyorum. Fakat bundan sonrasına herkeslerin de görüp bildiği gibi “köklü değişimlerle” gitme ihtiyacımız vardır.

KISACA TAKILDIĞIM: YENİ YENİ AYKIRI OLAYLAR!

Bilinmeyen değildir: “Ne zaman ekonomik sıkıntılar insanların hayatlarını olumsuz yönde ve can sıkıcı şekilde etkilemeye başlar, suçlar ve kazalar da artar! Hem de türlü çeşidi ve yoğunluğu ile!

Devlet olmaya hazır değildik diyoruz. Yaşam kalitemiz arttı ama buna cevap verecek olan araç gereçlerle kurum ve sistemler hep yetersiz kaldı. Trafik sorunu da, sağlık sorunu da bunun sonucudur.

Şimdi bunlara gemi azıya almış uyuşturucu ile tacizler de ulandı! Artık onca sorunlara karşın iki büyük sorunumuz daha vardır. Nitekim iki üç günde bir “küçük bir kıza tecavüz edildiği haberi” yayımlanıyor! Böylesi turistik ve kadın erkek eşitliği yönünden sere serpe olması gereken bir adada hayret edilecek olay! Buna karşın oluyor çünkü insanlar ekonomik nedenlerle istikrarsız ortamlardan dolayı çok mutsuzlar. Bu mutsuzluğu  “aykırılık ve inadına davranışlara” dökme güdüsü haline getirdiler mi “trafikteki süratle dikkatsizlik ve saygısızlığa, bu kez de “taciz” ekleniveriyor!  Yazık ve günah ama!

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı