Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Aydın mısın? Aydın Aydınlatır Sen Neyi-Kimi Aydınlatıyorsun?

Rıfat Ilgaz ismi  ile ilk kez çocuk kahkahalarımı eskitmeden barındıran Hababam Filmlerinde tanışmıştım.

O sürelerde bu isim benim için hep kahkahayla yan yana duran, komik bir anlam ifade ediyordu. Yıllar sonra bile Hababam tadındaki kahkahalarım hiç eksilmedi.

 

Bu kez de oğullarımla saçma sapan tv dizileri görmek yerine bütün Türk toplumuna mal olmuş isimleri, replikleri, efsaneleşmiş karakterleri seyrediyor ve hep birlikte kahkaha atabilmenin keyfini sürüyoruz o filmlerde..

Jenerasyon değişse bile değişmeyen şeylerin varlığını hissetmek de bir başka keyif veriyor bana. Demek ki öyle üretimler var ki hiç eskimeden bir sonraki nesilde de gücünü devam ettirebiliyor.

 

Rıfat Ilgaz benim için sonraları Hababam filmlerinden çok daha farklı bir hal aldı.

Diğer eserlerini okuduktan sonra yukarıdaki “Aydın mısın?” şiirinin şiirselliğinden öteye beni buluşturduğu nokta ile hayatımdaki en önemli anımsatmaları yapan sözlerini kazıdı ilk gençlik yıllarıma.

Her satırını belleğime işleyerek yaşam kavgasındaki duruşları, aydın ya da entellektüel olabilmenin ne demek olduğunu sorgulatmıştır bana her okuduğumda.

Rıfat Ilgaz bu şiiri 1968 yılında yazmış.

Şiirin başlığını ise bir silah gibi çevirmiş insanın üzerine.

 

Yıl 2017’de etraf aydınlatamayan aydından geçilmez ve o aydınlatamayan aydınların duruşları bir Aydın Havası’ndaki oyundan ibaretken Rıfat Ilgaz düştü yine payıma.

 

Bu kez kahkaha attırmadı, “Hiç mi birşey yapılamıyor, o zaman bostanda bir korkuluk ol ve işe yara” dedirtti bana…

 

Bu benzetmeler, toplumda “orada bostan korkuluğu gibi” durma ile dilimize yerleşmiş kalıplar altında aslında hiç bir işe yaramayan duruşlarımızın olmasını da işaret ediyordu.

 

Bu anlamda benim için çok dokunaklıydı bu sözler.

Kolların iki yana açılması bile aslında bir eylemdir.

İnsan ancak hareket edebildiğinde birşeyler yapabiliyor değil mi?  İnsan acank hareket ettiğinde zinirlerinin farkında da varır…

 

Belki şu anda ne Rıfat Ilgaz’ ın Türkiye’si, ne Kıbrıs, ne de dünya 1968 kuşağındaki ortamda değil. Ancak facebook profillerinde “büyü de baban sana idamlar alacak” diyen şarkılarla daha 17’sinde idam edilen Erdal Eren paylaşılmakta. Deniz Gezmişlerin her sözü, her videosu, her fotoğrafı her an yanı başımızda… Barlarda eller havada Cia Bella söylenmekte. CHE, karizmatik fotoğrafı ile profilleri, tişörtleri süslemekte. En çok bağırıp, şikayet eden kendini en büyük devrimci sanmakta. Oysa öyle bir çark ki herkes aynı dişliler arasında ve o çarka çomak sokacak bir iş yapamamakta…

 

Ancak gelinen noktalarda hala aydınlanamayan bir ülkede yaşadığımız ve bu şiirlerin gücünü kaybetmeden bugüne ulaşması gerçeği var.

Bu şiirdeki yurdun zorluk altında kuşatılması, sel sularının toprağı götürme riskleri, yolların kesilmesi, alanların sarılması nasıl da bu şiiri güncelleştirebiliyor yeniden.

Sadece görünen ve okunan tehlikelerin kelime anlamlarını kastetmiyor elbette.

En büyük savaşlar cephede, topla-tüfekle ya da günümüz dünya ülkelerinin silahlanmaya ayırdıkları o devasa paralarla stokladığı çoook modern silahlarla yapılmıyor. 

 

İnsanlığın gelişmiş teknolojiler ile yarattığı bu savaş dünyasında neye yarar bilimin ilerlemesi? Açlık,sefalet sömürge ve insan eli ile yaratılan korkunç dengesiz bir düzenin toprağında yaşamanın neresinde saklı gelişmişlik?

 

İnsanın doğanın dengesi ile bile oynadığı, o bitmek bilmez, azgın istekleri karşısında sakatladığı ruhu ile ile gelmiş olduğu nokta mıdır hareket etmek, yaşamak, aydınlanmak?

 

Ne yazık ki dünya artık yeni baştan bir AYDINLANMA ÇAĞI ile karşılaşmayacaktır.

Tarih kitaplarına tarihçiler bazı ülkeleri büyük harfler ile geçireceklerdir. 

 

Kimse kusura bakmasın ama ülkemiz ve de dünyamız bizim yaptığımız gibi kuru laf üretmekten daha çok birşeylere muhtaçtır. 

Her yer kendi toprağına benzemeye muhtaçtır.

Kendi şarkısına, şiirine, şivesine, yemeğine, kendi duruşuna muhtaçtır.

Bu Kıbrıs, Afrodit’ine, Adonis’ine muhtaçtır.

Yasemininine, şinyasına muhtaçtır.

 

Bu ülke elleri kavuşturup entellektüel sohbetlerden öteye, aydınlatmayı ötekileştirmek olarak algılayan insanların silkinmelerine muhtaçtır.

Kitaplarda yazan bilgileri bilmiş tavırlarla sıcak odalarda sunmak yerine bostanda korkuluk olup kargaları korkutabilecek bir harekete muhtaçtır.

 

Aydın olanın en azından etrafını aydınlatması beklenmez mi?

Aydın olanın yaptıklarıyla ürettikleriyle başka yaşamlara ışık tutması gerekmez mi?

Aydın nedir?

Kimdir aydın?

Aydınlanamayan bir ülkede aydınlar karanlıktalar mı, yoksa aydınlığa çıkmaya korkuyorlar mı? Hani nerde aydınlar, kimi, neyi veya nereyi aydınlatıyorlar;…

 

Ne dersiniz oturduğumuz entel cafe!lerden daha iyi bir mekan olabilir mi bostanlar?.

En azından toprağımıza, ektiklerimize dadanan kargaları kaçırmaya yarayabiliriz.

Lugatlarımızdaki bol salçalı kelimelerden daha çok gücü olabilir belki mücadele edebilme inancı ile sarsılabilmek.

 

Neme lazımcı bir burun büyüklüğünden geçilmezken etraf, karanlıkta kalan bir ülkenin zifiri yalnızlığı ile gözgöze gelebiliriz belki.

 

Aydınlanamayan bir ülkede aydın duruşu sergilemek ne kadar samimidir bilemem?

Bu entel- dantel duruşlar ile toplumda yaratılan sahte grupcuklardan kimse aydınlanamıyor işte.

 

Kargalar bile gülüyor halimize…

———————————————————————————

 

AYDIN MISIN?

 

Kilim gibi dokumada mutsuzluğu

Gidip gelen kara kuşlar havada

Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden

Tabanında depremi kara güllelerin

Duymuyor musun

 

Kaldır başını kan uykulardan

Böyle yürek böyle atardamar

Atmaz olsun

Ses ol ışık ol yumruk ol

 

Karayeller başına indirmeden çatını

Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm

Alıp götürmeden büyük denizlere

Çabuk ol

 

Tam çağı ise başlamanın doğan günle

Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden

Her satırında buram  buram alın teri

Her sayfası günlük güneşlik

Utanma suçun tümü senin değil

Yırt otuzunda aldığın diplomayı

Alfabelik çocuk ol

 

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış

Tel örgüler çevirmiş yöreni

Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende

Benden geçti mi demek istiyorsun

Aç iki kolunu iki yanına

Korkuluk ol

 

RIFAT ILGAZ