Geçen hafta öncesinde KKTC Merkez Bankası Başkanı’nın, görev değişikliğinden bir gün önce basına verdiği beyanatta, Kredi Garanti Fonu’nun uygulamaya konduğu takdirde bankaların kredi verirken Kredi Garanti Fonu’nun kefaleti ile kredi vermeleri halinde bankaların riskinin, risk ağırlığının sıfır olacağını ve bu yüzden bankaları kredi vermeye teşvik edeceğini, dolayısıyla Kredi garanti Fonu kefaleti ile 150 milyon TL’lik kredi hacmi genişlemesi olacağını açıklamıştı.
Bu açıklama beni doğrusu düşündürdü. Çünkü, bankalarda kaynak sıkıntısı ve dolayısıyla kredi sıkıntısı veya tıkanıklığı olan ülkelerde veya dönemlerde buna belki başvurulabilir. Ki bu da devletin özel şahıslara kefil olması ve risk altına girilmesi ve devlet fon’larının riske atılması açısından her zaman tartışmalı bir konudur. Çünkü sonuçta devletin böyle bir borç yükü altına girmesi, halka rücu edecek bir borç altına girmektir..
Kaldı ki KKTC’de mevduat sıkıntısı ve kredi verme açısından bankaların kaynak sıkıntısı yoktur ki bu yola başvurulsun. Kaynak fazlalığı söz konusudur ve mevcut mevduatlar kullanılamamaktadır.
2017 Nisan itibariyle KKTC bankaları nezdinde halen 17.6 milyar TL mevduat ve 12.4 milyar TL verilmiş kredi mevcuttur. Yani 5.2 milyar TL kullanılmayan mevduat fazlalığı vardır. Mevduata göre kredileme oranı % 70 civarlarındadır ki bu kredileme oranı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere göre çok düşük bir orandır. Bu ülkelerde mevduatların krediye dönüşüm oranı % 100’ün üstündedir. Geçen yıl ortalarında kredileme oranı KKTC’de % 78’lerde iken artacağına gittikçe azalmıştır..
Bu durumda bankaların mevcut kaynakları yurt içinde kullanmaları konusunda Merkez Bankası’nın bankaları teşvik edici başka teşvik uygulamaları yapması gerekir. Çünkü kullanılmayan 5.2 milyar TL’lik mevduat fazlalığının her hâlükârda yurt dışında değerlendirilmekte olduğu açıktır. Bankaların bu miktarı atıl tutmaları mümkün olmayıp, faaliyetlerini verimli ve kârla yürütebilmeleri için değerlendirmeleri gerekmektedir.
Durum böyle iken Merkez Bankası’nın mevduat hacminin krediye dönüşümünü arttırmak için önlem alması gerekmektedir. Örneğin yatırımlara ve üretime dönük kullandırılmalarını teşvik için Faiz farkı Fonu’ndan tespit edilecek bir miktar faiz farkı ile düşük faizli kredileri teşvik etmesi gerekir. Yatırımları teşvik için ve ülke kalkınmasında kullanılması için bu mevduat fazlalığının Yurt içinde kullanılması teşvik edilmelidir..
5.2 milyar TL kullanılmayan mevduat fazlalığı varken, devletin zaten dar Fon kapasitesi ile 150 milyon TL’lik ve Devletin Kefaleti ile özel kişilere kredi hacmi yaratılmasının, – alınacak bu kredilerin dönüşü de, maalesef devlet kefaleti rahatlığı içinde şüpheli olacağından – Hükümetlerin mutlu bir azınlık daha yaratmak politikalarına hizmet etmekten başka bir işe yaramayacaktır kanaatindeyim. Çünkü halen KKTC’de 12.5 milyar TL kredi almış bulunan vatandaşlar her türlü kefaletlerini kendi öz kaynaklarından karşılamakta iken, bu yeni teklifle 150 milyon TL’lik dar kapsamlı bir zümreye kredinin ‘devletin kefaleti’ ile yapılabilecek olması, genel kamu yararı açısından olumlu bir sonuç doğuramayacağı gibi adil bir yöntem de olmayacaktır.
Zaten bir taraftan mevduat kaynağı bol miktarda bankalar nezdinde dururken, ve diğer taraftan Maliye Bakan’larının açıklamalarına göre Devletin harcamaları için 2000-2016 yıllarında borçlanılan toplam tutar 17 milyar TL’ye ulaşmışken ve ödeyemez duruma düşmüşken bu kefalet yöntemi dolayısıyla Fon kaynaklarından biri olarak Devlete ek ve hazine borçlarına yeni bir borç yükü yüklenmesi bu halka yazık ve günah olacaktır.
Kaldı ki kredileri Merkez Bankası teşvik etmek isterse, bankalar nezdindeki 5 milyar TL’lik mevcut olan çok yüksek mevduat fazlalığının bir kısmını ‘üretime ve yatırıma’ yönelik olarak kullandırabilmek için, düşük faizli kredi ile kredi hacmi kapasitesi genişletilebilir. Hem de daha az bir teşvik fonu miktarı ile çok daha geniş bir kredi hacmi açılmış olur ve genel üretim sektörleri, küçük esnaf kredileri ile küçük işletmeleri yani halkın geneline hitap edecek şekilde Faiz Farkı Fonundan destekleyebilir. Ülke kaynakları da yurt içi üretim ve yatırımlarına döndürülebilir ..
Türkiye’de Devlet Kefaleti Fonu ile bir miktar kredi uygulaması başlatılmış bulunmaktadır. Ancak Türkiye’de toplam krediler, toplam mevduatları aşmıştır ve mevduatların krediye dönüşüm oranı % 120-125’lerdedir. Yani mevduatların tümü kullanılmış ve toplam mevduat miktarının üzerinde bir kredileme söz konusudur.. Türkiye’de Mevduatlar toplamı 1.5 trilyon TL, toplam krediler ise 1.8 trilyon TL. Yani mevduat sıkıntısı söz konusudur. Mevduat artışları son 5 yılda kredilerden daha düşük oranda artmaktadır. Kredi artışı ise mevduat artışına göre %30 fazla seyretmiştir. Ve bankalar eksikliği yurt dışından gelen veya sağladıkları dış kaynakları kullanarak kredi artışını karşılamaya çalışmaktadırlar. Dolayısıyla geçen yıl ve bu yıl bankaların kaynak sıkıntılarına yardımcı olunması için Devlet kefalet Fonu ile bir miktar karşılanmaya çalışılmaktadır.
Banka kaynaklarının iç kaynaklar açısından yarattığı sıkıntılar gerek bankacılık çevrelerinden gerekse Hükümet yetkilileri tarafından da çeşitli vesilelerle ifade edilerek mevduatların ve çeşitli Fon kaynaklarının artışının yükseltilmesi için çaba harcanmakta, Kredi artış oranının ise düşürülmesi gereği üzerinde çalışılmaktadır. Sigortacılık sektörünün de teşvik edilmekte olması, bu kapsamda iç kaynakların artışı içindir. . Dış kaynak ihtiyacına bağımlı kalmamak için..
Tabii TL faizlerinin enflasyona göre yeterli getiri vermemesinin de mevduat artış oranını azaltma nedenlerinden biridir. Ancak Türkiye bir dünya ülkesi ve güçlenen büyük ekonomisi ile kalkınma hamlesi içinde olan Ortadoğunun en güçlü Ülkesi olarak, bir çok siyasi nedenlere rağmen bankalara devamlı dış kaynak girişi sözkonusudur.
KKTC’de ise durum malûm.. Hükümetlerde İcraatlar malûm.. Halkı , ülkeyi düşünen maalesef yok.. Mevduat fazlalığı bile Ülke’ye dönük kalkınmada ve üretimde kullandırılamamaktadır. Her yönüyle yazık ediliyor halka..
































