AK Parti iktidarıyla, Turgut Özal döneminde başlayan yeni politikalar, daha da hızlandı. Bu yeni politikalarla birlikte ekonomi dışa açılıp büyürken, ülke içerisinde de tabu sayılan birçok konu tartışılır hale geldi.
İktidarın BÜROKRATİK YAPIDAN alınıp, SİVİL YAPIYA devredilmesi pek de kolay olmadı.
Geçmişte, bürokratik yapının iktidarı döneminde, koyu bir baskı ve eritme politikası egemen oldu.
Bu baskı ve eritme politikası, özellikle milliyetler ve farklı mezhepleri yok etme, inkar etme şeklinde yapıldı.
Farklı olan her şey, Türkiye’de YOK edilecek potansiyel düşman olarak görüldü.
Kürtlere, DAĞ TÜRK’Ü yakıştırmasının yapıldığı günler hala çok yakındır. Rumlara ise, Türkiye’den SÜRGÜN politikası uygulandı. Ermeniler 1915’lerden sonra, son yıllara kadar dışlandı. Çerkezler, Lazlar, kısaca tüm farklı topluluklar görmezlikten gelindi.
Etki-Tepki’yi doğurur. Bu aşırı Türk milliyetçisi politika, özellikle KÜRTLER tarafından kabul edilmedi. Kürtler, kendi varlıklarını korumak için her tür mücadele şeklini kullanarak, zaman içerisinde büyük bir siyasi güç haline geldiler.
Değişen Türkiye’yi anlamadan, bölgesel analizler yapmak mümkün değildir. Türkiye, şimdi her alanda değişmektedir. Bu değişme, en çarpıcı şekilde, KÜRT SORUNU’nda görülmektedir.
Birkaç yıl öncesine kadar, Türkiye’nin dağlarında, ovalarında, şehirlerinde, hayatı felç eden çatışmalar yaşanırken, Türkiye’nin KÜRT REALİTESİ’ni tanımasıyla birlikte, şimdi Kürt sorununun barışçı şekilde ÇÖZÜMÜ tartışılıyor.
Kürt sorunu, sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir sorun değildir.
Türkiye’nin Güneyinde, IRAK’ta, İRAN’da ve Suriye’de de önemli oranda Kürt yaşamaktadır.
Bölgesel Güç olmak isteyen her ülke, Kürt ulusuyla iyi geçinmek zorundadır.
Kürt sorunu, dünya enerji politikalarıyla da çok yakından ilgilidir. Kürtlerle iyi ilişkileri olan ülkeler, petrol ve gaz boru hatlarının AB’ye enerji taşımasında avantajlı bir konumda olurlar.
Türkiye’nin Kürt sorununda, daha kabul edici bir politikaya yönelmesinde, ülkenin kaynaklarını, savaş yerine ekonomiye akıtma isteğinin yanı sıra, bölgesel bir güç olma isteği de yatmaktadır.
Birkaç gün önce, Türkiye’nin, Irak Kürtlerinin lideri BARZANİ’Yİ DİYARBAKIR’da ağırlaması çok anlamlıdır.
Diyarbakır, Kürtlerin BAŞKENTİ’dir. Kürtlerin başkentine Barzani’nin daveti ve Tayyip Erdoğan’ın, herkesin gözü önünde KÜRDİSTAN’ı telaffuz etmesi, tarihi bir adımdır.
Kürdistan kelimesinin kullanılması bile, geçmişte, birçok insanın öldürülmesine, sürülmesine ve yok edilmesine sebep oluyordu. Şimdi ise Türkiye Başbakanı tarafından kullanılarak, karanlık bir dönemin bitmekte olduğu duyurulmak isteniliyordu.
Türkiye, son günlerde, Kürdistan sorununun yanı sıra, yeniden AB sürecini canlandırma adımlarını atmaya başladı. AB ile sürtüşme yerine iş birliği politikasına dönüldü.
Yunanistan artık, Türkiye’nin en yakın müttefiki ve iş ortağı olmaya aday.
Türkiye ve Yunanistan, Kıbrıs sorununu Kıbrıslılara bırakma siyaseti yerine, sürece DAHA AKTİF KATILMA yolunu seçti.
Kürdistan realitesini tanıyan Türkiye, Kıbrıs’ta da uluslararası hukuk ne emrediyorsa, o çizgiye dönmektedir.
İki ayrı devlet yerine, federasyon çatısı altında, TEK DEVLET ve TEK ULUSLARARASI KİMLİK politikaları daha ön plana geçecektir.
KÜRDİSTAN kelimesinin kullanılması, dış politikada RADİKAL DEĞİŞİKLİK işareti olarak algılanılırsa, önümüzdeki günlerde, Kıbrıs sorununda yaşanacak BÜYÜK ALT-ÜST oluşlar, daha kolaylıkla anlaşılabilecektir.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























