Korona yasakları nedeniyle iptal edilen düğünler ardı ardına Ağustos ayının son, Eylül ayının ilk haftası arasına sıkıştırıldı. Sonrasında ise yine büyük hayal kırıklıklarıyla vakaların patlamasının ardından düğünler yine yasaklandı.
Bu sürede sevdiğim insanların düğünlerine fırsat buldukça gittim. Alışılagelmişliğin dışında sönük, tenha ve coşkusuzdu düğünler. Tıpkı mezuniyet törenleri ve maçlar gibi. Bir düğünde tebrik için sıra beklerken, önümde gelin hanımın çok yakın arkadaşı olduğu anlaşılan genç bir kız gelini tebrik etmek için hamle yaptı. Kollarını kocaman açmış, sevinçle ve sevgiyle, gözleri dolu dolu arkadaşının en mutlu anını paylaşmak için sarılmaya çalıştı. Gelin hanım ise yapılan uyarılar sonucunda haklı bir sebeple geri çekilerek kollarını göğsünde birleştirdi ve sarılmamaları gerektiği uyarısını yaptı. Tebrik etmeye çalışan kız heyecanla ortada şaşkın şakın kaldı, hafif bozuldu, afalladı ve dümdüz devam etmek zorunda kaldı. Biz de onun arkasından insandan korkan, virüs bulaşma mesafelerini koruyarak abuk subuk bir şekilde, kendimizi aptal gibi hissederek garip bir şekilde sıra ile tokalaşmadan sarılmadan , öpüşmeden tebrikten indik.
Bu virüs insanlığıa ne çok zarar veriyordu. İnsanı insandan koparıyor, dostça sarılmaları, aşkla kucaklaşmaları, sevgiyle yakınlaşmaları yasaklıyordu. İnsanı insana düşman yapıyordu. İnsanın gülüşü maskeler arkasında, diğerini potansiyel hasta gibi görerek, korku, endişe, kaos yaratıyordu.
Aslında hepimiz bir sınavdan geçiyorduk. İnsanlığın hem virüsle, hem değer yargılarıyla, hem de kendisiyle yaptığı bir sınavdı bu.
Dünyaca ünlü dilbilimci ve aktivist Noam Chomsky, DiEM25’in internet üzerinden gerçekleştirdiği “Koronavirüs sonrası dünya” isimli söyleşisinde

“Koronavirüsün iyi yanı, belki de insanları nasıl bir dünya istediğimiz konusunda düşünmeye itmesi olacak. Koronavirüs öncesi sosyal yakınlıklar yüzeyseldi ve insanlar birbirinden yalıtılmış haldeydi’’ dedi.
İnsanların nasıl bir dünya istiyor konusundaki soruyu yanıtlamaları elbeteteki uzun , acılı ve sancılı bir şekilde gerçekleşebilir. Bu soruyu sorabildiğimizden ya da yanıtları doğru bir şekilde arayabildiğimizden emin değilim. Aynaya bakıp da yıllarca uğraştığımız şeylerin bir toz zerreciği gibi uçup gitmesi, maskelerin altındaki yüzlerin görünmesi, yüzleşme, hesaplaşma, fil dişinden kuleleri yıkma hiç de kolay değil.
Ünlü psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Haberturk.com için kaleme aldığı yazıda koronafobi, pseudocorona (sahte korona) gibi yeni hastalık tanımlarına dikkat çekti. Çin tecrübesini anlatan bir rapora atıf yapan Tarhan, “Sosyal mesafeyi açalım ama psikolojik mesafeyi daraltalım” diyerek bizleri bu konuda uyarıyor. Duygusal, düşünsel olarak birbirimizden , sevdiklerimizden uzak düşmek en büyük cezalardan bir tanesi olsa gerek. İnsan, çocuğuna, eşine, dostuna, sevgilisine, anasına, babasına ve kendisi için değerli olana, sevgisini el ele, göz göze, diz dize, dans ederek, kucaklayarak, öperek, sevişerek ifade edebilen etten, kemikten, sinirden yapılmış bir varlıktır.

Nevzat Tarhan, yine aynı röportajında şu uyarılarda bulunuyor:
Sosyal izolasyon kısıtlamaları gittikçe artıyor ancak buna paralel insanlarda yetersizlik, kuşatılmışlık duyguları, çaresizlik ve belirsizlik duygularının eşlik ettiği psikolojik izolasyon da artıyor.
Korkulan şey olmaya başladı, biz uzmanlar insanları enfeksiyondan korumaya çalışırken panik, depresyon ve paranoyanın gri alanına mı itiyoruz diye düşünmeye başladık. ABD’de silah satışları artmış ve Google’da dinî sitelere giriş artmış. İnsanlar bilimden çare bekleme konusunda panikteler.
Gerçekten insanlık tarihinde ve hatta sanayi devriminden sonra en büyük bir krizi yaşıyoruz. Sanki her şey ekonomi dahil, çuvalladı. Her şey yeniden yapılanacak, mühendislikte bile biyomühendislik, moleküler biyoloji genetik dalları iş ve meslek alanı olarak yükselecek.
Ekonomistler “Soru biyolojiden çıktı ileriyi göremiyoruz” diyorlar. Sağlık sektöründe yoğun bakım yatak sayısında özelin payı %60 idi devlet de sağlık sektöründe yatırımı artırmak zorunda kaldı ve uzmanlığı teşvik etmek gerekiyor. Yoğun bakım uzmanlık dalı olarak Türkiye’de yoktu ilk fırsatta kurulmalıdır.
Bütün bu yaşananlar psikososyal travmadır, afet tıbbının kapsamı içinde değerlendirilir.

İnsanın psikobiyolojik doğası bir melodramı bir komediden daha çok dikkatle algılamaya göre programlanmıştır. Herkes sakin çalışırken sıra dışı sesler olsa herkes işi bırakıp dikkatini ona yöneltir. Evrimsel psikolojide sağ kalım dürtüsü ve yaşam kalım uyumu için bu gereklidir. Bunu beynimizden stres hormonların salgılanması sebebine borçluyuz.
31 Mart tarihli Medscape’de yayınlanan bir yayına göre toplumların %70’i klinik düzeyde korku, kaygı ve endişe hissediyorlar. Yeni hastalık tanımları da yapıldı koronafobi, pseudocorona (sahte korona),korona paranoyası olarak…
Çin tecrübesini raporlayan COVID-19 raporunda bir söz var “Pandemi sosyal izolasyonla değil sosyal işbirliği ile yenilir” diye. Bu şu demektir: “Sosyal mesafeyi açalım ama psikolojik mesafeyi daraltalım.”
Sadece psikoloji profesyonelleri değil herkes iki kavramı evinde işyerinde sosyal çevresinde yaygınlaştırmalıdır. Bu iki değer “Şefkat ve Nezaket”tir. Herkes birbirini incitmemeye, ne söylediği kadar nasıl söylediğine de özen göstermeye dikkat etmelidir. Özgürlüğümüz kısıtlandı doğru ama insanlığımız kısıtlanmadı ki. Haz ve hız çağında idik ama bazı zevklerimizi, keyiflerimizi terk etmek zorunda kaldık. Ancak zihinsel esnekliğimiz devreye sokup yeni alternatifler geliştirebiliriz.
Dinozorun tarihten silinmesi küçük kafaya büyük zırha sahip olması nedeniyle idi. İnsanın aklı ve zihni ona medeniyet kurdurdu. Belki de bu yaşananları insanlık için felaket değil “Geliştiren Travma” olacak. Uyum yeteneğimizi harekete geçirelim doğada güçlü olanlar değil uyum sağlayanlar sağ kalmışlar ve kazanmışlardır.
Özetle evimizde, ailemizde, işyerimizde ve kendimize karşı dahi, şartlar ne olursa olsun, ümit veren lider olmalıyız.
Bu visüsü atlatıp, korkularımızı yenene kadar, sevdiklerimize sıkı sıkıya , dünyayı kucaklar gibi sarıldığımız, birbirimizden hastalıklı gibi kaçmadığımız, kucaklaşmaya , öpmeye, bir olmaya, sevmeye, sevişmeye kadar sosyal mesafemizi koruyalım ancak sevdiklerimizle aramıza düşünsel, duygusal, psikolojik mesafeler koymayalım. Her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var birbirimizi anlamaya, bedenen uzak dursak da birbirimizle yakınlaşmaya. Birbirimizden korkmadığımız, uzaklaşmadığımız o güne kadar içinizdeki insan sevgisini saklı tutun. Dünyanın iyileşmesi için buna ihtiyacı var.
































