Krize devam

8 Eylül 2018 Cumartesi | 10:43
Eşref Çetinel

Tabi ki Sn. Başbakan Erhürman, “size Ankara’dan selam ve sevgiler getirdim” müjdeleriyle dönmedi. Aksine “tünelde ışık henüz görünmüş değil” diyerek krizin bir süre daha devam edeceğini hatırlattı.

Gerçekte iktidarda hangi siyasi partiler koalisyonu olursa olsundu.  Belki Erhürman Hükümetinin aldığı tedbirleri bile almadan “dışımızdaki etkenler nedeniyle Türk parasının değer kaybından doğan kriz karşısında, yapacak bir şey yok, döviz fırtınasının geçmesini bekleyeceğiz” diyecekti!

BUNA karşın ama bugün ayağa kalkan bazı “kuruluşların” tepkileri yine görülecekti. Belki “Hayvancılar Birliği” gibilerinden kuruluşlar bugünkü gibi yine bakanlık basacaklardı.   Belki Sendikal Platform benzeri örgütler yine yollara çıkıp adını “toplumsal varoluş” koydukları eylemler yaparken, “bağımlılık değil bağımsızlık istiyoruz” diyeceklerdi.”

Aradan 44 yıl geçmesine karşın hâlâ Barış Harekâtını hatırlatıp, toplumun canına okuyan “ganimete” lanetler yağdıracaklardı!

Bizi kurtaracak olan tek şeyin “federal sistem olduğunu” haykıracaklardı.

Her yıl seçim yaparak bir yeni  koalisyon hükümeti  kurmamıza karşın “patronaj” sisteminden yakınacaklardı!..

Kısaca Dün ne idiysek yarın da öyle olacaktık!  Devlete inanmayan, inanmadığı için “yıkın gitsin” diyen örgütlü toplulukların hezeyanlarına karışan kızgın ve isyankâr sesleri  gök kubbemizde yine çınlayacaktı!

…”Bu günler,” gelecekte benzeri krizlerin olasılıklarına karşın gelip geçecek, istikrarlı  günler de gelecek. Fakat artık bizim de  kafalarımızı değiştirmemiz gerekir.

ÇÜNKÜ Güney Rum’u ile oluşturacağımız bir     federal sistemin bize bugünkünden daha rahat ve istikrarlı yaşam koşulları sunacağını söylemek asla mümkün değildir! Böyle bir iddia faraziyedir! Denenmediği için hayaldir! (Ki 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ile denenmiş iki yıl içinde yıkılıp gitmiştir!)

Sorunumuz şudur:  Rum ile federal bir sistemde adayı paylaşmak için önce “Türkiyesizliği” göze  almamız  gerekecektir!

Türkiyesiz bir Kıbrıs’ta ise Yunanistan her zaman var olacaktır! Çünkü bizim için Türkiye anavatan değil ama Rum halkı için Yunanistan vazgeçilmez bağlılıkta anavatandır!

BU nedenle bugün meydanlara çıkıp  “Türkiye’ye bağımlı olduğumuzu” haykıran federal sistem tutkunları, yarın Türkiyesiz bir Kıbrıs’ta kiminle dans edeceklerini de çok iyi düşünmelidirler.

Çözüm macera değildir. Hele yanlış bir çözüm hiç şaka değil,  bizi Rum’un  esiri yapar!..                                                                                                                                                                                                                                                                          **********                                                                                                                                             BU GÜNLER DE GEÇER          

Doğrusu son zamanlarda  ne yazacağımızı iyice şaşırdık. Çünkü böylesi ortamları ne “hükümet icraatları” yönünden değerlendirebilirsiniz ne öncesindeki vaatlerin hesabını sorabilirsiniz.

Mesela  artık “okullar açılıyor” diye başlayamayız yazmaya! Biliyoruz ki ne eksiklikleri tamamlayacak takat vardır hükümette ne de sorunlara odaklanacak dikkat! Olsaydı kapısını kıran Hayvancılara yar olurdu!

OYSA gerçek şu ki okullar açılıyor! Bu ne demek oluyor? Hem devlet hem de öğrenci  velileri  Eylül ayı öncesi sarf ettikleri paranın kat katını harcayacaklardır. Kaleminden silgisine, kılık kıyafetinden yiyeceğe içeceğe, okul harçlarından otobüs ücretlerine kadar..

OYSA geçmiş yıllarda bu harcamalar memleket ekonomisine yansıyan sıcak dopinglerdi! Piyasaya para düşer bereket artardı..

Şimdilerde eğer döviz vurgunu devam eder kurlarda bir iyileşme  olmazsa bakın görün “yandım anam” seslerine karışmış feryatları! Nitekim bazı özel okullar harçları katladı bile!

ÖTE yandan, rastlantı mı bilmiyorum. Fakat gözüme takılıyor. Hemen her gün bir iki dükkânın kapandığını görüyorum. Bazılarına “kiralık” yaftası takılmış..

Dahası büyük alışveriş yerleri dün de vurguladığımca sürekli etiket değiştirirlerken raflarda sizin istedikleriniz değil, onların tercihleri yer alıyor..

KISACA toplum bir badireden geçiyor..  Fakat bu kriz durup dururken çıkmadığı da bir gerçek.  Yanılmıyorsam Trump bile “durun ben size bir kazık atayım da dünyanın kaç bucak olduğunu görün” düşüncesinde değildi! İstediği tek bir papaz Brunson’du! Sonucun bu olacağını kim tahmin edebilirdi ki?

BU nedenle geleceklere yürürken  takılıp düşmek de var koşup hedefe ulaşmak da.

Düşmüşsek düştük..  Birbirimize dayanıp kalkmak, yola devam etmek gerekir..

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (BU NE BİÇİM TOPLUMCULUK?)

Hayvancıların arpaya zamdan dolayı şikâyetleri vardı. İddialarına göre TÜK   Eylül ayındaki eylemlerinden sonra kısmi bir iyileştirme yapmış. Önce 1.50 TL’den başlayan  satış, aylar itibarıyla artarak 1.80 TL’e kadar çıkmış.  Şimdi diyor ki Naimoğulları “biz 1.10’a çekilmesini istiyoruz. Dikkat ama: 1.50 değil! Yada 1.40 falan da değil. 1.10!

PEKİ madalyonu çevirelim. Hükümetin tüm enflasyonist baskılara, “hayvancıya sattığı  Arpa fiyatlarını sübvansiye ederek korumaya çalıştığı gerçeklere karşın, neden bu süreli aylar içinde et,  artık tüketicinin alamayacağı fiyatlara fırladı!

Hep “bana hep bana” derken hayvan üreticileri birliği bu konuda nasıl bir iyileştirme yaptı? Velinimeti olan halkın makul fiyatlarla et satın almasını sağlayacak hangi örgütsel girişimde bulundu? Ki maşallah bakanlık basacak kadar güçlüdürler…

HA, “devlet mi düşünsündü?” “biz işimize bakarız” mı oldu?  Yoksa böylesi bir ortamda “yanan yansın yeter ki ben var olayım” mı?

Böyle bir krizde böyle  toplumsal dayanışma mı olur? Ki hükümet yıllardır hayvancıyı korumak için et ithaline izin  de vermiyor!..