Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kraliçe penceresinden John kulesine

Böyle mayıs aylarında dağlar güzeldir.

Havalar serin ve zaman zaman yağmurlu olur.

Dağlara yağmur düşünce toprak kokusu sarar memleketi ki bir başkadır.

Henüz yaz sıcakları başlamadan Beşparmaklarda serin rüzgarlar şarkı söyler.

St. Hilarion serin rüzgarların durak yeridir.

O kalenin taş penceresinden bakıldığında,  ki “Kraliçe Penceresi” olarak bilinir, Akdeniz’e uçası gelir insanın bir kuş misali, evet tam da böyle…

Uçanlar vardı!

Lüzinyan döneminde yaşamış Rum tarihçi Mahera’nın anlattıklarından yararlanalım.

Kıbrıs’ta dönem genç Kral II. Peter’in dönemidir.

Ana Kraliçe  “zehirden de zehir” Eleanor’dur.

Antakya Prensi John de Lusignan, II. Peter’in amcasının oğludur ve veliaht prenstir.

Tarih 1374.

Hangi aydı bilinmez ama belki böyle mevsimlerdi, bahar ve muhtemelen St. Hilarion serin rüzgarlar altındaydı.

Ana Kraliçe kafayı veliaht prense takmış onu öldürtmek niyetindeydi; bu niyetini de plana dökecekti.

Prens Lüsingnan’ın kaldığı yer olan St. Hilarion’daki askerlerin çoğu Bulgarlardan oluşuyordu.

Olaya gelirsek,

Kalbi fenalıkla dolu Ana Kraliçe, bir gün prens ile buluşur ve onunla sözde barışık kalacaklarına dair yemin ederler.

Buluştukları yer Boğaz yakınlarında bir yerdir.

Bu anlaşma üzerine her iki taraf yerlerine çekilir, Ana Kraliçe Lefkoşa’ya, prens de St. Hilarion’a.

Kraliçenin planı yürümektedir.

Aynı günlerde prens, Kraliçe’den bir mektup alır.

St. Hilarion ile Lefkoşa arası ne kadar ki.

Mektup yarım günde ulaşmış olmalı…

Mahera’nın anlattıklarına göre, Ana Kraliçe’nin mektubunda prensin dikkati Bulgar askerlerin üzerine çekilir.

Bu askerlerin prensi öldürmek niyetinde oldukları fikri sokulmaya çalışılır prensin aklına.

Ana Kraliçe ile barışık kalma yemini eden prens ona safça güvenmektedir.

Aklına giren zehir, fikrini de şekillendirmiştir…

Bir gün, St. Hilarion’un en tepesinde, bugün de “John Kulesi” olarak bilinen kulede prens koltuğunda otururken, zehirli fikrini hayata geçirmeye başlar.

Bulgar askerleri tek tek odasına çağırır ve onları tek tek pencereden aşağıya, o derin uçuruma yuvarlar.

Askerlerden bir kişi hariç hepsi ölür.

Denildiğine göre hayatta kalan kişi çok uzun yaşamış…

Diyeceğim, St. Hilarion’un neresinden bakılırsa bakılsın, yer mavi gök mavidir; insanın kuş misali uçası gelir.

En güzel kaledir St. Hilarion.

Zamanında Arap istilalarından buraya kaçıp yerleşen keşiş (St. Hilarion) de, bu serin rüzgarların zevkini yaşamıştır.

Ve oradan gelip geçenler de.

Bulgar askerler hariç…

Veliaht prense ne oldu derseniz,

Lefkoşa sokaklarında Ana Kraliçenin planı çerçevesinde kellesi kesildi ve gözyaşları arasında Baf Kapısı civarındaki Dominic Manastırına gömüldü…

Böyle mevsimlerde Kraliçe Penceresinden Akdeniz’e uzanmak; biraz mavi olmak güzeldir.

Oraları her mevsim serin rüzgarlar altındadır…