Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kurtulma ve var olma şansımız…

Olaylar yatıştıkça Türkiye’nin başına nelerin geldiğini nelerin gelebileceğini daha iyi anlıyoruz.. Ve dünden daha çok korkuyoruz.. Ya Erdoğan’nın çağrısı ile sokaklara meydanlara doluşan o kalabalıklar darbeciler tarafından kurşun yağmuruna tutulurken, üzerlerine bombalar yağdırılsaydı! Ya hükümeti teslime zorlamak, yahut kendileri ile pazarlık yapmalarını sağlamak için o kalabalıklar rehin alınsaydı!

 İhtimaliyetler üzerinde konuşuyoruz tabi! Hiç birinin olmaması “olamazdı” anlamına gelmez! Ve Türkiye’nin önünde “olasılıklara” dayalı da olsa hâlâ yaşanası tehlikeler felaketler vardır!”

 Allah korusun demek yetmez! Halka sığınmak da yetmez! Şimdi yeni bir temizlik hareketine girişilecekmiş! Göreceğiz tabi! Erdoğan’a muhalif olanlar mı temizlenecek yoksa “Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetine kastetmek isteyenler mi temizlenecek?” “Gülenciler” mi temizlenecek yoksa devlet kademelerinin her katında yetkili sorumlu olarak görev yapan “hacılar, hocalar, yobazlar, tarikat mensupları” mı temizlenecek?

 Çizmeden yukarı çıkmak istemiyoruz! Fakat dün de yazdık, Türkiye’de olanlara “bana ne” diyemiyoruz çünkü biz “bizatihi” Türkiye’ye inanıp güvenirken, bu inanç ve güvenin sarsılacağı bir düzen istemiyoruz! Ne otokratik ne dinci! Ne “Tayyipçi ne Gülenci!” Çok partili rejime dayalı seçme seçilme hakkıyla hükümetlerin işbaşına geldiği, çoğulculuğa dayanan bir demokratik düzen istiyoruz! Çünkü Kuzey Kıbrıs ancak böylesi bir Türkiye sayesinde kurtulur ve yaşar…

 GELELİM MÜZAKERELERE: BM’ler Genel Sekreteri Ban Ki Moon bugüne kadar olagelen “müzakereleri” 1 Ocak 30 Haziran ayları arasındaki süreç içinde şu değerlendirmelerle özetledi:

 “Taraflar eşsiz fırsatın farkındadırlar…” “Çözüme her zamankinden daha yakınız…” “Son altı ayda 14 görüşme yapıldı… (Bu değerlendirmelerini, Kıbrıs’taki İyi Niyet Misyonu ile ilgili yayımladığı bir açıklamalarında yaptı!)

 Gerçekten müzakereler bu kadar havadar ve bu kadar olumlu mu devam ediyor?

 O zaman nedir Rum tarafınca araya sıkıştırılan ve her gün bir yenisinin tazelendiği moral bozucu haberler? Ki sonuncusu dün ayazlandıydı. Rum liderliği Karpaz’da 4 köy istiyormuş. Güzelyurt’u zaten ölümüne istediği biliniyor! Nüfusumuzun sabitleneceği zaten biliniyor olmaktan çıktı, “Türk liderliğince de kabul gördü!” Çözüm olursa otomatik olarak Dört Özgürlükler de devreye girecek! Siyasi eşitliğin kadük edildiğini, olası çözümde Federal Devletin 4/1 oranında temsil hakkına sahip olacağımız da biliniyor… Ve asıl mülk sorunu ile toprak sorununun henüz ciddiyetle görüşülmediği, görüşülmeye başlandığında çangar çıkacağı da biliniyor!

 Eğer gene de “hiç çözüme bu kadar yakın olunmamıştı” deniyorsa ve Ban Ki Moon bu söylediğine inanıyorsa işte beyaz bayrağı kaldırıyorum: “Teslim!”

 HAYVANCI HAKLI MIDIR?

 Ne dedik? Gelip giden hükümetler Hollanda ineği olsalar bunca sağmaya dayanamaz çoktan topu dikerlerdi. Hoş, zaten dayanamadıkları için en kabadayısından iktidarda ancak bir-bir buçuk yıl kalabilmekte sonra topu dikmektedirler!

 İDARE EDİLEN VAZİYETLER: Mesela çok önemli olması gereken Sağlık Sigortası’nın 2017’e sarkıtıldığı açıklandı!

 Belediyelerin birleştirilmesi olayı da rölantiye yatırıldı çünkü “popülizme aykırı” yanları var! Pürüzleri gidersinler gönülleri hoş ettikten sonra belki!

 Mevsim zaten yaz ve sıcak çok sıcak! Ne var ki “Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği” işleri rölantiye alacak durumda değil, eğer bir erteleme yahut anlaşma olmazsa bugün sokağa inecekler. Devletten istedikleri kısaca şunlar:  Küçükbaş hayvancıya kuraklık primi olarak hibe arpa verilmesi..    Sosyal sigortalara yatırım borcu olanların primlerini devlet yatırsın…    Küçükbaş hayvanların sütünün alımı garanti edilsin, yasallaşsın..     Büyükbaş hayvan sütlerinin alım bedelleri şu şu olsun..     Hayvancıya yarı fiyatına Renkli mazot verilsin..       İthal süt ürünlerine denetim gelsin..  Süt borsası kaldırılsın..   Devlet arazilerinden hayvancılar da en iyi şekilde yararlansın… (Bu isteğe can’ı gönülden katılıyoruz.)      Ve Hayvancıların hayvanlarını devlet beslesin! (Bu sonuncu teklif de benim hediyemdir!)

 HAYVANCI HAKLI MI? Evet haklıdır! Ve hayır haksızdır!      Haklıdır çünkü hayvancı, çiftçi devlet tarafından korunup desteklenmelidir!  Haksızdır bu hayvancıların bu “isteklerini” bu ülkede hangi siyasi parti iktidara gelse bugünkü mali ve ekonomik koşullarda yerine getiremez!     Haksızdır çünkü hâlâ hayvanlarının memelerinden sağılan süte nazire; kendileri de devletin memelerine saldırmış emiyorlar!  Ki ne diyorduk? “Kooperatifleşin.” Hatta hayvan besicileri birliği “gerekirse sütümüzü biz işler imalat yaparız” dediğinde  “daha ne duruyorsunuz, kendi patronunuz olunuz” da dedikti bu sütunda…

 Olmuyor! “Versin devlet, yapsın devlet, desteklesin devlet…” Geriye ne kaldı? Haksızlık yapmış da olsak yaratılan imaj “geriye sadece hayvancıya hayvanını sağma külfeti kalmasıdır!  Vesselam bu gemi gitmiyor! Gitmediği için de gelip giden hükümetlerle birlikte devlet gidiyor!       

 KISACA TAKILDIĞIM: (SAĞLIKTA HUKUK!)

Kaç yıl olduğunu unuttum. Yıllar önce olmalı: Aynen bugünkü gibi, “emekliye ayrılan kamu görevlilerinin ikinci bir işle “aş iş para bekleyen genç insanların meslek alanlarında çalışarak işsizliği azdırmalarını, sınıfsallık yarattıklarını” söylüyor, kıyasıya tartışıyorduk! Herkesin çalışma hakkı olurdu ama “mezun üniversitelilerin nafakasını çalarak değil” diyorduk!

 Geldiğimiz yere bakın: Sağlık Bakanı Sucuoğlu diyor ki “2.iş yasağı ile ilgili mahkemenin kararı uygulanırsa devlet hastahaneleri kapanacak duruma gelecektir!”

 Hadi bakalım: Yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal! Devlet hastanelerini kurtarmak pahasına alın size anayasal zorunluluk olan “hukukun üstünlüğü” yerine “hukukun çiğnenmesi’ni!” Gitgide daha tuhaf memleket oluyoruz!