Bir 20 Temmuz daha geldi geçti…
Herkes bir muhasebe yaptı, biz de yaptık…
43 yıl donra bu durumda olmamalıydık dedik, eleştirimiz bu…
Kazanımları inkar etmeyiz. Edilemez de…
Özgürlükse özgürlük…
Cana, mala kasteden bir tehdit yok… Güvenlik tamam…
Sınırları belli bir toprak parçası….
Ve ciddi bir hazır kaynak…
Tüm bunlardan sonra bize kalan doğru düzgün bir sosyal devlet, bir hukuk devleti kurmaktı….
Ambargoydu, izolasyondu, devlet tecrübesizliğiydi tamam ama, her türlü engele rağmen büyük avantajlarımız vardı.
Yani sıfırdan başlamamıştık…
Ama yanlış başladık…
Bir yandan CHP’nin o günkü romantik ekonomi anlayışıyla, tüm ipleri devletin, daha doğrusu siyasetin eline verdik. Serbest piyasa, rekabet oluşmadı.
Sonra, ganimet paylaşımında adaletsizlikle işe koyulduk, arkası geldi…
Siyasetin temeli dağıt-kazan oldu…
Öyle fazla idealist olmaya falan da gerek yoktu…
Seçildiğin gün, bir sonraki seçimi düşünür, onu garantilemeye odaklanırsan, yıllar yılı bir koltuk bulurdun…
İzlenen politikaların merkezinde, devletin çıkarı, halkın yararı değil, eş, dost ahbap, partili çıkarı vardı.
Sonuçta, o doğru düzgün, ahlaki, çağdaş devlet yönetimi yerine, çarpık bir sistem kuruldu…
Eldeki, avuçtaki bitti, sonrasında akmaya devam eden kaynak da aynı şekilde geldiği gibi tükendi.
Bakmayın şimdiki nüfusa, taş çatlasa 200 bin kişinin sağlık, eğitim ihtiyaçları bile karşılanamadı. Ne kurumlar, ne hizmetler çağdaşlaşamadı…
Sadece devlet yönetimi mi, her alanda kişisel, zümresel çıkar gözetildiği için, sivil toplum da dejenere oldu.
Eskiden sahip olduğumuz adalet duygusunu da, demokrasiye olan inancı da, güveni de kaybettik…
Bu tabloyu kimse inkar edemez.
Ama buna kim izin verdi? Böyle olmasını çoğunluk talep etmedi mi?
Halk kitleleri durumundan memnun olmasa, böyle bir çarpıklık kırk yıl boyunca sürebilir miydi?
Çoğunluk istedi, siyaset kendini buna uydurdu, olan bu…
Şimdi konu kutlamalara gelince, “böyle bir durumu niye kutlayalım ki” yorumları yapılıyor.
İşte buna katılmıyorum.
Kutlamaların halktan kopuk olması, küçük bir azınlığa hitap etmesi, sadece protokolden ibaret olması eleştirilebilir. Ancak, kötü yönetiliyoruz diye özgürlükten bahsetmeyelim mi? O özgürlük için emek verenleri anmayalım mı? Ben böyle bir mantığı kabul edemem.
Bu kendini inkar etmek olur…
Eğer düzeltmek, iyileştirmek için hiçbir çaba göstermez, ülkenize sahip çıkmazsanız, kaderinize mahkumsunuz demektir.
Bu da varolan statükonun devamından başka bir işe yaramaz…
Çünkü statükonun bekçileri, sizin kadar pasif değil.
Onlar bu düzeni sürdürmek için canla başla çalışıyor….
Eğitimden sağlığa, ekonomiden çalışma hayatına her alanda sorunlar var diye, devlet kötü yönetiliyor diye devleti mi reddedelim?
Ya reddettiğimizde ne olacak? Bu topraklarda yaşamaktan vaz mı geçiyoruz? Öyle bir durum yok…
O halde ortada yanlış bir mantık var.
Ha, 20 Temmuz’un getirilerini reddetmekse maksat, bunu açıkça söylesin söyleyen.
Kadercilikle, suçu başkasına atarak, reddederek yapılan eleştirinin maksadı başkadır ve bunun da KKTC’nin refahıyla, kalkınmasıyla, sisteminin düzelmesiyle falan da alakası yoktur…
_______________________________________________________________________________
YERİN KULAĞI VAR
YENİ ADIMLAR NETLEŞİYOR:
Görüşme masasının çökmesi üzerine Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin atacağı yeni adımlar ve yeni yol haritası yavaş yavaş netleşiyor. İlk adım olarak kapalı Maraş’ın iskana açılması geliyor. Keşke bu adım çok önceden atılabilseydi. Yıllarca kaderine terkedilmiş Maraş bugün hem çözüme katkı için elimizde önemli bir koz olurdu, hem de bu halde olmazdı…
BECEREMİYORUZ:
Türkiye’den gelen su konusunda yapılan eleştiriler, verilen kavgalar hala belleklerimizde. Özellikle de suyun yönetimi konusundaki tartışmalar tarihin en geniş tabanlı hükümetinin yıkılmasına sebep oldu ama, “biz bu işi yaparız” diyenler de sınıfta kaldı. Binlerce ton denize akarken, birçok bölge alamadıkları su yüzünden isyanlarda. Demek ki, lafla peynir gemisi yürümüyormuş….
BİRAZ GERÇEKLERE YAKLAŞSALAR:
20 Temmuz nedeniyle eylem yapmak isteyen Dayanışma Aktivistlerine polis izin vermemiş. Düşüncelerini ifade etmelerine saygı duysam da, onlar da bilecekler ki, toplumun büyük bir bölümü bu konuda hassas… Böylesi bir günde “bazılarının acıları üzerine kutlama yapılmaz” gibi söylemler, çoğunluğu rahatsız ediyor. Öyle olunca da, bu arkadaşların insiyatifleri büyümüyor, yüzde 1’lere bile ulaşmıyor, adayı birleştirecek anlayışı da geliştiremiyorlar… Keşke biraz da Kıbrıs Türkünün çektiği acıları anlamaya çalışsalar… O zaman savundukları ortak vatan duygusu çok daha anlam kazanır…
BU RAHATLIĞINI KIRIN ŞU ADAMIN:
Ben artık bu Anastasiadis’in suçlama oyunlarından bıktım, istiyorum ki bizden de birileri ondan daha yüksek sesle konuşsun ve bu adam artık bu saçmalıkları söyleyemesin. Masaya dönmek için “İyi ön hazırlık, Türkiye ve bir kısım Kıbrıslı Türk’ün zihniyetini ve tezlerini değiştirmesi” şartlarını öne sürmüş… Sus be kardeşim, sen 650 asker yerine 40 bin askeri nasıl tercih ettiğini anlat kendi halkına…
TAK MI YAPMIŞ?:
DPÖ bir açıklama daha yaptı, büyümede dünya ikincisi olduk yorumu hatalıymış, haberin yayına verilişi sırasında bu hata oluşmuş. DPÖ, TAK’ı suçluyor. TAK’a KKTC’nin değerlerini diğer ülkelerin büyüme oranlarıyla birlikte veren DPÖ değilse, TAK’ın bir açıklama yapması şart. Böyle sansasyonel bir hata nasıl yapılır? Ekonomiyi yardımcı ders olarak alan biri bile güler bu karşılaştırmaya… Peki ama, ithalat vergisi artışı büyümeye neden oldu diyen de mi TAK? Çünkü, bu da en az diğeri kadar acemice…
YANİ HAKLARINI VERELİM:
Asgari ücrete 155 lira zam geldi. Bu bir yıl içinde ikinci artış. Toplamda 317 liralık artış… Yani UBP’yi ve DP’yi ne kadar eleştiriyor olsak da, emeğin partisi CTP’nin yapamadığını yaptıkları da ortada.
_____________________________________________________________________________________________
ZİRVEDEKİLER:
Mete Tümerkan: “Ya hepsini kontrol edecekleri bir yapı, ya da böyle kalsın anlayışı Rum tarafında kararlar alınırken hep belirleyici oldu. Hedef hiç değişmedi. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dönüştürdükleri bir Rum Cumhuriyeti olarak devamını sağlamak ama bu arada da tüm Kıbrıs’a hakim olmak…Kesinlikle Kıbrıslı Türklerle bir yetki paylaşımına gitmemek. Siyaset sahnesindeki figürler değişti ama anlayış hiç değişmedi…”
DİPTEKİLER:
Nikos Koçias: Adam hep listemizde… Yine saçmalamış. Diyor ki, “çözüm olmayacağı ortaya çıktı ama, birleşik bir Kıbrıs’ın, normal modern bir ülke, tamamen egemen, toprak bütünlüğüyle tam bağımsız olması umudu var ve müdahalenin yıldönümü bu umut kıvılcımlarıyla aynı döneme denk geldi…”. Anlayan beri gelsin… Eğer bir tercüme hatası yoksa, Koçias başka bir boyutta yaşıyor demektir…
































